Archiv der Kategorie 'Sexismus'

Women, men and men’s „justice“


A woman gets beaten by three police officers in a police station in Izmir, but she is ‚guilty‘

A woman gets beaten by three police officers in a police station in Izmir, on the Aegean coast.

The video is there, coming from the CCTV of the police station. A daily paper, Vatan, publish the video. Journalist Kemal Göktaş explains why the woman was in the police station in these terms: Fevziye Cengiz was at a music hall with her husband and other family members in July when police raided the place for an identification check. Cengiz’s husband reportedly went to their car parked nearby to fetch her ID card.

As Cengiz said she was trying to explain that her husband was bringing her ID from the car, one of the officers allegedly hit her from behind.

Police officers allegedly continued the beating all the way to the police station, Cengiz said.

Once at the station, Cengiz said the policemen beat and sexually harassed her. An officer in police uniform closed the station’s curtains to prevent anyone outside from witnessing the incident.

Security camera recordings were brought to the prosecutor’s office after she made a complaint.

Torture and harassment plain and simple. Not quite so. In a vicious attempt to turn events to their favour, the policemen who allegedly beat Cengiz filed a complaint against her, claiming she swore at them as they invited her to the police station.

„She pushed me,” one of the policemen said, while another said Cengiz „scratched“ his arm.

The end of the story ?

In few words: 6.5 years for Cengiz, 1.5 for policemen

The woman from victim became assailant in the particular biased justice still around in Turkey like in so many countries, both in Europe, America, Middle East.

The policemen face 1.5 years in prison on charges of „causing injury with excessive force,” while Cengiz faces up to 6.5 years in jail on the grounds that she “injured” and “insulted” the police officers.

This of Cengiz is a terrible story. It hurts twice because on top of being harassed and tortured the woman is hit even harder by a „justice“ which in fact seems more interested in making the interests of male rather than punishing a male attack on a woman. More, a „uniformed“ (for the state rhetoric the defenders of law) male attack on a woman.

ANF

‚Polislerden tehdit alıyorum‘

İzmir’de karakolda polis vahşetine maruz kalan Fevziye Cengiz, “İlaçlarla ayakta duruyorum. Karakol görmek istemiyorum, korkuyorum oralardan”, eşi de “Polislerden tehdit alıyoruz” dedi.
İZMİR – İzmir Karabağlar’da 5 ay önce götürüldüğü karakolda polislerden yediği dayağın görüntüleri kamuoyuna yansıyan Fevziye Cengiz, artık karakol görmek istemediğini belirterek “Korkuyorum oralardan. Hala psikolojik tedavi görüyorum” dedi.

17 Temmuz’da Karabağlar’da bir müzikhole eşi ve yakınlarıyla giden Cengiz burada eğlenirken, iddiaya göre kimlik kontrolü yapan polisler yanına geldi. Eşinin otomobilden kimlikleri alıp gelmesini beklemeyen polislerden biri “gitmek istemiyor musun kahpe” diye bağırırken, zor kullanarak kelepçeledikleri Cengiz Karabağlar karakoluna götürüldü. Burada elleri yine arkadan kelepçelenen Cengiz, polislerden yediği dayağın ardından savcılığa giderek suç duyurusunda bulundu.

Ancak polislerin de Cengiz hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla ortaya ilginç bir durum çıktı. Polislerin şikayeti üzerine savcı Ahmet Küçükpınar, Cengiz hakkında “kamu görevlisini yaralamak ve hakaret” suçlarından 6.5 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Polislerin “Kollarından tutmadan önce eliyle koluma vurdu”, “Benim kollarımı tırmaladı”, “beni eliyle itti” diyerek şikâyetçi olduğu belirtildi. Karakolda bulunan kameralara yansıyan ve savcılığa gönderilen feci dayağın görüntülerinin dünkü Vatan gazetesinde yer almasıyla kamuoyundan büyük tepki yükseldi.

TEDAVİ GÖRÜYOR

8 yaşında bir kızı olan Fevziye Cengiz (37), eşi Murat Cengiz ile birlikte açıklamalarda bulunurken, yaşadığı olayın etkisinden hala kurtulamadığını söyledi. “Psikolojik tedavi görüyorum. İlaçlarla ayakta duruyorum. Karakol görmek istemiyorum, artık korkuyorum oralardan” diyen Cengiz şunları söyledi:

“Benim polislere küfretmem, saldırmam gibi bir durum yok. Bunlar tamamen iftira. Konuyu hatırladıkça daha kötü oluyorum. Şu an çok kötüyüm. Görüntüleri izleyince daha kötü oldum. Tedirginliğim, korkularım var. Sadece onların ceza almasını istiyorum. Başkalarının başına böyle bir olay gelmesin.”

TEHDİT VAR

Murat Cengiz de, olay günü kimliğini getirmek için yanından ayrıldığını, ancak ardından olayın meydana geldiğini söyledi. Zor günler geçirdiklerini dile getiren Murat Cengiz şöyle konuştu: “Eşim hala tedavi görüyor. Polislerden tehdit alıyoruz. Sürekli takip edip rahatsız ediyorlar. Ben eşimin kimliğini götürmek için yanından ayrıldığım sırada dövmüşler. Beni de karakolun dışına attılar. Bunu yapanların adalet önüne çıkıp ceza almalarını istiyorum. Konuyu AİHM’ye kadar götüreceğim. Başımıza bir şey gelse, polisten değil avukatımızdan yardım isteriz.”

Fevziye Cengiz’in avukatı Hanife Yıldırım ise, davanın işkence kapsamında Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini savunurken, İçişleri Bakanlığı’na başvurarak polislerin görevden alınmasını talep ettiklerini, soruşturmanın genişletilmesi talebiyle yaptıkları başvurunun ise reddedildiğini belirtti.

POLİSLER UZAKLAŞTIRILDI

İzmir Emniyet Müdürlüğü, dün konuyla ilgili yaptığı açıklamada polislerin attığı dayağa ilişkin ifade kullanmazken, Cengiz’le ilgili şu ifadeleri kullandı: “Olay denetim sırasında, eğlence merkezinde Fevziye C.’nin izinsiz olarak çalıştığının belirlenmesi üzerine yaşanmıştır. Alkollü olduğu belirtilen Fevziye C, polislere mukavemette ve hakarette bulunması üzerine zor kullanılma suretiyle Karabağlar Polis Merkezi’ne götürülmüştür. Kamera kayıtları Başsavcılığa intikal ettirilmiş, polis memurları Beyit S, Hakan Y. ve Tekin D’nin yargılaması devam etmektedir. Polis memurları hakkında İzmir Emniyet Müdürlüğünce idari soruşturma açılmış ve sürmektedir.” İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’nden ikinci açıklama yapıldı. Açıklamada ’Olaylara karışan polisler 9 Aralık 2011 itibariyle görevden uzaklaştırılmıştır. işleri Bakanlığı’ndan müfettiş talebinde bulunulmuştur’ denildi.

ŞİKÂYETÇİ OLDU BİR DE 6.5 YILLA YARGILANACAK

İzmir’de Karabağlar Karakolu’nda, Fevziye Cengiz’in polislerden dayak yemesiyle ilgili iki ayrı davanın açıldığı ortaya çıktı. Fevziye Cengiz’in kendisini dövdüklerini söyleyerek şikayetçi olduğu polisler Tekin Doğan, Beyit Sezgen ve Hakan Yörük hakkında ’zor kullanma yetkisini aşarak basit yaralama’ suçundan 6’şar aydan 1.5’ar yıla kadar hapis cezası istemiyle İzmir 17’inci Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı, ilk duruşmanın da 15 Şubat’ta görüleceği kaydedildi. Polislerin karşı şikayette bulunduğu Fevziye Cengiz hakkında, ’görevli memura mukavemet ve hakaret’ suçlamasıyla İzmir 15’inci Sulh Ceza Mahkemesi’nde 6.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan dava ise halen sürüyor.

EMNİYET MÜDÜRÜNE GÖRE ‘TEKRAR TEKRAR PİŞİRİLİYOR’

Konuyla ilgili Milliyet’e açıklama yapan İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay, soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Bazı gazetelerde ve sitelerde haberi okudum. Okuduğumda olayın yeni gibi yayınlandığını gördüm, bu yanlış. 6 ay önce yaşanmış bir olayı tekrar pişirip servis etmekle ne yapmak istediklerini anlamış değilim. Kadına şiddete kesinlikle karşı olduğumuzu herkesin bilmesini isterim. Olayla ilgili soruşturmalar sürüyor” diye konuştu.

Bu olayın ne zaman yaşandığının hiçbir önemi olmadığını dile getiren Kadın Hakları Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise açıklamaya şöyle tepki gösterdi: “2006 yılında Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı’nın imzasıyla BM uyum süreci çerçevesinde, 40 bin polis ‘Kadına şiddet’ konusunda eğitildi. Ancak biz şimdi yetkililere soracağız; bu polisler hangi karakollarda görevlendirildi? Kadınlara tehdit ve dayak halinde polise gidin diyoruz. Şimdi kadınlar kime sığınacak?”

Kadın Haklarını Koruma Derneği İzmir Şubesi Başkanı Engin Demir de “Kadınlara, ‘karakola sığının’ diyoruz. Polisler bunu yapıyorsa, güvendiğimiz dağlara kar yağdı demektir” diye konuştu.

İzmir Emniyet Müdürlüğü, hakkında işlem yapılmak üzere polis merkezine götürülen kadını darp eden ve karakoldaki güvenlik kamerası görüntüleri basına yansıyan 2 polis memurunun görevden uzaklaştırıldığını bildirdi.

Karabağlar Polis Merkezi‘nde Fevziye C‘nin dayak yediği güvenlik kamera görüntülerinin basına yansımasının ardından İzmir Emniyet Müdürlüğü‘nden yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
‚‘Olaya karışan polis memurları 9 Aralık 2011 tarihi itibariyle görevden uzaklaştırılmıştır. Konu ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı‘ndan müfettiş talebinde bulunulmuştur.'‘

Yüksekova Haber

Zu den geplanten Protesten gegen den Burschenschaftskommers / München

http://linksunten.indymedia.org/image/42875.jpg

Für das kommende Wochenende (15. und 16. Juli 2011) kündigt die „Burschenschaftliche Gemeinschaft“ (BG) einen so genannten „Festkommers“ anlässlich ihres 50-jährigen Bestehens in München an. Gegen dieses Treffen des radikal rechtesten burschenschaftlichen Dachverband kündigt das queer-feministische Antifa-Bündnis „Bash Back“ Proteste an. Der folgende Artikel soll einen Überblick über die Proteste und Hintergründe zu dem Treffen der Burschenschafter* geben.

Was ist die „Burschenschaftliche Gemeinschaft“?

http://www.imgbox.de/users/public/images/5T7eTdGLqy.gif

Die Burschenschaftliche Gemeinschaft wurde 1961 in den Räumlichkeiten der Münchner Burschenschaft Danubia als Zusammenschluss verschiedener rechter Burschenschaften aus Österreich und Deutschland gegründet. Ausschlaggebend für die Gründung war der Wunsch nach der Gründung eines „großdeutschen“ Burschenschaftsverbandes. Dem vorausgegangen war ein Versuch verschiedener deutschnationaler Burschenschaften, die in der BRD wirkende „Deutsche Burschenschaft“ (DB) mit der „Deutschen Burschenschaft Österreich“ (DBÖ) zu einem gemeinsamen Dachverband zu vereinigen. Dieser sollte Ausdruck ihres völkischen Nationenverständnis sein, welches die BRD, die DDR, Österreich und einige Gebiete in Polen, der Tschechoslowakei, der Sowjetunion und Italiens als eine „deutsche“ Nation definierte. Nachdem dieser Versuch auf dem Nürnberger „Burschentag“ scheiterte, vereinigten sich 42 pflichtschlagende Burschenschaften aus der BRD und Österreich zur „Burschenschaftlichen Gemeinschaft“, wobei die Bünde weiterhin in der DB und DBÖ organisiert blieben. Auch 50 Jahre nach ihrer Gründung sind die BG und ihre Mitgliedsbünde eine zentrale Schnittstelle zwischen bürgerlicher und neofaschistischer Rechter. Dies lässt sich anhand einiger Beispiele aufzeigen:

•Der Burschenschafter* Herwig Nachtmann von der Burschenschaft Brixia aus Innsbruck wurde 1970 in Florenz in Abwesenheit wegen Beteiligung am Südtirolterrorismus verurteilt. 1995 wurde Nachtmann wegen NS-Wiederbetätigung in Österreich rechtskräftig verurteilt.

•Im November 2005 lud die Wiener Burschenschaft Olympia den Holocaust-Leugner* David Irving zu einem Vortrag „Die Verhandlungen Adolf Eichmanns mit jüdischen Führern in Ungarn“ ein. Die Veranstaltung konnte jedoch nicht stattfinden, Irving wurde festgenommen und in Österreich wegen NS-Wiederbetätigung verurteilt. Der FPÖ-Politiker* und „Alte Herr“ der Burschenschaft Olympia Wien Martin Graf ist 3. Nationalratspräsident in Österreich

http://linksunten.indymedia.org/en/system/files/images/1802702789.jpg
Haus der Danubia (Möhlstraße 21)

Insgesamt 4 Burschenschaften der BG kommen aus München:

•Burschenschaft Elektra Teplitz zu München (Augustenstraße 109)

•Burschenschaft Sudetia (ebenfalls Augustenstraße 109)

•Burschenschaft Cimbria (Cuvilliéstraße 29)

•Burschenschaft Danubia (Möhlstraße 21)

Vor allem die Burschen* von Cimbria und Danubia fallen durch gute Kontakte zu anderen neofaschistischen Gruppierungen in München auf. Ihre Häuser stellen eine wichtige Infrastruktur für die verschiedenen Lager der Münchner Rechten dar.

Bei der Burschenschaft Danubia trat zum Beispiel am 6. Mai diesen Jahres der neonazistische Publizist* und Kader des „Freien Netz Süd“ (FNS) Jürgen Schwab auf, am 30. April traten in der Burschenschaft Cimbria der Redakteur* der neu-rechten Wochenzeitung „Junge Freiheit“ Felix Krautkrämmer und Erik Lehnert vom rechten „Institut für Staatspolitik“ auf.

Am 24. Juni 2011 fand wieder bei der Burschenschaft Danubia ein so genannter „18. Herrschaftsfreier Dialog“ mit Günter Rehak aus Wien statt. Rehak ist „wissenschaftlicher Beirat“ der neonazistischen Zeitschrift „Volk in Bewegung“ und war beim neonazistischen Aufmarsch am 1. Mai 2011 im tschechischen Brno als Vertreter* der österreichischen Neonazi-Partei „Nationale Volkspartei“ (NVP) aufgetreten.

2001 fand der flüchtige Neonazi Christoph Schulte bei der Danubia Unterschlupf, nachdem er an einem rassistischen Übergriff in der Zenettistraße beteiligt war.

Was haben die Burschis geplant?

Ursprünglich wollten die Burschenschaftler* ihren Festkommers am 16. Juli in den Räumlichkeiten des „Sudetendeutschen Hauses“ (Hochstraße 8) abhalten. Nach antifaschistischen Interventionen wurde ihnen die Nutzung durch die „Sudetendeutsche Stiftung“ untersagt. Einen neuen Veranstaltungsort hat die BG bis dato nicht öffentlich gemacht; es wird vermutet, dass dies der Sorge vor weiteren antifaschistischen Interventionen geschuldet ist. Dennoch sind sich Antifaschist_innen sicher, dass der Kommers an einem anderen Ort stattfinden soll.

Bei einem Festkommers handelt es sich um eine hochoffizielle Feier von Studentenverbindungen oder -burschenschaften, bei dem traditionellerweise Lieder gesungen und Reden gehalten werden. Der Kommers soll den Höhepunkt der Feierlichkeiten zum 50-jährigen Bestehen der BG darstellen., zu dem Vertreter* aller 42 BG-Bünde erwartet werden.

Außerdem soll es am Vorabend im Haus der Cimbria ab 20.00 Uhr einen Begrüßungsabend mit Umtrunk geben. Die Danubia lädt zudem am Nachmittag des 16. Juli zu einem „Weiherfest bei ihrem ‚Alten Herrn‘ Dr. Volker Schlenke und Gemahlin“ in Gräfelfing ein.
Des Weiteren ist damit zu rechnen, dass während des gesamten Wochenendes leicht erkennbare Burschenschafter* beim Sightseeing in der Münchner Innenstadt unterwegs sein werden.

http://linksunten.indymedia.org/en/system/files/images/1713509744.jpg
Danuben* beim Bergsteigen

Was bisher geschah…

Im Vorfeld zur antifaschistischen, queer-feministischen Demonstration am 16. Juli gab es bereits mehrere Aktionen.
Durch antifaschistische Öffentlichkeitsarbeit konnte – wie bereits erwähnt – die Kündigung der Räumlichkeiten im „Sudetendeutschen Haus“ erreicht werden. Der Vorstand der „Sudetendeutschen Stiftung“ Franz Pany erklärte,

„dass für die Durchführung des Festkommerses der ‚Burschenschaftlichen Gemeinschaft‘ keine mietvertragliche Überlassung von Räumlichkeiten im Sudetendeutschen Haus erfolgt. Die Stiftung weist im Schreiben darauf hin, dass sie nur Überlassungen von Räumlichkeiten gewährt, wenn der Mieter deutlich zum Ausdruck bringt, dass die Veranstaltung keine rassistischen, antisemitischen, diskriminierenden oder antidemokratischen Inhalte haben wird. Eine zunächst vom Hausverwalter der Stiftung zugesagte Überlassung von Räumen an die Burschenschaft wurde zwischenzeitlich vom Vorsitzenden des Stiftungsvorstands wieder zurückgenommen.

(zitiert nach dem aida-Archiv)

Dass sich bei der „Sudetendeutschen Stiftung“ nicht wirklich um überzeugte Antirassist_innen und Antifaschist_innen handelt, bezeugen die vielen rechten Veranstaltungen, die in der Vergangenheit dort stattgefunden hatten. Erwähnt sei hier nur die Ankündigung einer Veranstaltung, die sich mit der „antifaschistischen Schuld am 2. Weltkrieg“ befasste. Dass erreicht werden konnte, dass sich selbst das „Sudetendeutsche Haus“ von der BG distanzieren musste, ist als klarer antifaschistischer Erfolg zu werten.

Weiterhin fanden schon eine Reihe von Mobilisierungsveranstaltungen im Kontext der Proteste gegen den Kommers statt, unter Anderem im AntifaCafé (Burschenschaften und Verbindungen in München), an der Uni (Die Deutsche Burschenschaft in München) und im Jugendinformationszentrum (Die Burschenschaftliche Gemeinschaft – Studentenverbindungen am rechten Rand). Darüber hinaus gab es eine groß angelegte Flyeraktion im Rahmen des schwarz-rosa Blocks auf dem Münchner Christina-Street-Day.

What else?

Im Rahmen der Mobilisierung wird es noch zwei weitere Veranstaltungen geben. Diesen Mittwoch findet ab 20.00 Uhr im Kafe Marat ein Vortrag zum „Wann ist ein Bursche ein Mann?“ statt, der sich mit den patriarchalen Männlichkeitsbildern der Burschenschaften auseinandersetzt. Außerdem wird es auf dem Bildungscamp (LINK) am Geschwister-Scholl-Platz (vor der LMU) am Donnerstag ab 18.00 Uhr einen Workshop zum Thema „Burschenschaften und rechte Propaganda an Schulen“ geben.
Der Demo-Samstag startet bereits um 13.00 Uhr im Kafe Marat mit einem gemeinsamen Schmink- und Styletermin für den queer-feministischen Block. Dort wird es Schminkzeug, Kleider zum Crossdressen und andere Utensilien geben.
Die Demo startet um 16.30 Uhr am Prinzregentenplatz und zieht dann durch die Stadtteile Bogenhausen und Haidhausen. Das Bash Back-Bündnis schlägt vor, dem heterosexistischen und patriarchalen Auftreten der Burschenschafter* einen antisexistischen und queeren Ausdruck entgegenzustellen. Im queer-feministischen Aufruf zur Demo schreiben sie:

Wir möchten die Burschenschaften in all ihren widerwärtigen Facette angreifen! Gleichzeitig soll diese Demonstration ein Raum sein, in dem sich alle – unabhängig davon in welchem Geschlecht wir sozialisiert sind und wie wir uns selbst bezeichnen – wohlfühlen! Der Umgang mit der Kategorie „Geschlecht“ enthält immer auch eine Handlungsperspektive. Geschlecht konstruiert sich maßgeblich durch Normen und normkonformes Verhalten. Durch Kleidung, Körperhaltung, Ausdruck reproduzieren wir jeden Tag Geschlecht auf’s Neue. Aber genau diese Normen können auch immer wieder auf’s Neue gebrochen werden. So soll diese Demo einen Rahmen bilden, der es ermöglicht kollektiv diese Normen zu brechen.

http://www.imgbox.de/users/public/images/gvuSU2NPY7.jpg

Mehr Infos und News: bashback.blogsport.eu
Bündnis-Aufruf: klick
Queer-feministischer Aufruf: klick

Mobivideo: http://www.youtube.com/watch?v=8Oel6GSQQRI

________________________________________________________________________________

* Der Stern soll auf die gesellschaftliche Konstruktion von Sex und Gender hinweisen. Wir glauben, dass es gerade im Kontext der patriarchalen und (hetero-)sexistischen Geschlechterbilder der Burschenschafter, insbesondere bzgl. der Thematisierung eigener „Männlichkeit“ besonders wichtig ist, auf deren gesellschaftliche Hervorbringung aufmerksam zu machen.

Quelle: Linksunten Indymedia

JUNGE MUSLIMISCHE MIGRANTEN FANS VON ADOLF HITLER

Das österreichische Institut für Jugendkulturforschung hat bei einer Befragung herausgefunden, dass über ein Viertel der Teenager mit türkischer und arabischer Herkunft demokratie-feindlich und darüber hinaus Verehrer von Adolf Hitler sind. Sie können Schwule nicht leiden und hassen Juden. Stolz stehen sie zu Allah, Adolf und der Diktatur.

http://img510.imageshack.us/img510/1492/89236996.jpg


OE24 berichtet:

Junge Zuwanderer

25,2% finden Hitler gut

Junge Migranten mit türkischen & arabischen Wurzeln haben Demokratie-Problem.

Die gute Nachricht: Jugendliche sind an Politik interessiert – 80 Prozent nahmen an der Wien-Wahl teil. Dramatisch indes die Detailergebnisse, die das Institut für Jugendkulturforschung bei der Befragung von Jugendlichen mit Migrationshintergrund herausfand: Viele Teenager mit türkischer und arabischer Herkunft haben schlicht ein Demokratie-Defizit.

● Unglaublich: 25,2 Prozent der Migranten aus der Türkei und dem arabischen Raum stimmen dem Satz „Hitler hat für die Menschen auch viel Gutes getan“ „zu“ bzw. „sehr zu“ – mit 53,4 % sehen ihn vergleichsweise wenige kritisch. Gerechnet auf alle Migranten sagen 17,6 %, unter den Jugendlichen insgesamt 14,4 % Ja zum Hitler-Statement – über 70 % lehnen es ab.

● Noch dramatischer ist der Antisemitismus, der durch den Nahost-Konflikt verstärkt wird: 45,6 % der türkisch- bzw. arabischstämmigen Jugendlichen finden, dass „Juden nach wie vor zu viel Einfluss in der Weltwirtschaft haben“. Das sagen unter den Jugendlichen insgesamt „nur“ 15,5 %.

● Besonders ausgeprägt ist die Ablehnung von Homosexualität: Eine relative Mehrheit von knapp 36 Prozent der jungen Türken nennt Homosexualität „eine unnatürliche Lebensweise“.

Problem mit Antisemitismus und mit sexistischen Werten

Jugendforscher Bernhard Heinzlmaier zeigte sich von den Ergebnissen überrascht. Man habe ein „nicht zu vernachlässigendes Problem mit sexistischen und antisemitischen Einstellungen, das durch die Zuwanderung nun noch verstärkt zu werden scheint“. Die Gründe liegen auf der Hand: „Diese Jugendlichen leben durchwegs in einer autoritär-patriachalischen Um­gebung und haben weniger Probleme mit Diktaturen.“

21,3 % der FPÖ-Jungwähler stimmen Hitlersatz zu

Ansetzen müsse man in der Schule – aber eben nicht nur, so Heinzelmaier: „Toleranz ist fehl am Platz. Hier muss ganz klar gesagt werden, was in einer demokratischen Gesellschaft möglich ist – und was eben nicht.“ Die FPÖ übrigens hat keinen Grund, sich groß aufzuregen: Ihre Jung-Wähler stimmen dem Hitler-Satz mit überdurchschnittlichen 21,3 % zu

Cinsel faşizm – Hasan Bildirici

Akşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut’un, Kürt ses sanatçısı Rojin’i dağa kaldırıp seks kölesi yapmak isteyen yazısı, Türk devletinin başka bir yüzü olan cinsel faşizminden kopuk ele alınamaz.. Faşizmi en iyi tarif eden Bulgar devrimcisi Dimitrov’dur… Dimitrov, faşizmi tekelci sermayenin kanlı diktatörlüğü olarak tarif ederken muhtemelen Türk faşizminden haberi yoktu. Kınamıyorum; o, Alman ve İtalyan faşizmine uygun tarifler yapmıştı. Eğer şimdiye kadar söylenmemiş veya yazılmamışsa, “cinsel faşizm” türünü, faşizm tahlillerine biz ekleyip geçelim.

Türkiye’de üçlü faşizm yaşanır… Siyasal faşizmin ne olduğunu biliyorsunuz: Tek dil, tek, sınıf, tek bayrak, tek inanç… Bunun adı Türk devlet faşizmidir.

Türk devletinin ikinci olarak, sosyal faşizmi vardır. Gerçi 12 Eylül öncesi Türk solcuları birbirlerini “sosyal faşist”likle suçlarlardı. Fakat “sosyal faşizm” Türk devlet faşizmi altındaki sosyal tabakaların yaşam biçimini tarif etmeye daha uygun düşüyor… Türk milliyetçileriyle aynı sokakta oturan Kürt, Alevi, Solcu, Ermeni veya Yahudilerin Sosyal hayattaki günlük korkularını düşünsenize… Bu, sosyal faşizmdir..

Fakat bana göre Türkiye’de sosyal ve siyasal faşizmin karakterini, cinsel faşizm belirliyor… Türkiye’de ağır bir cinsel faşizm vardır. Zaten cinsel iktidarsızlıkla siyasal iktidar arasındaki ilişki doğrudandır. Cinsel iktidarsızlık bir suç değildir; fakat cinsel iktidarsızlığın acısını siyasal iktidar olarak toplumdan çıkarmak suçtur… Yaşlıların iktidara ve paraya daha sıkı asılmaları, gittikçe kaybolan cinsel iktidarın yerine başka bir şey oturtma isteğinden kaynaklanır… İktidar olma hırsı insan cinsinde öldürücü bir zaaftır…

Bana yazan faşistler genellikle anama, bacıma, eşime, çocuğuma küfür ederler.. Kimisi de anamın mezarını şey ediyor… “Anasının mezarına koyduğum!” küfrünü, Almanca, Fransızca veya İngilizceye çevirebilir misiniz? Çevirmeye kalkarsanız ortaya nasıl bir kelime çıkar? Cinsel faşizm budur. Ama bu çok yaygın bir tarzdır ve aynı zamanda bir devlet geleneğidir.

Yüz yıldır Anadolu’da, Alevilerin, ana, bacı demeden birbirleriyle yatıp kalktıkları, bu faşist devlet biçimi altında, sunni kesim tarafından söylenmedi mi? Aşağılık bu iftira, bu yalan, milyonlarca insanın kafasına sokulmadı mı? Bundan daha büyük bir cinsel faşizm olabilir mi? Komünistler ve sosyalistler için de aynı iftiralar atıldı.

12 Eylül Askeri darbesinden hemen sonra tutuklanmıştım. Sorgumun yapıldığı Antep Birinci Şube’de iki de bayan tutuklu vardı. Hücrelerde yer olmadığı için, solculara ve PKK’lilere ekmek vermekten dolayı gözaltına alına bu iki Kürt kızı, basılan evlerden toplanıp getirilen kitap ve yayınların konduğu iki dolap arasında tutuluyordu… Yirmidört saatte bir gelen tuvalet sırasında bu kızlar, işkenceci polislerin tacizi altında tuvalete gidip gelirlerdi. Onların, gözleri bağlı bir şekilde yürürken kendilerine sarkıntılık yapan polislerden sakınmak için girdikleri şekilleri hiç unutamam… Yere çökerlerdi, bacaklarını sıkarlardı veya saçlarını başlarını yolarlardı…

Ve onlara el atmak, memelerini çekiştirmek, bacak aralarına copla tacizde bulunmak serbesti.. Gecenin herhangi bir vaktinde, nöbet devralmaya gelen polislerin uğradıkları ilk yer iki dolap arasındaki kızların yanıydı. O Kürt kızlarının ağlamalarını ve inlemelerini hiç unutmadım… Bu bir cinsel faşizmdir ve devletin bütün sorgu merkezlerinde sistemli bir şekilde uygulanmıştır ve uygulanmaktadır…

Erkek olmak, cinsel faşizmden kurtulmak anlamına gelmemektedir. Siyasal faşizm kadar cinsel faşizmden de nasibini fazlasıyla almış insanlarız bizler… Yakalandıktan iki yıl sonrasına kadar kasıklarım, yediğim elektrik şokundan dolayı simsiyahtı… Çoğumuz, yıllarca, aşırı sıkılmaktan ve elektrik verilmekten morarmış cinsel organlar ve hayalar taşıdık… Bunun adı normal faşizm değil, cinsel faşizmdir…

İşkence sırasında çözülüp kişiliksizleştirilmiş örgüt üyelerinden tecavüzcü kişiler çıkarmak da bu devletin işidir. İşkence altında yara bere içinde bırakılmış direnen kişiyle, çözülüp kişiliksizleştirilmiş şahısları soyundurup utanç içinde birbirine yaslayan faşizm, cinsel faşizmden başka bir şey değildir. Alman, Bulgar, İtalyan yazarlar veya siyasetçiler cinsel faşizmi ayrı bir konu olarak ele almamışlarsa, bu tür bir faşizmden haberdar olmadıkları içindir.

Türk devletinin faşizmi cinsellikten başlıyor… Rojin’i dağa kaldırıp seks kölesi yapmak isteğini yazan Serdar Turgut, Türk devletinin yetiştirdiği bir cinsel faşisttir. Askeri, polisi, MİT’i, JİTEM’i ve bürokrasisiyle Türk devleti cinsel faşist bir devlettir…

Serdar Turgut, çok eleştiri alınca şaka yaptığını yazmış… Adi herife bakın! Her santiminde Kürt kanı bulunan dağları seks mekanı, Türk devletinin cinsel faşizmi altında inleyen Kürt kadınını da seks kölesi yapmanın ciddi bir siyasal ve cinsel faşistlik içerdiğini çözemeyeceğimizi sanıyordu.

Hasan Bildirici

Kadinlar dan Serdar Turgut`a ve Aksam Gazetesine „ÇÜÜÜŞŞ“

Rojine destek icin sokaklara cikan kadinlar, Serdar Turgut`a “ ÇÜÜÜŞŞ“ dediler. Bir hayvana da zaten ancak bu denir.

http://img442.imageshack.us/img442/1900/feminist1.jpg

http://img527.imageshack.us/img527/3907/cssk.jpg

Kuğulu Park‘ta ellerinde rengarenk dövizleri ve üzerinde kocaman bir ÇÜÜŞŞ yazan pankartlarıyla toplanan kadınların yüzleri gülüyor… „Başına bir hal gelirse Serdar, dağlara gel dağlara“ diye şarkı söylüyor, birbilerinin dövizlerine bakıp „Bu harika olmuş valla“ diyerek gülüyorlar.

„Mizah çükle değil beyinle yapılır!“
Müzisyen Rojin‘i dağa kaldırıp seks kölesi yapma fantazisi kuran Akşam Gazetesi köşe yazarı Serdar Turgut‘a karşı ırkçı ve cinsiyetçi olmayan mizahımızı bugün sokağa taşıdık. Mağdur olmayı seçmiyoruz, Serdar Bey‘in mizah dediği şeyin aslında ne olduğunu çok da iyi anlıyoruz, ama hiç mi komik bumuyoruz!

„Serdar‘ın kaleminden kan damlıyor!“, „İstenmiyorsun git Serdar“, „Üzmez‘i hakladık, sıra Serdar Turgut‘ta“, „Bir şemsiye de Serdar‘a“,“Militarist basın kalemini bedenimden çek!“, „Jin, jîyan, azadî“ yazılı pankartlarımızla, „Serdar‘a yuh de! Yuh deme çüş de!“, „Mizah değil nefret, asla gülme reddet!“, „Bijî yekîtî ya jinan“, „Kadınlar barış istiyor“ ve „Yaşasın kadınların kız kardeşliği/ Bijî xwîşkatiya gelan!“ diye bağırarak Kuğulu Park‘tan Akşam Gazetesi‘nin Cinnah Caddesi‘ndeki temsilciliğine kadar yürüdük. Burada basına ve kamuoyuna yönelik hazırladığımız metni okuduk. (Metni aşağıda görebilirsiniz) Sadece Serdar Turgut ve Akşam Gazetesi‘ni değil, tüm basını savaşın değil barışın yanında olan yayınlar yapmaya çağırdık. „Çüş“ yazılı pankartımızı ve dövizlerimizi gazete temsilciliğinin yanındaki İsviçre Büyükelçiliği‘nin parmaklıklarına asarak oradan ayrıldık. Eylem boyunca bol bol güldük, hem de nefret ve kin kusmadan, militarizmi ve cinsiyetçiliği beslemeden…
Feminist(B)iz Oluşumu ve Ankara Kadın Platformu yaptigi aciklama .

„Basına ve kamuyouna,

Artık barışı konuşmaya başlamamız gerektiğini düşündüğümüz bu günlerde, gazeteleri ve televizyonu her açtığımızda savaşı, milliyetçiliği, ırkçılığı ve nefreti körükleyen yayınlarla karşılaşmak istemiyoruz. Bu yayınlardan bir tanesi, mizah adı altında Serdat Turgut tarafından kaleme alındı. Kendi deyimiyle, ‘terörist’ olmanın nedenlerini bir kez olsun durup düşünmemiş olan Serdar Turgut anlaşılan o ki köşe yazarlığından sadece zavallı fantezilerini yazmayı anlıyor. Malum yazısında bir kere bile konuşmadığı, ona göre zevk ü sefa içinde yaşayan barış elçilerini karşılamaya gelen, ama bunu ne şov için, ne de o “mükemmel hayat” tarzını devam ettirmek için yapan insanlara dönük bir savaşı kışkırtırtıyor. Bizler ise bir kere daha başka bir fantezimiz olduğunu kendisine haykırmak için buradayız, barışı.

Kürtler bu savaş yüzünden Serdar Turgut‘un sadece cinsel fantezilerine yeten muhayillesinin alacağından çok daha fazla acı çektiler. Yalnızca dilleri ve kültürleri yok sayılmadı, öldürüldüler, işkence gördüler, sürüldüler, köyleri yakıldı… Ama en kötüsü o ve onun gibiler yüzünden Türkiye halklarının gözünde ‚düşman‘ ilan edildiler, ötekileştirilmeye çalışıldılar. Anladıklarını söyleyen bazıları da makul Kürt/ makul olmayan Kürt ayrımı yapmaya çalıştı.

Serdar Turgut sağolsun! ‚PKK teröristi olmadığıma pişmanım‘ yazısıyla militarizmin ve ataerkinin dilinin nasıl da iç içe olduğunu bir kere daha görmüş olduk. Savaştan iştahı kabaran erkek gözünün ilk dikildiği yerin kadın bedeni olduğunu da.Ama eril militarizmin ve milliyetçi şiddetin, dili nasıl da bu kadar fütursuzca kullanılabildiğine yine de şaşırıyoruz…

Türkiye‘de otuz yıldır süren savaşın en sonunda bitecek ve barışın gelecek olmasına dair küçücük bir umuda bile çamur atmaktan, bunu yaparken hem bir halka hem de müzisyen olan Rojin‘in Kürt ve kadın olmasına pis bir dille saldırmaktan Serdar Turgut beyefendinin hiç gocunmaması karşısında hayrete düşüyoruz. Yükselen milliyetçilikten nasiplenmek için belli ki Serdar Turgut kaleminden çıkanı kulağı duymadan editörüne göndermiş. Bu yazıyı yayınlamakta hiçbir beis görmeyen Akşam Gazetesi de bizi afallatıyor. Biz Serdar Bey‘in mizah adı altında kadın bedenine yaptığı sürekli saldırılara gülmemeye devam ediyoruz. BARIŞ‘ı arzulayan kadınlar olarak bunca şaşkınlığa ancak Serdar Turgut‘a ve Akşam gazetesi’ne kocaman bir ÇÜŞŞ çekerek karşılık verebiliyoruz. Akşam Gazetesi ve Serdar Turgut Rojin‘den özür diledi. Fakat Kürt halkından da özür dilemeliler. Serdar Turgut‘un kadınlardan özür dilemesini, mizah adı altında yaptığı aşağılamalara son vermesini ve istifa etmesini istiyoruz. Akşam Gazetesi‘ni ve tüm basını nefreti, savaşı ve milliyetçiliği körükleyen, aynı zamanda haber etiğine de sığmayan yayınlara son vermeye çağırıyoruz.

http://feministbiz.blogspot.com/

http://img442.imageshack.us/img442/9700/serdarcus.jpg

Asagilik bir sömürgeci “ Serdar Turgut “

Türklerin gazeteciligi böyle oluyor: Irkcilik, fasistlik ve sexistlik.. .

Iste bunun adi da Türkiye de gazetecilik oluyor.

Asagilik bir sömürgeci, http://img524.imageshack.us/img524/8651/xe34.jpg Serdar Turgut

Asagida ki haber, Milliyet gazetesinin haberi. Kendi meslektaslarinin yaptigi namusuzlugu haber olarak ancak böyle tasiyorlar sütunlara.

Kürt kadinini asagilayarak, yol alacagini sananlar, igrenc yüzünü gösteriyor esasinda..

Sömürgeci güclerin, fasist kafalarinin , kokusmus ve igrenc tarzi..

Bakalim cigirtkan, sömürgecilerin gazeteleri daha ne kadar igrenclesecekler..

Bu arada Aksam Gazetesi özür diliyor ama bakin nasil “ Serdarin cok derin bir mizah dünyasi vardir. Onun mizah duygusunu bilmek gerekir. “ Bizde o alcaga sunu sölüyoruz “ MIZAHINA TÜKÜRELIM“.. Birileri seni mutlak daga cikarir, sen merak etme Turgut ama dönüsün nasil olur o beli olmaz…

BIMRE KOLEDAR !!

Efendisizler

********************************************************************************

Sömürgeci güclerin gazetesi Milliyet

„Akşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut, 24 Ekim tarihinde köşesinde “PKK Teröristi Olmadığıma Pişmanım” başlıklı bir yazı yazdı.

Yazıda Turgut, „Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından anladığı kadarıyla dağda toplu seks partileri yapıldığını ve kendisinin PKK’lı olması halinde bunlara militan bir aktiflikle katılacağını“ belirtti.

Turgut, yazısında şu ana kadar kendisine çekici gelen hiçbir PKK’lı kadın görmediğini bunun için şehirden Rojin’i dağa kaçırıp dağa kaldırabileceğini söyledi.

Yazısında Turgut, “…Bir hücre oluşturup, şehri basıp Rojin’i dağa kaldırıverirdim olur biterdi… Düşünsenize; yıllarca dağda keyif hayatı süreceğim, dağa kaldırıp seks kölem haline getirdiğim Rojin ile yaşayacağım…” diyordu.

ROJİN: CESARETİNİN NEDENİ KÜRT OLMAM MI?

Bu yazıdan sonra Rojin Bakırköy Adlisyesi’ne dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu.

Rojin şikayet dilekçesinde Serdar Turgut’un “cinsel taciz” ve “basın yoluyla hakaret” suçlarından cezalandırılmasını talep etti.

Rojin daha sonra yaptığı açıklamada, “Serdar Turgut’un ‘dağa kaldırmak’, ‘seks kölesi yapmak’ gibi ağzı salyalı erkek edebiyatının en ucube cümlelerine fütursuzca kullanmaya cesaret etmesinin nedeni, benim Kürt olmam mı, hele de kadın olmam mıdır” diye sordu.

Rojin, Turgut’un yazısına verdiği cevapta Türkiye’nin geleceğini en çok tehdit eden sorunu çözmek için uğraştığı dönemde “gazete köşelerini bazı efendilerinin kalemlerini yaralara tuz basmak, ateşe körükle gitmek, yumrukların biraz daha sıkılmasını sağlamak için oynattıklarını“ söyledi.

Soruşturmanın sonunda dava açılırsa Serdar Turgut, 6 aydan 4 yıla kadar hapis istemiyle hakim karşısına çıkacak. “




kostenloser Counter
Poker Blog