ⒶZeitung/Gazete-ⒶZeitschriften/Dergi

Propaganda Yayınları Google Books‘ta

Propaganda Yayınları kıtaplarına bundan böyle, Google Books/Google Kitaplar ile de erismek mumkun olacak..

- Vicdani Ret Aciklamaları Almanagi
- Kara Dergisi Seçkisi
- Efendisiz Dergisi Seçkisi
- Ateş Hırsızı Dergisi Seçkisi
- Türkiye‘de ve Dünyada Vicdani Ret
- Yayın Kolektifi Seçkisi
- Amargi Dergisi Seçkisi
- APolitika Dergisi Seçkisi
- Türkiye‘de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri
- Ateizmi Anlamak

Boylelikle, iTunes, Barnes&Noble ve Kobo gibi belli basli e-kitap dagiticilarinin yaninda, artik Google Books‘ta da bize ulasabileceksiniz. Ayrıca, yakında kitaplarımız Google Play‘de yer alacak.

Kitaplarimiz, hala ve inadina, ucretsiz. Yayinevimize katkida bulunmak isterseniz, bize her zaman websitemiz üzerinden paypal ve kredi kartıyla bağış yapabilirsiniz:

http://propagandayayinlari.net

Qijika Reş oku

http://www.imgbox.de/users/public/images/NQygZyNXb2.jpg

Qijika Reş`in çıkan dört sayısını sunuyoruz.

SAYI 1 : PDF OLARAK

SAYI 2: PDF OLARAK

SAYI 3 : PDF OLARAK

SAYI 4 : PDF OLARAK

Propaganda Yayınları: yaz biterken, e-kitaplar….

http://www.imgbox.de/users/public/images/gM5poCuB4d.png

Propaganda Yayınları, 2011 yılı başında kurulmuş, Türkiye‘nin ilk (ve maalesef tek) politik e-kitap yayıncısıdır. Kar amacı gütmüyor ve eserlerimizi matbuu bir yayınevinden beklenecek titizlikte ISBN numaralı yayınlıyoruz.

Yaz biterken, yayınevimizi ve kitaplarımızı anımsatmak istedik.

Propaganda Yayınları, bu topraklarda özellikle vicdani ret ve anarşizm üzerine yaptığı derlemelerle öne çıkmaktadır. Vicdani Ret Açıklamaları Almanağı ve 5 ciltlik Türkiye‘de Anarşist Düşünce Tarihi derlemeleri, sözü edilen konulara eğilen araştırmacılar için başucu kaynağı olabilmiştir. Benzer şekilde Barış Esmer‘in kapsamlı ve titiz çalışması Türkiye‘de ve Dünyada Vicdani Ret de vicdani ret meselesi güncel politikada ağırlığını korurken, git gide daha da önem kazanmaktadır.

Yayın Kolektifi‘yle ortaklaşa hazırladığımız Seçki de, Kolektif‘in 2012 başı itibariyle yayınlanmasına önayak olduğu eserlerden bir derlemedir.

Propaganda Yayınları olarak Türkiye‘de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri adlı araştırmayı yeniden bastığımız için mutluyuz. Yıllar önce ancak yurtdışında yayınlanan, Türkiye‘de yasaklanan bu araştırma, Türkiye‘nin politik geçmişine ışık tutuyor.

Yaz başında yayınladığımız Ateizmi Anlamak ise Türkiye‘de bir ilk. Bu topraklarda, ateizm genel başlığı altında yazılan ilk kitap. Bu kitap, İslam karşıtlığına kendini kısıtlamıyor, ateizmin bir düşünce olarak ne olduğunu ve olmadığını sakin ve olgun bir üslupla anlatıyor. Ateizmi Anlamak, şu ana kadar en çok ‚’satan'‘ kitabımız, yaklaşık üç bin kopya aşağı yukarı üç ay içinde sitemizden edinilmiştir. Gelen yoğun ve ısrarlı istekler üzerine, istisnai olarak, bu kitabı matbuu bir şekilde de (maliyetine) satmaktayız.

Propaganda Yayınları e-kitapları, iTunes Music Store, KoboBookstore, Barnes and Noble nookstore gibi büyük e-kitap satış sitelerinde de ücretsiz olarak ‚’satılmaktadır'‘.
Daha önce de dediğimiz gibi, e-kitaplarımız ücretsizdir, değirmenimizin çarklarının biraz daha rahat dönebilmesi için paypal kullanarak (kredi kartınızla) bize bağışta da bulunabilirsiniz. Bunun için sitemizin anasayfasını ziyaret etmeniz yeterlidir.

Yayınevimiz hakkında bilgi almak ve e-kitaplarımızı ücretsiz edinmek için sitemizi ziyaret edebilirsiniz: propagandayayinlari.net

[propaganda] ‚Ateizmi Anlamak‘ Propaganda Yayınları‘ndan Çıktı!

Ateizmi Anlamak

Aydın Türk

http://www.imgbox.de/users/public/images/XpP2FSyVsv.jpg

Toplumsal muhalafet denilince aklımıza gelen politik gruplar genelde sol cenahın çeşitli ideolojileri (Marksizm, Leninizm, Liberterizm vs) ile yeni sosyal hareketleridir (feminizm, GLBT hareketi, hayvan özgürlük hareketi vs). Bu politikaları savunup, gündelik ya da siyasi mesaisinin çoğunu bu mücadelelere adamış bir çok aktivistin ve eylemcinin aklına, ateizmi yukarıdaki sosyal hareketler listesine eklemek gelmez. Kimi, yavan bir şekilde, ekseri yanlış okunan, Marks‘ın o ünlü sözünü anımsatır, kimi de ‚gönül meselelerinin‘ güncel ve kuramsal siyasete girmemesi gerektiğini düşünür. Dahası, tüm bu siyasi tartışmaların ötesinde, ateizm bir düşünce ve felsefe olarak ele alınmaz birçok siyasi çevrede.

Bu eser, Türkiye düşünce dünyasında bir ilk. Ünlü bir kaç yabancı yazarın çevirisiyle İslam‘daki çelişkileri sıralayan bir kaç eseri saymazsak, dinlerden bağımsız ve dinlerin ötesinde, ateizmin bir düşünce olarak anlatıldığı ve savunulduğu ilk kitap, bu. Biz, Propaganda Yayınları olarak, uzunca süredir yazarın elinde bekleyen bu kitabı okurla buluşturabildiğimiz için mutluyuz. Umuyoruz ki bu kitapla birlikte ateist düşüncenin derinlikleri daha kolaylıkla görülecek, dinsiz yaşamın kuramsal, politik ve gündelik hayattaki yansımaları daha da berraklaşacaktır.

Kapak tasarımı: İç Mihrak Propaganda Tasarım

Editör: Can Başkent

Kitabı indirmek için tıklayınız:

1.PDF formatı (1.8 MB – ISBN: 978-0-9879366-7-7)
2.ePub formatı (0.3 MB – ISBN: 978-0-9879366-8-4)
3.mobi formatı (1.6 MB – ISBN: 978-0-9879366-9-1)

Referans Bilgileri Ateizmi Anlamak, Aydın Türk, Propaganda Yayınları, ISBN: 978-0-9879366-7-7 (pdf), 978-0-9879366-8-4 (ePub), 978-0-9879366-9-1 (mobi), 263 sayfa, Haziran 2012.

Yayınevimizin çalışmalarına destek olmak için kitabımızı SmashWords‚dan satın alabilirsiniz. Dahası, kitaplarımız iTunes Music Store‘da da ücretsiz olarak satılmaktadır.

Propaganda Yayınları

Farfalla – Gedanken zu Knastsolidarität und dem Tag der politischen Gefangenen

von der emanzipatorischen autonomen antifa münchen, gefunden auf linksunten.indymedia.org

Zum Tag der politischen Gefangenen ist vor ein paar Tagen die Broschüre “Farfalla – Gedanken zu Knastsolidarität und dem Tag der politischen Gefangenen” erschienen. Die Broschüre ist als pdf zum Download verfügbar und unter eaamuc(at)riseup.net zu bestellen.

https://linksunten.indymedia.org/image/56675.jpg

Hier das Vorwort der Broschüre und ein weiterer Text:

Einige Gedanken im Voraus

Seit langem ist der 18. März als „Tag der politischen Gefangenen“ ein fester Termin im linken Terminkalender. Wir wollen diesen Tag zum Anlass nehmen um uns kritisch mit traditioneller linker Solidaritätsarbeit zu beschäftigen und eine allgemeine Knastkritik zu formulieren.
Der „Tag der politischen Gefangenen“ differenziert schon im Namen zwischen „politischen“ und „nicht-politischen“ Gefangenen. Somit wird verschwiegen, dass alle „Verbrecher_innen“ Produkt einer sozialen Ordnung sind und durch diese bedingt werden. Jedoch beschäftigt sich die „klassische Linke“ meist nur mit skandalisierten Einzelfällen und vermeidet dadurch eine tiefgehende Auseinandersetzung mit der Thematik.
Die meisten Paragraphen des Strafgesetzbuches dienen dem Schutz von Staat und sozialer Ordnung, sowie der Sicherung der Eigentumsverhältnisse. So können scheinbar „unpolitische“ Taten auch Ausdruck einer Unzufriedenheit gegenüber dem Bestehenden sein.
Die oft benutzte Forderung „Freiheit für alle politischen Gefangenen“ wendet sich an eine Obrigkeit, die dadurch legitimiert wird, und stellt das Bestehen von hierarchischen Strukturen und des Knastsystems generell nicht in Frage.
Darüber hinaus sehen wir uns einer Mehrheitsgesellschaft gegenüber deren Bild von Gefangenen von stigmatisierenden Klischees geprägt ist. Jegliche kritische Auseinandersetzung wird verweigert und es erfolgt höchstens eine Bewertung von Gerichtsurteilen anhand von moralischen Maßstäben und hegemonialen Gerechtigkeitsvorstellungen.
Für uns stellt es außerdem ein Problem dar, dass Solidarität ein wenig definierter, jedoch viel benutzter Begriff ist, der leider meist bei bloßer Theorie endet. Die Möglichkeit von direkter Solidarität zu Kämpfen und Aufständen in Knästen, wie beispielsweise in Belgien oder der Schweiz, eröffnen Perspektiven, die Kämpfe der Inhaftierten nach außen zu tragen und fortzuführen.
Wir hoffen, mit dieser Broschüre eine Diskussion anzustoßen und dazu anzuregen, festgefahrenen Vorstellung aufzulösen. Diese Broschüre hat nicht den Anspruch auf Vollständigkeit, weder ist sie ein Lehrbuch, noch kann und will sie eine universelle Lösung bieten. Mit der Auswahl der Texte wollen wir versuchen, möglichst viele Facetten der Knastgesellschaft zu beleuchten. Auch wenn nicht alle Texte zu hundert Prozent unsere Meinung widerspiegeln, hoffen wir zu einer emanzipatorischen Theorie und Praxis beitragen zu können.

Wir sind alle Gefangene!

“Der reißende Strom wird gewalttätig genannt,
aber das Flussbett, das ihn einengt, nennt keiner gewalttätig.”
-Bertolt Brecht

Alle Möglichkeiten das zu tun, was uns heutzutage als Freiheit verkauft wird, werden uns im Knast genommen.
Knast bedeutet die absolute Fremdbestimmung des Lebens, die Unterdrückung aller persönlichen Fähigkeiten und die komplette Entwurzelung aus dem eigenen sozialen Umfeld. Unzählige Regeln, Zwänge und Machtverhältnisse bedingen Abstumpfung und den Verlust jeglicher Entscheidungsfreiheit.
Während der Gefangenschaft verliert mensch seine komplette Privatsphäre und jegliche Möglichkeit zur Auslebung von Kreativität, Sexualität und anderer Bedürfnisse. Die Inhaftierten haben ständig unter psychischer und physischer Gewalt durch andere Gefangene und Knastpersonal zu leiden. Erzwungene gegenseitige Kontrolle und Konkurrenz, sowie Privilegien für einzelne, produzieren Endsolidarisierung und Machtkämpfe unter den Gefangenen.
Die Perspektiv- und Hoffnungslosigkeit, die die Häftlinge im Knast umgibt und die sie auch nach der Gefangenschaft erwartet, der Verlust von Arbeit, Wohnung und allen sozialen Beziehungen, sowie der Identitätsverlust und die komplette gesellschaftliche Stigmatisierung, treibt viele Gefangenen, sowie ehemals Inhaftierte, in den Suizid. So ist jede_r Tote im Knast, sowie jede_r, die_der sich als Folge der Inhaftierung und der damit einhergehenden sozialen Isolation selbst umbringt, ein Opfer des Knastsystems und somit einer Gesellschaft, die Knäste benötigt um die durch die sozialen Verhältnisse entstehenden Probleme unsichtbar zu machen. Den Eingesperrten wird im Gefängnis nicht nur die Freiheit, sondern das Leben geraubt.

„Freiheit“, die sogenannten Verbrecher_innen im Knast entzogen wird, ist in unserer kapitalistischen Gesellschaft sehr relativ. „Freiheit“ wird nicht als Selbstbestimmung des eigenen Lebens ohne Zwänge und Fremdbestimmung definiert, sondern heißt im Kapitalismus immer, sich in den Kreislauf von Kapital, Arbeit und Konsum einzugliedern und sich darin zu profilieren. „Freiheit“ heißt, sich innerhalb eines von Gesetzten und gesellschaftlichen Normen vorgefertigten Rahmens seinen eigenen Platz zu suchen und im Konkurrenzkampf mit anderen Individuen möglichst viel Reichtum und Macht anzuhäufen. Freiheit im Kapitalismus heißt, sich zwischen Früh- und Spätschicht, zwischen McDonalds und Burger King, zwischen RTL und Pro7, zwischen CDU und SPD, kurz gesagt, sich zwischen Scheiße und Scheiße zu entscheiden.
Freiheit heißt mitzuspielen und sich in die Leistungsgesellschaft einzureihen oder gesellschaftliche Normen und Gesetzte zu missachten und dafür bestraft zu werden.

Der Knast ist nur die Zuspitzung von hierarchischen Strukturen, alltäglichen Zwängen und Regeln. Die Logik des Gefängnisses zeigt sich in allen Bereichen der Gesellschaft. Von den Schulen bis zu den Altersheimen, von den Fabriken bis zu den Kasernen – überall sind wir gezwungen, uns hierarchischen Strukturen unterzuordnen und Autoritäten zu akzeptieren.
Diese Gesellschaft ist selbst ein Knast, wir alle sind Gefangene, egal ob hinter sichtbaren oder unsichtbaren Mauern, egal ob wir in einer Zelle oder in unserer gesellschaftlichen Funktion gefangen sind.

“In einer Welt, in der es ein Verbrechen ist,
für die Freiheit zu kämpfen,
ist die Unschuld zweifellos das schlimmste,
was einem Menschen passieren kann.”

Die kapitalistische Gesellschaft, genauso wie jede andere Ordnung die auf Zwängen, Ungleichheit und Herrschaft beruht, funktioniert nicht ohne Repression und Strafe. Der Mechanismus des Ein- und Ausschließens und das Prinzip von Belohnung und Strafe werden benötigt, um die herrschende Ordnung aufrecht erhalten zu können. So kann mensch nur eine privilegierte Stellung oder Reichtum erlangen, wenn die herrschende Ordnung nicht in Frage gestellt wird.
Bei Regelverstößen wird mensch durch die jeweilige institutionalisierte Disziplinarmacht bestraft und zur Anpassung gezwungen. Das Ziel dabei ist die „Resozialisierung“, was nichts anderes bedeutet, als die erzwungene Wiedereingliederung in die gesellschaftlich auferlegte Rolle. Jedoch wird nicht nur bestraft um die einzelnen Individuen zu maßregeln, sondern um alle anderen abzuschrecken und zu verhindern, dass die restlichen Menschen ihre Sehnsüchte, Träume und Bedürfnisse ausleben. So ist jede Bestrafung weniger der Versuch Gerechtigkeit herzustellen, als die bestehenden Eigentums- und Herrschaftsverhältnisse vor allen Ausgebeuteten und Unterdrückten zu schützen.
Das gegeneinander Ausspielen konstruierter Gruppen von Unterdrückten ist seit jeher ein wichtiger Bestandteil jeder Herrschaft(sstruktur). Diese gesellschaftliche Normierung in „normal“ und „unnormal“ und das Ausschließen und Diskriminieren von „Anderen“, wie zum Beispiel die Hetzte gegen Arbeitslose und illegalisierte Migrant_innen oder die Diskriminierung von Transsexuellen, gehört genauso wie der Knast zur herrschenden Ordnung.

Autoritäre Strukturen fördern und produzieren Frustration, Streit und zwischenmenschliche Gewalt. Hierbei geben Autoritäten beziehungsweise die jeweilige Disziplinarmacht vor, diese sozialen Konflikte zu lösen und nehmen so eine Stellvertreter_innen Rolle ein, die eine Konfliktlösung durch direkte soziale Intervention verhindert. Beispielsweise würden viele bei zu lauter Musik eher die Bullen rufen, als den_die Nachbar_in anzusprechen um das Problem gemeinsam zu lösen. Es wird davon ausgegangen, dass zur Behebung eines Problems, die Androhung einer möglichen Strafe benötigt wird und es nicht möglich sei den Konflikt gemeinsam zu lösen.

“Die Dinge, die notwendigerweise gelernt sein müssen, um sie zu tun,
erlernen wir, indem wir sie tun.”
-Aristoteles

Für eine herrschaftsfreie Utopie muss, ebenso wie in der herrschenden Gesellschaft, die Frage nach dem Umgang mit gewaltförmigem Verhalten beantwortet werden.
Die Menge der gesellschaftlichen Strukturen, die gewalttätiges Verhalten fördern, ist sehr groß. Doch liegt die Hoffnung genau darin, solche Mechanismen zu zerstören um eine Verbesserung zu schaffen. So gehört zum Kampf gegen Knäste und Autoritäten genauso ein Kampf gegen ein Lernen und Aufwachsen in Zwangsstrukturen, gegen Eigentums- und Reichtumsunterschiede, patriarchale Rollenverteilung und isolierte Zweier-Beziehungen, Polizei und deren soziale Stellvertreter_innen-Rolle, sowie gegen kollektive Identitäten, Grenzen, Staaten und Gesetze.
Für eine straf- und gewaltfreie Gesellschaftsutopie müssen offensive Formen menschlicher Konfliktlösung gefunden werden, in denen gleichberechtigte und kommunikative Konzepte gebraucht werden um in diesem Prozess auch einen Antrieb für neue Ideen hin zu einer Streitkultur, die sich nicht an einem Sieg gegen eine_n Kontrahent_in orientiert, gefunden werden. Dabei werden Probleme nicht unterdrückt, künstlich harmonisiert oder abgedrängt, sondern durch Erfahrungsaustausch, gegenseitige Hilfe, Verständnis und einem eigenen Weiterdenken gelöst.
Es ist selbstverständlich, dass dieser Kampf als ständiger Prozess zur Verringerung von sozialer Gewalt und nicht als plötzlicher Umbruch verstanden werden muss. Auch, wenn es immer noch Fälle von gewaltförmigen Verhalten geben wird, jede Aussicht auf eine andere Gesellschaft mit weniger Gewalt, ist ein Grund für Veränderung zu kämpfen.

Für uns bedeutet ein Kampf gegen Knäste ein Kampf gegen alle Facetten von Herrschaft und Autorität. Wir lehnen gesellschaftliche Herrschaftsmechanismen, die Menschen zu Gegenspieler_innen machen, ab und wollen in sozialen Beziehungen leben, die auf gegenseitiger Solidarität und Empathie aufbauen.Wir wollen die Grundlage unseres Willens zu handeln – eine Welt ohne Zwänge und Autorität – mit anderen teilen und neue Wege entdecken um fernab von jeglichen Kompromissen mit dem Bestehenden eine andere Welt möglich zu machen.
Anstatt sich über Maß und Form juristischer Urteile aufzuregen, sollte Machtausübung im Allgemeinen in Frage gestellt werden. Wir müssen uns von der rein karitativen Hilfe der Angeklagten entfernen und, vorausgesetzt wir erkennen uns in den begangenen Taten wieder, in direkte Kompliz_innenschaft treten und den Angriff fortführen.
Für uns verläuft die Grenze nicht zwischen „schuldig“ und „unschuldig“, sondern zwischen denjenigen, die das System verteidigen, und denjenigen, die es niederreißen wollen.

το πάθος για τη λευτεριά είναι δυνατότερο απ ‘όλα τα κελιά!

Die Leidenschaft nach Freiheit ist stärker als jedes Gefängnis!

Mit unversöhnlichen Grüßen,
emanzipatorische autonome antifa münchen

Anarchist Black Cross Berlin

Propaganda Yayınları’nın Birinci Yaşgünü

http://www.imgbox.de/users/public/images/NwCVaHuJCG.jpg

Bir sene önce mart ayında, Propaganda Yayınları olarak ilk kitabımızı yayınladık.

Aylar süren çalışmanın ardından, geçen sene yayınevimizin kuruluşunu duyurmuş, bin türlü kaygı ve korkuyla yola koyulmuştuk. İlk kitabımızı yayınlayışımızın birinci yıl dönümünü idrak ederken, ister istemez, geçen yılın muhasebesini yapmak istedik biraz kişisel, biraz da politik bir bakış açısıyla.

Propaganda Yayınları projesi, uzunca süredir olgunlaştırılan, pişirilen bir fikirdi. Fanzin ve benzeri neşriyatların ruhiyatını koruyup, İnternet’in fotokopi üzerindeki ezici zaferini kabul ederek, ama bir yandan da bu işte özenli olduğumuzu vurgulayıp, bir yayınevi olarak yola koyulduk. İşi ciddiye aldığımız göstermek için ISBN numaraları aldık. Bir yayınevi olmanın tüm gereklerini yerine getirdik, diğer emsallerimizi dikkatle inceledik ve bir yayıncılık çerçevesi oluşturduk.

Yayıncılığa dair bir kaç temel prensibimiz vardı. Öncelikle, sosyal medyada asla yer almayacak, deli zırvası facebook, twitter, google+ gibi mecralara adım atmayacaktık (böylece dünyanın en kapitalist şirketlerine gönüllü veri de sağlamamış olacaktık). Ayrıca, eserlerimizi daima ücretsiz “satacaktık”. Son olarak, asla çeviri yayınlamayacak, daima özgün eserlere eğilecektik. Şimdiye dek, tüm bu ilkelerimizi korumayı bildik. Her ne kadar sosyal medyada yer almasak da, sitemize sosyal medyadan yoğun bir akış oldu. Sürekli “cepten yememek” için, bir bağış sistemi kurduk ve böylece isteyenlerin bize bağışta bulunmasını teşvik etmeye çalıştık. Nihayetinde, aklımızı çelen ve çevirisi yapılabilecek onlarca eser dururken, sürekli yeni eserler keşfetmeye çalıştık, keşfettik de. Yayıncılık tabiriyle “saldırgan bir yayıncılık” (agressive acquisition) politikasıyla, bir çok araştırmacının peşinde koştuk.

İsmimizin ardındaki ironi bize tuhaf bir güven verdi. Elbette, ucuz bir propaganda yayını değil, bilakis, bu topraklardaki özgürlükçü düşüncenin izlerini süren özenli eserler yayınlayan bir kolektif olacaktık. İsim seçimimize dair tepkiler aldık, ama yine de bu ironinin tebessümünü yitirmedik. Her yayınımızdan sonra, yürekten gelen bir sıcaklıkla bu ironiyi hissettik.

Yayınevimizin teknik altyapısı bizi çok yordu. Meraklısı için söyleyelim, LaTeX diliyle, Türkçe metinleri göze güzel gelen bir mizanpajla dizebilmek için kılı kırk yardık. Tufte kitap tasarımını seçtik, buna hitap eden program paketlerini aradık, bulduk. Tüm bu görsellik elbette pdf formatı için geçerliydi. “Gerçek” e-kitap formatı olan ePub ve mobi için, gerekli yazılımları test etmek, standartlara uyup uymadığını denetlemek haftalarımızı aldı. Ama sonuçta, seçimlerimizi yaptık. Kitaplarımızın kapak tasarımı için de İç Mihrak kolektifiyle ortaklaştık ve bu lüksümüzü her seferinde sonuna dek kullandık. İki kitabımız dışında, tüm kitaplarımızın kapaklarını İç Mihrak tasarladı ve bize büyük bir minnet borcu yükledi. Ayrıca, gelecekte yayınlayacağımız kitaplarımızı zenginleştirmek için çizer aramaya da başladık. Tüm bunların yanında, e-kitaplarımızı sadece web sitemizden değil, bilinen ve yaygın e-kitap satış platformları aracılığıyla da dağıtmak istedik. Smashwords ve iTunes’u bu iş için seçtik. Öyle ya da böyle, bu platformlar aracılığıyla, eserlerimize ulaşmayı epey bir kolaylaştırdık.

İlk yayınlayacağımız kitap bizim için ayrıca önemliydi, zira bu kitapla kendimizi manifeste edecek, dikkat çekmeye çalışacak ve elbette, bizatihi kitabın kendisiyle, özgürlükçü düşünceye bir hizmette bulunma amacımızın altını kalın kalın çizecektik. Bu nedenle, bir sene önce, “Vicdani Ret Açıklamalar Almanağı”nı yayınladık. savaskarsitlari.org sitesi dışında neredeyse hiç bir yerde bulunmayan vicdani ret açıklamalarını derledik. 1990 yıllarındaki ilk açıklamalardan, 2010 yılı sonuna kadar yapılan açıklamaları bulup devşirmek umduğumuzdan çok daha zor oldu. Bir çok ret açıklamasına ulaşamadık. Buna rağmen, kimi eksikleriyle, geçen sene mart ayında almanağı yayınladık. Sevindirici bir ilgi gördük, ulusal basında yer aldık.

Asıl projemiz ise Türkiye’de şimdiye dek yayınlanan ön-dönem anarşist dergilerin birer derlemesini yayınlamaktı. Kara, Efendisiz (efendisizler, değil), Ateş Hırsızı, Amargi (hayır, “o” Amargi değil) ve A-Politika dergilerinin seçkilerini yayınladık. Bu seride, bir çok redaktör saatlerini ayırarak bize yardım etti. Gördüğümüz destek sayesinde, bu kitapları zamanında yetiştirebildik. Bir çok araştırmacı, erişemedikleri bu dergileri tekrar günyüzüne çıkardığımız için mutlu olduklarını iletti bize. Epey sevindik.

Daha sonrasında, Yayın Kolektifi’yle ortaklaşarak bir seçki yayınladık. Yayın Kolektifi, 2011 yılı başlarında kurulan, yayınevleri üstü bir yayıncılık kolektifi. Parçası olduğumuz bu kolektifin çıkardığı kitaplardan yapılan kısa seçkileri güldeste olarak yayınladık.

Ardından, misyonumuzun en önemli temsilcilerinden olan bir eseri, Barış Esmer’in “Türkiye’de ve Dünyada Vicdani Ret” kitabını yayınladık. Konusunda Türkiye’de yayınlanan en yetkin çalışma olan bu kitabı yayınlar yayınlamaz, oldukça yüksek bir “satış” rakamına eriştik. Bu hem bizi, hem de Barış’ı epey sevindirdi. Bunun ardından, yıllar önce İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nden arkadaşların hazırladığı, Hollanda’da “Study Center on Turkey” tarafından yayınlanan “Türkiye’de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri (TSK ve Uygulamalarına İlişkin 1998 Yılı Panoraması)”nın tıpkı basımını yayınladık. Türkiye’de yayınlanamamış olan bu çalışmayı tekrar günyüzüne çıkarıp, emeği geçen arkadaşlara ve yoldaşlara sessizce selam ettik.

“Satışlarımız” fena gitmedi. Örneğin, Barış Esmer’in kitabı, sadece iTunes üzerinden yaklaşık iki ay içinde 300 kere indirildi. Bu rakama, bizim websitemizden yapılan indirmeleri de ekleyince, ki bu rakamları tam olarak takip edemiyoruz aslında, oldukça tatminkar rakamlar elde ettik. Özellikle, radikal politika alanında, matbuu kitapların ulaşamayacağı rakamlara ulaştık.

Mütevaziliğe gerek yok. Türkiye’nin ilk politik e-yayıneviyiz. İlhamımız, yıllar öncesinden gelen alt-kitap edebiyat yayınevidir Hayalet Gemi dergisi ekibinin kurduğu. Umuyoruz ki, Hayalet Gemi’nin ruhları, bizi bir yerlerden izliyor, onların misyonunu politik cenahta, daha da geniş bir teknik donanımla sürdürdüğümüz için bizlerle gurur duyuyorlardır.

Kendimizi “sadece elektronik kitaplar yayınlayan politik bir yayınevi” olarak lanse etsek de, bal gibi anarşist bir yayıneviyiz. Anarşizm ve kuzenlerine (Marksçılık, antimilitarizm, feminizm, hayvan özgürlüğü vs.) dair eserleri yayınlamak gayesindeyiz. Haddimizi biliyoruz, bu nedenle edebiyata bulaşmıyoruz. İsmimizin ironisini yaşatmaya çalışıyor, anarşizm “propagandası” değil, ilgi alanımıza giren meselelere dair özenli kitaplar yayınlıyoruz. Dahası, henüz becerememiş olsak da, anarşizmi yerden yere vuran özenli çalışmaları da yayınlamak istiyoruz. Ama yine de yoğun bir yayın programımız var. Emek yoğun çalışmalarla, artık ulaşılamayan bir çok eski eseri yeniden basmak istiyoruz. Bununla beraber, etkin olarak dahil olduğumuz kampanya neticesi haklarına elde eden vegan anarşist tutsak Osman Evcan’la nehir söyleşi kitabı hazırlıyoruz. Takdir edersiniz ki, tutsak mektuplaşmalarının zaman alması nedeniyle, bu kitabın basımını ne zaman gerçekleştirebileceğimizi kestiremiyoruz şimdiden.

Fırtına gibi geçen ilk yılımızdaki etkinliklerimize rağmen, hala ve yine yardımlarınıza, dayanışmanıza ihtiyacımız var. Öncelikle, yayınlanmaya değer eserler arıyoruz. Yukarıda değindiğimiz meselelere dair kitap dosyalarınızı bekliyor, sizlerden, böyle dosyaları olan eş-dostunuzu bize yönlendirmenizi rica ediyoruz. İkinci en önemli gündemimiz, yayınevimizin duyurusunu yapabilmek. Zira, elektronik ortamın nimetlerinden yararlanalım derken, sadece bilgisayar ekranında var olan, sanal bir yayınevi olmak istemiyoruz. E-yayınevi oluşumuzun, bizi sanal ve hayali kılmasını istemiyoruz.

Propaganda Yayınları, onlarca destekçimizin emekleri ve ilgileri olmasa var olamazdı. Kolektif bir ruh hali ve azimle kitaplarımızın redaksiyonunda çalışan tüm dostlarımız için, içten bir şükranla her beraber kadeh kaldırıyoruz.

Bu, dilim döndüğünce bu toprakların ilk politik e-yayınevinin ilk senesinin kişisel tarihidir.

Mart 2012

Can Başkent


Propaganda Yayınları

Türkiye‘de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri

http://www.imgbox.de/users/public/images/kCIzjCDYAM.jpg

Türkiye‘de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri

TSK ve Uygulamalarına İlişkin 1998 Yılı Panoraması
Study Center on Turkey (Türkiye Çalışmaları Merkezi, Hollanda)

Aslında bir kitaptan çok bir rapor, bir derleme olan bu çalışmayı, Hollanda da bulunan Study Center on Turkey adlı organizasyonun sağladığı küçük ölçekli finansal destekle sevgili arkadaşım Ayşegül Kuru ile birlikte hazırlamıştık. Her ikimizde İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin (İSKD) aktif üyeleriydik. Savaş karşıtlığının anti-militarist bir temelde ve haklı haksız ayrımı yapmaksızın tüm savaşlara karşı duruş olarak algılandığı bu derneğin başlıca çalışma konularını vicdani ret, şiddet karşıtlığı (şiddetten arınmış politik eylem), Türk-Yunan Sorunu ve Kürt Sorunu oluşturuyordu.

Sonuç olarak yaşanan pek çok zorluğa karşın çalışmayı zamanında tamamladık ve projemizi destekleyen Study Center on Turkey’e yayımlamaları için gönderdik. Tüm eksiklerimize ve amatörlüğümüze karşın emek verdiğimiz bir çalışmayı Türkiye’de yayımlayamadığımız için içimiz buruktu. Zira bu çalışmayı yapmaktaki temel amacımızı gerçekleştirememiştik: Sürmekte olan savaş koşullarında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) uygulamalarının bireylerde ve toplumda yol açtığı tahribat ve travmayı görünür kılamamıştık.

Yıllar sonra sevgili arkadaşım Can Başkent, sürpriz bir şekilde kendisinde bir kopyanın olduğunu ve kendisinin çalışmayı tekrar yayımlayabileceğimizi söylemesi bizim için büyük bir sevinç oldu. Böylelikle bir görev ve sorumluluğu, geçte olsa yerine getirmiş olmanın huzur ve mutluluğunu yaşayabileceğiz.

(Coşkun Üsterci, „Sunuş“ yazısından)

Kapak resmi: Serpil Odabaşı

Kapak tasarımı: İç Mihrak Propaganda Tasarım

Sunuş: Coşkun Üsterci

Yeni basımı yayına Hazırlayan: Can Başkent

Kitabı indirmek için tıklayınız:

PDF formatı (4.8 MB – ISBN: 978-0-9879366-4-6)
ePub formatı (0.3 MB – ISBN: 978-0-9879366-5-3)
mobi formatı (0.5 MB – ISBN: 978-0-9879366-6-0)

Referans Bilgileri Türkiye‘de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri – TSK ve Uygulamalarına İlişkin 1998 Yılı Panoraması, Study Center on Turkey (Türkiye Çalışmaları Merkezi), Propaganda Yayınları, ISBN: 978-0-9879366-4-6 (pdf), 978-0-9879366-5-3 (ePub), 978-0-9879366-6-0 (mobi), 171 sayfa, Mart 2012.

Propaganda Yayınları

Apolitika Dergisi Seçkisi, Propaganda Yayınları’ndan Çıktı!

politika Dergisi Seçkisi
Türkiye‘de Anarşist Düşünce Tarihi Serisi – 5
Editör: Can Başkent

Apolitika dergisinin gönlümde apayrı bir yeri var. Öncelikle, anarşizm tedrisatımı ilk aldığım dergi Apolitika’dır. İkincisi, Apolitika’nın üslubu bana anarşist kuramın, bir çok diğer kuramsal bombardımanın yaşandığı siyaset sahnesini göz önüne alırsak, sıkıcı olmadığını öğretmiştir. Belki bu nedenlerle, bu cildi nispeten uzun tutmaktan gocunmadık.

Apolitika, kısacık yayın hayatında, dolu dolu yayınladığı yedi sayısıyla, anarşizmin biraz ciddi, biraz da entelektüel yüzü olmuştur. Bunu, kimi kapak konularını kapsamlıca işlemelerinden, kimi kuramsal konulara çekinmeden cesurca değinmelerinden anlayabiliyoruz.

Apolitika’nın benim için özel oluşu kendini burada ortaya koyuyor. Zira, bu topraklardaki anarşist dergiciliğin lineer olmayan tarihine, ta Kara’dan beri baktığımızda gördüğümüz sıçramaların en etkileyicisi bence Apolitika’dır. Apolitika, anarşizmin, daha önce ciddiye alınmayan meselerlerde ciddiye alınmasını sağlamış, yarattığı özgüven ve ivmeyle anarşist yayıncılığın da önünü açmıştır.

(„Sunuş“ yazısından)

http://www.imgbox.de/users/public/images/lJKgWD1rF2.jpg

Kapak tasarımı: İç Mihrak Propaganda Tasarım

Redaktör: Özlem Akcan, Zeynep Atamer, Ersan Çağatay, Aydın Çam, A. Z. Çamur, Selcen Demirkan, Melek Göregenli, Onur Koçyiğit, Serhat Taşlıca, tirpishon ve karakızıl kolektifi.

Kitabı indirmek için tıklayınız:

1. PDF formatı (4.5 MB – ISBN: 978-0-9879366-1-5)
2. ePub formatı (0.8 MB – ISBN: 978-0-9879366-2-2)
3. mobi formatı (0.5 MB – ISBN: 978-0-9879366-3-9)

Referans Bilgileri Apolitika Dergisi Seçkisi (Türkiye‘de Anarşist Düşünce Tarihi Serisi – 5), Editör: Can Başkent, Propaganda Yayınları, ISBN: 978-0-9879366-1-5 (pdf), 978-0-9879366-2-2 (ePub), 978-0-9879366-3-9 (mobi), 188 sayfa, Şubat 2012.

Propaganda Yayınları

Türkiye‘de Anarşist Düşünce Tarihi Serisi – 4 / Amargi Dergisi Seçkisi

http://www.imgbox.de/users/public/images/XrRfNPqLXS.png

Amargi dergisini düşündüğümde, aklıma ilk gelen sözcük polemik oluyor. Belki İnternet’in yarattığı şımarık ve küstah iletişim kültürünün oluşumundan çok önceleri yayınlanmış olmasındandır, ben bu polemikleri ve tartışmaları oldukça faydalı ve olumlu bulmuşumdur hep. Ateşli, kimi zaman saldırgan ve ironik ve biraz küstah ve ukala, kimi zaman şevkatli bir ton barındıran bu tartışmalar, bana sorarsanız, bugün dahi sahip olmadığımız bir tartışma kültürüne sahipti. Bu seçkide polemikler yaratan makaleleri okuyabileceğiz. Amargi’nin bana anımsattığı ikinci kavramsa pasifizmdir. Yazarların pasifizm tartışmalarını, geleneksel anarşizmin bile ancak bir iki kitaplar öğrenilebildiği yıllarda sürdürmesi, nostalji yapıyorsam bağışlayın, duygusal bir saygıyla zihnime ve politik birikimime kazıdığım enerjilerdendir. Radikal ve militan pasifizmin anarşizmle ilintilendirilmesi, Amargi sayfalarında kendini belli etmektedir.

(„Sunuş“ yazısından)

Kapak tasarımı: İç Mihrak Propaganda Tasarım

Redaktör: karakızıl kolektifi.

Kitabı indirmek için tıklayınız:

1.PDF formatı (5.8 MB – ISBN: 978-0-9877973-8-4)
2.ePub formatı (0.7 MB – ISBN: 978-0-9877973-9-1)
3.mobi formatı (1.1 MB – ISBN: 978-0-9879366-0-8)

Referans Bilgileri Amargi Dergisi Seçkisi (Türkiye‘de Anarşist Düşünce Tarihi Serisi – 4), Editör: Can Başkent, Propaganda Yayınları, ISBN: 978-0-9877973-8-4 (pdf), 978-0-9877973-9-1 (ePub), 978-0-9879366-0-8 (mobi), 96 sayfa, Şubat 2012.

Yayınevimizin çalışmalarına destek olmak için kitabımızı SmashWords‘dan satın alabilirsiniz. Dahası, kitaplarımız iTunes Music Store‘da da ücretsiz olarak satılmaktadır.

Propaganda Yayınları

“Yayın Kolektifi” Seçkisi, Propaganda Yayınları’ndan Çıktı!

http://www.imgbox.de/users/public/images/px6qbDm01w.jpg

2012 yılının başı hem Propaganda Yayınları’nın hem de Yayın Kolektifi’nin birinci yaş günü. Propaganda Yayınları, ocak 2011’de politik bir e-kitap yayıncısı olarak yayın hayatına başladı ve ilk kitabını (Vicdani Ret Açıklamaları Almanağı) 2011 yılıın mart ayında yayınladı. Yayın Kolektifi de, yayınevleri-üstü bir kolektif olarak bir kaç yayıneviyle işbirliğine giderek, geçtiğimiz sene zarfında yedi kitabın yayınlanmasını sağladı. Bu seçkiyle, hem Propaganda Yayınları’nın hem de Yayın Kolektifi’nin birinci yıldönümünü kutluyor ve yarattıkları ivmeyi güçlendirmeye çalışıyoruz.

Bu seçkide, Yayın Kolektifi’nin desteğiyle yayınlanmış olan Türler ve Cinsler (Can Başkent), Komün Bilgeliği (Sedat Eroğlu), Efendisiz Demokrasi (Ali Rıza Gelirli), Yitik (Ali Murat İrat), İmlasız Bahçe Şiirleri (Nesrin Kültür Kiraz), Halk Silahlanınca (Abel Paz, Çeviri: Gün Zileli) ve Peşime Verdi (Hülya Tarman) kitaplarından aldığımız bölümleri okuyacaksınız. Amacımız, bu seçkilerin verdiği ilhamla, kitapların okunurluğunu ve bilinirliğini artırabilmek.

Kolektif’in ‘Bir El Ver’ çağrısı, yayıncılık alanında politik doğruluğun ve ahlaki kaygıların birer değer olarak önemsenmesi gerektiğini bize hatırlatması açısından dikkate değerdir. Kolektif, çağrısında bu hususları şöyle dile getirmiştir:

‘Piyasa ve para ilişkilerinin bir plazalar ve bataklıklar alanı haline getirdiği kitap yayını alanında yeni bir girişim başlatıyoruz. Yayın Kolektifi, kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin mekanizmalarına meydan okur. Kapitalizm bataklığına ve piyasa-paranın zorlayıcı mekanizmalarına rağmen iyi yayıncılık yapılmasının, kaliteli kitap basılmasının, pazarlamacılığın ve şöhretlerin değil, yaratıcılık ve bilinmeyen değerlerin peşinde koşulmasının takipçisidir.
Yayın Kolektifinin bünyesine, ilgi duyan herkes, okurlar, yazarlar, yayınevleri, dağıtımevleri, kitabevleri vb. gönüllü olarak katılabilir.
Yayın Kolektifi’nin ilkeleri şunlardır: Özgürlük, Eşitlik, Şeffaflık, Ademimerkeziyetçilik ve Özinisiyatif, Dayanışma ve Paylaşma.
Genel sloganımız “Bir El Ver”dir. Herkes bir el verdiğinde, binlerce el en ağır yükü bile kaldırır.’

Kolektifin ilk duyurularından birinden yaptığım bu alıntı Kolektif’in amaçlarını net bir şekilde özetlemektedir. Bilhassa, adem-i merkeziyetçi bir örgütlenme şekliyle, gönüllülük esasıyla, bir kitap oluşumu için gerekli adımların birlikte omuz omuza atılmasının zorluklarına rağmen mücadele edebilme dirayetini gösterebilmek ve hemen peşisıra gelen manevi mükafat, bu çağrının yüreklerde yarattığı alevle mümkün olabilmiştir.

Bu seçkide, işte bu alevden bir koz paylaşıyoruz sizlerle…

Kitaba aşağıda adreste, üç dijital e-kitap formatında ücretsiz olarak erişebilirsiniz.

propagandayayinlari.net/secki.html

Ayrıca, yukarıda sayfada ilgili linkleri takip ederek, isterseniz kitabımızı, yayınevimize katkıda bulunmak için para vererek alabilir, ya da iTunes Music Store aracılığıyla e-kitap cihazlarınıza da yükleyebilirsiniz.

Kitabı indirmek için tıklayınız:

PDF formatı (5.7 MB – ISBN: 978-0-9877973-5-3)

propagandayayinlari.net
iletisim@propagandayayinlari.net




kostenloser Counter
Poker Blog