Archiv der Kategorie 'Antimilitarismus'

Siyabent Alagoz vicdani reddini acikladi.

Merhaba Adım Siyabent Alagöz 1993 İstanbul/ Şişli Doğumluyum.

Bu Ülkenin İnsanları üzerinde uygladığı yönetim sistemi biçimini Protesto
etmek . Bu sistem ve ideoloji değişmedikçe hiç bir şekilde bu ülkenin TSK adı altında ki kurumun içinde bulunmayacağım.
Halkın ezildiği halkın sömürlüdüğü azınlıkların haklarının hiçe sayıldığı bu
sistemi korumak istemiyorum.

Küçük bir azınlığın büyük bir çoğunluğun sırtından yaşadığı bu dünyada
Kaynakların bombaya, tanka tüfeğe değil; eğitime, sağlığa ayrıldığı bir
dünya düşünmeye ve umut etmeye çalıştım
hep bir gün belki herşeyin değişebilceği umudu.Kadınların, Kürtlerin,
Alevilerin, eşcinsellerin,
çingenelerin, göçmenlerin, kısacası bugün ezilen her kesime gerçek bir
eşitlik ve özgürlük sağlayacak bir
demokrasi Düşüncesiyle yaşamaya çalıştım.Savaşa Karşı bir düşünce yapısına
sahipim kısacası.

T.C devletin‘in kendi halkı üzerinde kurduğu oyunlar Kışkırtmalar
ayaklanmalar yani sistemi kınamak için bi bakıma kendi vicdani reddimi
açıklıyorum.

Böylesine sömürü düzeyinde yönetilen bir toprak parçasını Koruma kapsamı adı
altında yürütülen TSK kurumuna hiç
bir şekilde katılmayacağımı belirtmek istiyorum.T.C ni neye karşı
korumak.Sözde kürtlerin ülkeyi bölme planı varsayımı içinmi.
Kısacası Herhangi bir nedenden herhangi bir insanı öldürmek veya
öldürülmesinde rol almak istemediğim için Kendi vicdani reddimi Açıklıyorum.

Ne Asker Ne Militan.

Özgür Hür Bir yaşam dileğiyle.

Siyabent ALAGÖZ

Vicdani Ret Avrupa‘da yayılıyor

Kürt Vicdani Ret Hareketi’ni, 2007 yılında düşüncelerinden dolayı askerlik
yapmak istemeyen, askerliğe karşı olan, vicdani reddini açıklamış
militarizme karşı pratik tavır sergilemiş bir grupla oluşturulur. Bu
oluşturulan yapının herhangi bir hiyerarşik yapılanması yoktur. Herkes
sorumluluk ve gönüllülük esasına göre çalışma yürütmektedir. Genel amaç ve
prensiplerini kabul eden herkesin bulunduğu alanda bu yapıyı örgütleme
inisiyatifi vardır. Avrupa’daki Kürt Vicdani Ret Hareketi aktivisti ve
vicdani redciler görüşlerini gazetemiz ile paylaştı.

*Neyin bedeli?

*Mayıs 2008 tarihinde dövizli askerlik karşıtı „Neyin bedeli?“ adlı bir
kampanya örgütleyen Hareket, dövizli askerlik adı altında TSK’ya aktarılan
paralarla savaşa taraf olunduğunu ve savaşın sponsorluğunun yapıldığını dile
getirdi. Vicdanlara çağrıda bulundu. Ve illa ki bir bedel verilecekse de
yaşayarak ve yaşatarak verilmesi gerektiğini deklare etti. Halen kendi
imkanlarıyla bu çalışmayı yürüten aktivist ve retçiler, son dönemlerde
tutuklanan vicdani retçi İnan Süver’in serbest bırakılması için sokakta
birkaç eylem örgütledi.

Aynı zamanda İnan için acil eylem çağrısında bulunan Af Örgütü ile birlikte
bir imza kampanyası da başlattı ve İnan’in serbest bırakılması için kimi
kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulundu.
Gazetemize konuşan Kürt Vicdani
Ret Hareketi Aktivisti ve Vicdani Retçi Metin Aydın şu anda İsviçre’de
yaşamakta. Aydın „Kendim Türkiye’de üç ay zorla askerlik yaptığımdan dolayı
birebir kışlalarda nelerin yaşandığını ve bizlere hangi muamelelerin reva
görüldüğüne bizzat şahit -mağdur- olduktan sonra vicdani reddimi
açıklamıştım. Sadece Vicdani Ret beyanında bulunmak yeterli değildi;
birşeyler yapmalıydık ve bunu da hep birlikte yapmalıydık. Bir grup
arkadaşla birlikte hem teorik hem de pratik anlamda bir dizi çalışma
hedefledik. Kürtlerin, Türklerin yaşadığı her alanda bu yönlü çalışmalar
yürütmeye karar verdik. O dönem vicdani retçi Halil Savda reddini
açıkladığından dolayı cezaevine konulmuştu. Serbest bırakılması için Avrupa,
Türkiye ve Kürdistan’da bir imza kampanyası örgütledik. Birkaç yerde serbest
bırakılması için eylemler yaptık“ dedi.

2008 – 2009 yıllarında ve öncesinde kışlalarda Türk ve Kürt gençlerinin art
arda „intihar etti“ denilerek yargısız infazlara uğradığını ya da intihar
ettirildiğini belirten Aydın, bu konuyu kamuoyunun gündemine taşımak
amacıyla Mart 2009 tarihinde tamamladığı „Kışlalarda etnik ayrımcılık ve
intiharlar „ adlı bir çalışma yaptı. Ardından „Askeri cezaevlerinde
yaşananlar aydınlatılmalıdır“ adlı 2009 ile 2010 tarihleri arasında
yürüttüğü bir araştırmayla baskıya uğrayan işkence mağdurlarıyla röportajlar
yaparak teşhir etmeye çalıştı.

Şu anda Fransa’da yaşayan Kürt Vicdani Ret Hareketi aktivisti ve vicdani
redci Yunus Özdemir, vicdani retçilerin en yaygın olarak karşı çıktığı ve
reddettiği kurumun askerlik kurumu olduğunu vurgularken, bir Kürt Vicdani
Retçi olarak, bu yöndeki haklı fikirlerini örgütlü yapı içerisinde
çalışmalar yürüterek ifade etmeyi daha uygun bulduğu için bu İnisiyatif’te
yeraldığını söyledi. Bugün askerlik kurumuna karşı pasif anlamda yarım
milyon civarında asker kaçağının varlığından bahseden Özdemir, ayrıca kadın
vicdani retçilerin sayısal verilerle gösterecekleri tepkilerinin de oldukça
önemli bir ses getireceğini vurguladı.

*Vicdani ret olayı fazla bilinmiyor

*Özdemir devamla „Avrupa’da yaşayan binlerce genç var ve çoğu asker kaçağı
ya da dolaylı yollardan askerlik yapmayan gençler. Ben şu anda özellikle
Paris’te çalışmalar yürütmekteyim. Maalesef çoğunun vicdani ret konusunda
pek bilgileri yok. Kürt Vicdani Ret Hareketi olarak Avrupa’da henüz çok
yaygın olmadığımız gerçekliği ile birlikte büyümekte olan bir güç olduğumuzu
da söylemek gerekir. Bu konuda basın ve yayın kuruluşlarının biz vicdani
retçilerin çalışmalarını gündemleştirmeleri kamuoyunun dikkatini çekmesi
açısından önemli“ dedi.

Yine özellikle vurgulanması gereken diğer bir konunun ise; Avrupa’da yaşayan
Kürtlere dayatılan bedelli askerliğin de kirli savaşa dolaylı yollardan
destek olduğu anlamına geldiğini belirten Özdemir, halkın daha duyarlı
olmasını beklediklerini söyledi.

*Ölmek ve öldürmek istemiyorum

*Yunanistan’da yaşayan Kürt Vicdani Ret Hareketi Aktivisti ve Vicdani Retçi
Mehmet Aydınlı ise, „Amedliyim. Askerlik yapmadım, yapmayacağımda. Ne ölmek,
ne de kimseyi öldürmek istemiyorum. Bilhassa kendi halkıma karşı bunu yapmam
sözkonusu olamaz“ dedi. Kürt Vicdani Ret Hareketi’nin (Tevgara Red) e-mail
ve grup gibi internet üzerinden bilgilendirme ve tanıtım işleriyle
ilgilendiği bilgisini veren Aydınlı, Facebook’ta yaklaşık 2000’ne yakın
üyesi olan bir gruplarının olduğunu ve oraya vicdani retle ilgili sürekli
gelişen haberleri attığını söyledi. Bu sayfa üzerinden birçok kişinin
kendileriyle iletişime geçtiğini ve ortak bir şekilde sorulara yanıt
olduklarını belirtti. Yine üç bine yakın üyesi olan bir e-mail adresleri
olduğunu söyleyen Aydınlı, e-mail yoluyla üyeleri surekli
bilgilendirdiklerini belirtti.

Belçika’da yaşayan Kürt Vicdani Ret Hareketi Aktivisti ve vicdani retçi
Mahir Yüksel ise, „Kürt Vicdani Ret Hareketi olarak bir kaç yıllık geçmişe
sahip olsak da, Türkiye ve Kürdistan genelinde Kürt gençliğinde büyük bir
sahiplenme yaşandığını gördük. Her geçen gün Vicdani Reddini açıklayan
onlarca genç var. Avrupa genelinde temel sorunumuz ise, halen hareketin
tanınması yönündeki eksikliklerimiz ve yine aktivist noktasında yaşadığımız
sıkıntılardır.“ dedi. Avrupa’daki Kürt Vicdani Ret Hareketi İsviçre, Fransa,
Belçika, Yunanistan, Hollanda, İsveç, Almanya, Kıbrıs ve İngiltere’de
faaliyet yürüt- mekteler.

*SUNA KÖSE/LONDRA / Kürt Vicdani Red Hareketi

yunus ozdemir vicdani reddini acikladi

Kurt vicdani red hareketinin aktivistlerinden Yunus Ozdemir vicdani reddini
acikladi.

http://img152.imageshack.us/img152/4026/22664322.jpg

Savasssiz bir dunya umuduyla

Basin birimi

Ben yunus ozdemir agri ilinin eleskirt ilcesinde 10.03.1980 yilinda
dogdum.vicdani reddimi aciklamaya calisirken vicdan olgusundan yola cikarak
hakli ve hakkim olan vicdani reddimi aciklamaya calisacagim.yasayip
buyudugum toplumun kosularini gozonune alarak bende olusan bu duygularin
insanlarla paylasilmasini bir intiyac olarak gormekteyim..insan ile beraber
olan vicdani duygularinin aciga cikarilmasi ve buyutulmesi gerekliligine
inanmaktayim.zira bunlarin olusabilmesi icin de buyuk bir ozveriyle ve
durustlukle paylasmak gerektigine inanmaktayim. on yillardir suren savasin
uzerimizde biraktigi etkiye baktigimda belkide gec kalinmis bir
aciklamadir.kendi bedenimizi okadar kolelestirmisiz ki savas tamtamlari
istedikleri an bedenimizi istedikleri sekilde kullanabiliyorlar.onlar icin
ister ahlaki olsun ister olmasin.ama ben ahlaki degerlerimin bana ogrettigi
yasam seklini gozonune alarak bana dayatilan kirli yasam seklini
rededecegim.

*Vicdan* her ne kadar insani bir kavram olarak algilansa da aslinda çok daha
genis bir alani kapsar. *K*iside farkindalikla beraber olusmaya baslayan çok
genis bir olgudur. Hatta Insanla çok buyuk farkliliklari olmasina ragmen bir
hayvanin ya da bir bitkinin dahi bazi davranislarini bu kapsamda
degerlendirmek mumkundur. Çunku temelde vicdan , varligi uzerinde etki eden
seylere karsi tutum gelistirme egilimidir. Her canli kendi kosullarinda
varligiyla ilgili surekli bir eylemsellik içerisindedir. O halde vicdan
olgusunun insanla sinirli olmadigi ,diger varliklarda da muhtemel oldugu
ortaya çikiyor. Buna vicdanin sozluksel anlamina bakarak da ulasmak
mumkundur.Bilindigi uzere vicdan sozlukte ; kisiyi kendi davranislari
hakkinda bir yargida bulunmaya iten , kisinin kendi ahlak degerleri uzerine
dolaysiz ve kendiliginden yargilama yapmasini saglayan guç olarak
tanimlanir. Dikkat edilecegi uzere yer edinmis olan esas seyler soz
konusudur. Fakat sozluk anlamina ragmen vicdan nedir denildiginde kisa bir
tanim getirmek zordur. Ancak bir olay karsisinda kimligimizin bize dayattigi
davranislari vicdanla bagdastirmak mumkundur. Kimligimizin bize dayattigi
sekilde bir tutum gelistirmemiz vicdanidir.

Yukaridaki tanimlamalari yorumlarken , mevcut kaliplardan kendimizi
arindirdigimizda ve kendimizi her seyi insana dair gorme aliskanligimizdan
kurtardigimizda, daha da onemlisi tum canlilarin bir degerlendirme
kapasitelerinin oldugu gerçegini kabul ettigimizde vicdanin aslinda tum
canlilarda ortak bir olgu oldugu sonucuna kolaylikla varabiliriz. Sahsen
vicdan kavramini kendimle iliskilendirerek degerlendirdigimde tum canli
oraganizmalarda olabilecek bir olgu oldugu sonucuna variyorum. Çunku kendimi
diger varliklarin bir parçasi olarak goruyorum. Parçayla butun iliskisi
bende olabilecek seylerin diger varliklarda da farkli sekillerde olabilecegi
kanisi uyandiriyor.

*Vicdan olgusunu direk benlikle es deger tutuyorum. Benligimi olusturan tum
etmenler ayni zamanda benligimin içinde yer alan vicdanimi da olustururlar.
*

*Bu paralellik ya da iç içelik vicdanin aslinda kimligin bir diger ifade
sekli oldugunu gosteriyor. Dolayisiyla askerlige karsi tutumumu kimligim
olarak goruyorum. Mevcut olan kimligim bu kurumu hazmedecek mekanizmaya
sahip degildir. Deger yargilarimla ortusmeyen yapida olan bir kurumun içinde
bulunmam varligimi inkar etme anlami tasiyacagindan dolayi askerlik kurumuna
karsi vicdanimin sesine kulak veriyorum. Fakat ozellikle belirtmek isterim
ki vicdani çikismi yalnizca askerlik kurumuyla sinirlandirmiyorum. Çikisim
varligimi inkar etmeme sebep olabilecek her seye karsi bir tutumdur.
Askerlik kurumunun olusmasinda ve giderek daha da guçlenmesinde pay sahibi
olan her kurum ve kurulusa ve kisilere karsiyim. ayni kisilerin ,kurum ve
kuruluslarin sebep olduklari diger yikimlardan dolayi da vicdanen
rahatsizlik duyuyorum. Nasil ki insan benim kimligimde bir yer sahibiyse ve
militarist orgutler tarafindan zarar gordugunde vicdanim sizliyorsa benzer
sekilde dogada bulunan tanidigim her varlik kimligimde yer edindigi için ,
bu varliklara verilen zararlar da vicdanimi sizlatiyor. Bir dalin kirilmasi
, suyun kirletilmesi ve ya hayvanin darp edilmesi olaylarinda oldugu gibi.
Fakat ozellikle insana karsi daha derin hisler tasidigimi itiraf etmeliyim.
Insana karsi daha derin olmasina sebep olarak insani daha yakindan taniyor
olmama bagliyorum. Diger canlilari insan kadar tanimiyor olmayi aslinda
kendim için bir eksiklik olarak goruyorum. Kendisini butunun bir parçasi
olarak goren benim gibi insanlarin en çok eksik kaldiklari , yetemedikleri
nokta , sanirim , burasidir. Bu yikimlara karsi duyarsiz kalmak beni
rahatsiz ediyor. Bu sebeple , vicdnimin sesine kulak verip bu metni paylasma
ihtiyaci duyuyorum. *

*Ozelikle militarizmin direk etkilerinden dolayi bugunku açiklamami
militarizmle baglamak istiyorum. Askerlik konusundaki kanaatlerim vicdanimin
sesidir. Kimligimin kendisidir. Buyudugum toplumda açilan her yarayi
bedenimde açilmis gibi hissediyorum. bedenimin bir ifadesi olan vicdanimin
sesi aslinda derin olan yarama ilaç arama çabasidir.Vicdani red
aciklamam;ulasmak istedigim vicdani yolculugumun bir gereksinimidir.Bu
nedenle bana dayatilan ;bu zoraki, kendilerince bir vatani zorunluluk olarak
gorulen askerligi red ediyorum….*

*Ayrica devam etmekte olan savaslarin ;yukarida anlatmaya calistigim
olgular,doga, tabiat yikimina sebep veren etmenler oldugundan;askerligin
direkt olarak savasa onculuk ettiginden dolayi vicdanimin yani kalbimle olan
durustlugumden dolayi Türkiye cumhuruyeti askerligini red ediyorum.. *

*EGER SAVASLAR VARSA BARISLAR MUMKUNDUR,*

*INSANLARIN KENDI YASAM DONGULERINDE KENDI DOGALLIKLARIYLARI BARIS ICINDE
YASAMASI GILEGIYLE…*

*YUNUS OZDEMIR..*

Prozesstermin gegen Münchner Antimilitaristen Roman: Donnerstag, 18.11.2010 14:30h/ MÜNCHEN‏


Kommt zum Prozess gegen den Münchner Anitmilitaristen Roman!

ZeigtSolidariät gegen Repression! donnerstag, 18.11.2010 14:30hzimmer-nr. A206/II

+++ prozesstermin hauptverhandlung +++++

proteste gegen das bundeswehrgelöbnis münchen marienplatz 2009 prozess „widerstand gegen vollstreckungsbeamte“ , 2.instanz landgericht kommt alle zur verhandlung am donnerstag !

bundeswehr abschaffen, natoentsorgen, polizei kennzeichnen !

İnan açlık grevi nedeniyle hücreye atıldı!.. (6. gün)

http://www.aknews.com/images/cms-image-000048040.jpg


Müdür odasına çağırdı beni. Gittim, daha ağzımı açmadan, vatan hainimisin ulan, atın bu vatan hainini 17′ye diye bağırdı. Burası daha beter. Kedi büyüklüğünde, cesur, kaçmayan farelerle dolu.

Vicdani retçi arkadaşımız İnan, sevk edildiği Buca Sivil Cezaevi‘ndeki koşulları protesto etmek amacıyla 22 Ekim Cuma günü başladığı açlık grevi nedeniyle cezaevindeki gardiyanlarca sorgulandığını, ardından gardiyanların ‚Sibirya‘ adını verdikleri bir koğuşa atıldığını söylüyor. Bundan sonrası İnan‘ın kaleminden devam edecek.

İnan‘dan mektup var…

„15.ci koğuş dedikleri yer 2 metre genişliğinde 3.5 metre uzunluğunda 10 hücreden oluşuyor. 10.cu hücrede Memed, 9.cu hücrede ben kalıyorum. 7.ci ve 8.ci hücreler boş. Memed‘in yalnızca sesini duyabiliyorum. Memed ODTÜ mezunu, turizmci. Suçunu bilmiyorum. Sürekli bağırıp tepiniyor. Akli dengesi yerinde değil. Elbiselerini ve verilen battaniyeyi yırtıp, duvarları yumrukluyor.

Dün sabah 04′te uyandırdı beni. Geceyarısına kadar bapırıp durmuştu. Bazanda acaip oynak şarkılar söylüyor. Bazan üşüyorum diye inliyor. Bazanda, basurum var, götüm acıyo diye ağlıyor. Memed sürekli olarak etrafa sıçıyor. Osuruk ve bok kokusundan bazen baygınlık geçiriyorum. Ancak gardiyanlar gelip acımasızca vurduklarında içim eziliyor. Üzülüyorum.

Memed‘le bazan sohbet ediyoruz. Mesela ben Ankara diyorum o götüm kara diyor. Böylesi sohbetler. Burdaki gardiyanların bazıları iki ayaklı hayvan. Aslında hayvanda denmez bunlara.

Bana Memede davrandıkları gibi davranmıyorlar. Yani aslında benimle hiç konuşmuyor, yüzüme dahi bakmıyorlar. İlk gece battaniye, yastık ve çarşaf vermediler. Bir tek üzeri önceden kanlanmış bir sünger döşek verdiler. Eşimin bana getirdiği yeni, giymeye kıymadığım elbiselerimi üşüdüğümden nerde ise tümünü giyip bu kanlı döşekte uzanmak zorunda kaldım.

Sigara ve su da vermiyorlardı. Suyu çeşmeden avucumla içtim. Ertesi gün su ve sigara verdiler. Bu sabah ise müdür odasına çağırdı beni. Gittim, daha ağzımı açmadan, vatan hainimisin ulan, atın bu vatan hainini 17′ye diye bağırdı.

Burası daha beter. Kedi büyüklüğünde, cesur, kaçmayan farelerle dolu. Oldum olası fareden çok korkar, tiksinirim. Kaldığım hücrenin kapısı demir parmaklıklı yani her an uykuda farelerin saldırısına uğrayabilirim. Yine su, şeker ve sigara verilmiyor. Kaç gündür yazdığım tüm mektuplarımı bu sabah almışlar çantamdan. Bu mektubu şimdi alel acele yazdım. Aklım durmuş gibi. Kafam çalışmıyor artık. İki satır bir şey yazamıyor, konuşurken cümlenin sonunu getiremiyorum. Ha burada çok üşüyorum. Yani açıkçası çok zorlanıyorum. Birileri beni kurtarsın buradan. Bu yerdende alındım. Şimdi üst kattayım ve yazmaya devam ediyorum. Burası biraz iyi ama yatak leş gibi. Bu arada bu koğuş ve hücre değişikliklerinde yarısı başka yerlerde kaldı. Ana koridorun camları kırık. Kaldığım hücre demir parmaklıklı.

Yani buradada fareler olabilir. Şimdilik yok ama kesin vardır. Bu şerefsizler her yere tırmanıyorlar. Bu kattaki hücrelerin tamamı boş. Yani bir tek ben varım. Bana, neden açlık grevine gidiyorsun, diyenleredir bu mektubum.“

İnan

Vicdani retçi Süver açlık grevinde (Basın açıklaması-İZMİR)

İnan, ‚‘geçici terhis'‘ ile Buca Sivil Cezaevi’ne nakledildi!..(SÜREÇ)

Savaş Karşıtları

Kaynak: A Forum

Ten Kurdish conscientious objectors more

http://img193.imageshack.us/img193/3823/72759375.jpg

Ten more Kurdish Conscientious Objection Movement members declared their conscientious objection decision, stating that they won’t do their military service.

The number of Kurdish youth declaring conscientious objection, is rising day by day. Following the conscientious objection declaration of 14 Kurdish youth last week in İzmir, today, 10 more Kurdish youth held a press conference in MKM-Der (Mesopotamian Culture Center) İzmir Branch. Kadir Yılmaz, who read the statement on behalf of Kurdish Conscientious Objection Movement members, called out to Kurdish youth not to take place in TSK (Turkish Armed Forces). Yılmaz stated that they must refuse to be soldier as death is imposed on them, adding; “We refuse compulsory military service. Regardless of their race, culture, religion, gender, sexual orientation and thoughts, we support all conscientious objectors who develop an attitude towards war and deaths. Therefore, we will continue our works for the social awakening and for not sending Kurdish youth to join the army. No Kurdish youth should do military service for Turkish army, which treats our people as an enemy.”

ANF

Üçüncü boykot dalgası zorunlu askerliğe karşı olmalıdır

Vicdani retçi Metin Aydın: „Üçüncü boykot dalgası zorunlu askerliğe karşı
olmalıdır. Bizce bunun koşulları olgunlaşmıştır. Toplu bir biçimde askerlik
boykot edilmelidir.“*

Türkiye ve Kürdistan‘da vicdani ret hareketi giderek yayılıyor. Vicdani ret,
yani askerliği reddetme hali, anlayış olarak uzunca süredir gençliğin
zihninde hakim olsa da; bu anlayışın örgütlülüğünde şu ana değin yeterli bir
aşama katedilebildiği söylenemez. „Şu ana değin“ diyoruz ancak bu, şu an
için de yeterli bir mücadelenin örgütlendiği anlamına gelmiyor tabii. Fakat,
özellikle son 1-2 yıl içerisinde gerek vicdani reddini açıklayanların
sayısı, gerekse de konunun kamuoyunda tartışılması bakımından, önemli bir
aşamaya gelindiği ortada.

Türk egemen sistemi askere gitmek istemeyenlerin direnişleriyle karşılaşıyor
ve bu direnç, Kürt gençler içerisinde de belirginleşme sürecine giriyor.
Esasında, savaşın en yoğun mağduriyetini yaşaması ve askerlik yaptığı
sıralarda ‚karşı taraf‘ın, mensup olduğu halkın evlatları olmasının sunduğu
‚acı gerçekler‘; Kürt gençlerin vicdani retçiliğine daha derin bir anlam
yüklüyor.

Bu derin anlam da, Türkiye‘de yürütülen vicdani ret hareketi içerisinden,
yeni bir yönelim daha doğurmuş oluyor; Kürt vicdani ret hareketi.
Faaliyetteki Kürt vicdani ret hareketinin üyelerinden bir kısmı, geçtiğimiz
haftalarda zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkmış ve takındıkları bu tavrı,
düzenledikleri basın açıklamasıyla resmileştirmişlerdi… Böylece,
Türkiye‘de vicdani retçi sayısının 131′e çıktığını söyleyebiliriz. Ancak,
Türkiye‘de ilk vicdani ret açıklamasının 1989′da yapıldığını (Tayfun Gönül)
hatırlamamız; aynı zamanda vicdani reddin toplumsallaşamadığını, 20 yılı
aşan bir sürede edinebildiği rakamla, önümüze seriyor…

Türk devleti hüküm giydi

Türk vicdani retçi olarak ise, 1995′de Osman Murat Ülke adından söz
ettirmişti. Ülke, 1997′de de ‚insan hakları‘ ödülünün sahibi olmuştu.
Türkiye‘de vicdani ret doğrultusunda tutuklanan ilk isim olan Osman Murat
Ülke, vicdani reddin Türkiye‘nin siyasi gündemine yerleşmesinde de, önemli
rol üstlenmişti. 9 Mart 1999′da serbest bırakılan Ülke, askerlik yapmamakta
direndi ve kazandı. Buradaki ‚kazanma‘yı gerçek anlamıyla kullanmak gerek;
zira Ülke‘yi tutuklayan ve yargılayan Türk devleti, bu gelişmeyle birlikte
AİHM tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin 3. maddesinin ihlal
edildiği gerekçesiyle, 11 bin Euro‘luk para cezasına mahkum edilmişti.

Türkiye imza attığı sözleşmeleri okumuyor mu?

Bu arada, vicdani ret hakkından Türk Meclis‘inde söz eden ilk isim de, BDP
Milletvekili Akın Birdal olmuştu. Birdal, vicdani retçilerin askerlikten
muaf olabilmesi, askerlik hizmeti yerine cezalandırıcı nitelikte olmayan
kamu hizmeti yapabilmeleri için kanun teklifi hazırlamış ve Türkiye‘nin de
imza attığı birçok uluslararası sözleşmeyi işaret ederek; Türk devletinin
kağıt üzerinde vicdani ret hakkını tanımış olduğunu, bu nedenle bir
cezalandırılmaya gidilemeyeceğini vurgulamıştı.

Aydın: Vicdani reddi toplumsallaştırmak için…

Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Kürt Vicdani Ret İnisiyatifi‘nden Metin
Aydın, vicdani retçi sayısının artması ve vicdani reddin toplumsallaşması
için, „askerliğin boykot edilmesi“ni öneriyor. İlkin Metin Aydın‘ı
tanıtalım: 1981 doğumlu Amed‘li Kürt genci olan Aydın, 1999′da siyasi
kimliğinden ötürü gözaltı süreci yaşadı ve devamında 6 yıla yakın süre de
hapis yattı. „Akrabalarımı ve arkadaşlarımı Kürdistan‘daki savaşta yitirdim“
diyor Metin Aydın. Haliyle, Aydın‘ın geçmişinin, savaş karşıtı-vicdani retçi
kimliğe bürünmesinde payı büyük. Metin Aydın, üç ay askerlik yaptıktan
sonra, Kürt halkına yönelik tanık olduğu uygulamaların akabinde vicdani
reddini açıklayarak, askerliğine devam etmeme kararı aldı. Bugün ise, Kürt
Vicdani Ret İnisiyatifi‘nin sözcülüğünü yapıyor… Metin Aydın‘la vicdani
reddi ve Kürt gençlerin vicdani ret ilişkisini konuştuk…

‚Sistemle mücadele için askeri yapı zayıflatılmalı‘

Türkiye‘de askeri yapının büyük önem taşıdığını ve bu nedenle sisteme karşı
yürütülen demokratik mücadelede askeri yapının zayıflatılmasının da
hedeflenmesi gerektiğine işaret eden Kürt Vicdani Ret İnisiyatifi Sözcüsü
Metin Aydın, Türk devletinin kuruluşundan bu yana, iktidarın daima askeri
elitin elinde olduğunu da anımsatıyor. „Bu, Türkiye‘de kimin siyasete hakim
olduğunun da sembolüdür“ diyen Aydın, daha sonraları siyasal iktidara sivil
kimselerin getirilmesinin de belli bir aşamadan sonra önem arz etmediği
fikrinde: „Çünkü militarist güç odakları kendini kurumsallaştırdığı için,
kimin başta olduğunun o kadar önemi yok. Ayrıca başa getirilenlerin de
şimdiye kadar ’sivil apoletliler‘ olduğunu, yani üniformalıların
direktifleri doğrultusunda hareket ettiklerini biliyoruz.“

Askeri zihniyet her yere yayıldı

Böylece askeri zihniyetin toplumun bütün katmanlarına aşılandığını kaydeden
Metin Aydın, şunları söylüyor: „Türkiye‘de sokağa çıktığınızda bile
askeriyenin etkileriyle karşılaşabilirsiniz. Çünkü ileri düzeyde yayılmıştır
bu zihniyet. İlköğretim çağındaki çocukları marşlarla yürütüyorlar, tarih
kitaplarında düşmanlık kokan kahramanlık hikayeleri anlatıyorlar. En baştan
bir korku aşılanıyor yani. Bu nedenle eleştirilemez bir kurum oldu askeriye.
Darbe dönemlerine tanık oldu insanlar. Yüz binlerce insanın askerlerce
gözaltına alındığını, tutuklandığını gördüler. Toplumda darbe dönemlerinde
işkence gören büyük bir kesim oluştu. Toplumun geneli böyle etkilenirken;
bir de gençliği kışlalarına alarak istedikleri gibi yontmaya çalışıyorlar.“

Askerlik yapanların kişiliğine tecavüz ediliyor

Metin Aydın, ordu içerisinde askerlik yapan gençlerin kışlalarda
iradelerinin kırılarak salıverildiklerini belirtiyor. „Bu sürece, ‚kişiliğe
yapılan bir tecavüz‘ tanımını koyabiliriz. Çünkü bireyin kişiliğine sahip
olmak istiyorlar“ tespitini yapan Aydın, vicdani retçi sayısının azlığını
ise, bu uygulamalarla yaratılan korku psikolojisine bağlıyor ve bunun
örgütlü hareket ederek aşılabileceğini düşünüyor.

Son zamanlarda Türkiye‘de vicdani reddin yaygınlaşmaya başladığını da dile
getiren vicdani retçi Metin Aydın, „15 Mayıs 2010 tarihinde ‚Barış İçin
Vicdani Ret Platformu‘nun oluşturulması ve ardından Kürt gençlerinin
geçtiğimiz günlerde toplu şekilde vicdani ret açıklamalarında bulunmaları,
bu mücadeleyi daha da güçlendirdi“ diyor.

Ayrıca ilerleyen günlerde vicdani ret açıklamalarının Avrupa‘da bedelli,
dövizli, zorunlu askerliğe karşı, Kürdistan ve Türkiye‘de de yine zorunlu
askerliğe karşı devam edeceğini gazetemiz aracılığıyla duyuran Metin Aydın,
özellikle Türk devletinin vicdani ret noktasında bir bocalama yaşayacağı
fikrinde. Türk devletinin bu mücadeleye karşı çözüm bulmakta zorlanacağını
ifade eden Aydın, şöyle devam ediyor: „Çünkü devlet yetkilileri çok iyi
biliyor ki, kurdukları sistemin temelinde kan ve acı var. Sisteme karşı
sivil itaatsizlik eylemiyle karşı koyanların ise, Türkiye‘de başta Kürt
sorunu olmak üzere birçok sorunun kaynağı olan militarizmi teşhir ettiğini
görüyorlar.“

‚Osmanlı‘da da Kürtler askerliği reddetmişti‘

Türkiye‘de vicdani reddin başlangıcını sağlayanlardan Tayfun Gönül ve Vedat
Zencir‘in, Kürdistan‘daki savaşın yoğun olduğu dönemlerde askerlik yapmaya
karşı durduklarının bilgisini veren Metin Aydın, Kürdistan‘da buna benzer
çıkışların Osmanlı döneminden itibaren var olduğunu belirtiyor: „Osmanlı
döneminde, Sincar bölgesinde yaşayan Êzîdî Kürtler, orduda askerlik yapmayı
inançları nedeniyle reddetmişlerdir. 1847 yılında Osmanlı Devleti Êzîdî
Kürtlere bir fermanla inanç özgürlüğü tanımıştır. Buna rağmen Êzîdîler
askerlik yapmak yerine kimi dönemler vergi ödemişlerdir.“

Dünyadaki ve Türkiye ile Kürdistan‘daki vicdani ret hareketlerinin
birbirleriyle benzer süreçler yaşadıklarını kaydeden Aydın, „Ancak Türkiye
ve Kürdistan‘daki vicdani ret anlayışında, belirgin olan politik niteliktir“
tahlilinde bulunuyor.

‚En ağır işler Kürtlere verilir‘

Kürt gençlerin Türk ordusuna askerlik yaptıkları sıralarda yaşadıkları
insanlık dışı uygulamalara şahit olduğunu açıklayan Metin Aydın, „Beni
vicdani ret kararına götüren süreç de, şahit olduklarımla başlamıştı“
diyerek, şunları anlatıyor: „2006 yılında İstanbul‘da zorla üç ay askerlik
yaptım. Bu üç aylık askerlik sürecinin bir bölümünü, disko dedikleri
disiplin koğuşlarında geçirdim. Kışlaya adımını attığın ilk günden itibaren
sana nasıl insan öldürüleceğini ögretiyorlar. Verilen emirlere boyun eğmeyi
kanıksatıyorlar. Sürün dediklerinde süründürüp, yat dediklerinde yatırıp,
koş dediklerinde de koşturtuyorlar. Sen yoksun, kişiliğin yok, düşünüp karar
verme yetin işleyemez halde. Senin yerine onlar düşünüyor, senin yerine
onlar karar verip sana uygulatıyorlar. Kişi, askerde sadece sürünün bir
parçası oluyor. Hele de Kürt’sen, uygulamalar daha da ağırlaşıyor. Zira
potansiyel bir ‚terörist‘ muamelesi yapılıyor. Ordayken birebir Kürt
gençlerinin yaşadıklarına şahit oldum. İşlerin en ağırı, azapların en büyüğü
Kürt olanlara çektiriliyor. Kendi sistemlerine en büyük karşı koyuşu Kürtler
gösterdikleri için, sistematik olarak da en ağır azapları onlara çektirmeyi
hak görüyorlar.

Devletin ve ordunun ne kadar güçlü olduğunu hissettirmeye çalışıyorlar ki,
kişi kışladan çıktıktan sonra bir karşı koyuşa katılım sağlayamasın. Bir
kere, kışladan içeri girenler de bilir; ağızdan çıkması gereken ilk söz ‚Ne
mutlu Türküm‘dür. Bu da, askerliğin aynı zamanda Kürt‘ün kendisini inkarıyla
başladığını gösteriyor. Kürt‘ü Türkleştirmek için askeriye içerisinde her
türlü yol denenir. Kürt olarak o ordunun içinde yerin yoktur zaten.
Saatlerce Kürt gençlere de ‚Türküm‘ diye bağırtıp dağı-göğü inletirler!
Kısacası, askerde böylesi bir süreç hazır bekler Kürtleri. Ya askerlik
sürecinde bu cehennemde her türlü uygulamaya boyun eğip büyük bir irade
kırılmasıyla, Türkleşerek evine dönersin, ya da firar eder veya vicdani
reddini açıklar, askerlikten vazgeçersin. Vicdani reddi gündemine almayarak
askerlik yapan Kürt gençlerinin maalesef ‚kaza kurşunu‘yla‘, ‚depresyona
girip intihar ederek‘ ölmeleri an meselesidir!“

Kürtlerin vicdani redde ilgisi artıyor

Kürt vicdani ret hareketinden Metin Aydın‘ın üzerinde durduğu ve tespit
ettiği bir konu da; Kürt gençlerin vicdani redde dair alakalarının arttığı
yönünde. 10 Kürt gencinin vicdani ret hakkını kullanacakları ve askere
gitmeyeceklerini duyurduklarını hatırlatan Aydın, şu hususlara değiniyor:
„Son dönemlerde Kürt gençlerinin bu mücadeleye ilgi ve alakası gözle görülür
bir boyutta. Vicdani reddini açıkladıktan sonra uzun süre askeri cezaevinde
kalan Halil Savda‘nın Kürt ve politik niteliğinin olması ilgiyi daha da
artırmıştı. Yine Kürt Vicdani Ret Hareketi‘nin üç yıla yakındır sürdürmüş
olduğu çalışmaların karşılığını bulduğunu söyleyebiliriz. 10 vicdani
retçinin birden Kürt olması da, ayrı bir önem taşıyor. Kürt gençler
içerisinde vicdani retçi sayısının önümüzdeki sürelerde artacağını
düşünüyoruz. Çünkü Kürt gençleri arasında uzun süreden beri tartışılan bir
konu bu. Fakat vicdani ret noktasında büyük bir bilinçsizliğin olduğunu da
görmezden gelemeyiz. Gençlere artık ’senin askerlik yapmak dışında da
alternatifin var ve bu bir haktır‘ denilmeli.“

‚Askerlik topluca boykot edilmeli‘

Kürt vicdani ret hareketinin genel amaç ve ilkelerini belirlerken, Kürt
sorununun çözüme ulaşması önündeki en büyük engelin Türk ordusu ve ordu
zihniyetinin olduğu yönünde bir tahlilde bulunduklarını açıklayan Metin
Aydın, „halen gençlerimiz ölürken, ki gerilla ya da asker fark etmiyor,
gidip orduya askerlik yapmayı etik bulmuyor, vicdanımızla bağdaştırmıyoruz“
diyor. Aydın, „gençleri sivil itaatsizlik eylemimizle bu anlayışa karşı
mücadelemizi sürdürmeye davet ediyoruz“ çağrısı yaparak, askere gitmek
istemeyenlere destek olacaklarını bildiriyor. Kürt vicdani ret
inisiyatifinden Metin Aydın‘ın bu bağlamdaki son önerisi de; örgütlü bir
şekilde askerliğin boykot edilmesi. „Kimlikleri reddeden, ölümü ve öldürmeyi
dayatan orduya ve onun uygulaması olan zorunlu askerliğe karşı artık Kürt
kurum ve partilerinin bütünlüklü bir politikası olmalıdır“ diyen Aydın,
sözlerini bir çağrıyla sonlandırıyor: „Üçüncü boykot dalgası zorunlu
askerliğe karşı olmalıdır. Bizce bunun koşulları olgunlaşmıştır. Toplu bir
biçimde askerlik boykot edilmelidir.“

Eklemekte fayda var; şu an cezaevinde bir tutuklu vicdani retçi daha
bulunuyor. Kürt vicdani retçilerden İnan Süver, İzmir Askeri Cezaevi‘nde.
Metin Aydın, gerek Süver‘le dayanışmak için, gerekse de vicdani redde karar
veren gençlerin bilgi almak için,
kurd.vicdani.red.insiyatifi@gmail.comadresli e-posta hesabından
kendilerine ulaşabileceklerini duyurdu.

ESP boykottan yana

ESP Genel Başkan Yardımcısı Hülya Gerçek‘te vicdani ret konusundaki
görüşlerini şöyle dile getirdi: „Ordusuyla, ordusunun kalabalık olmasıyla
övünen bir ülke burası. Fakat bu ‚güçlü ordu‘ hep halka karşı kullanıldı.
Dışarıda ise, uzun yıllar NATO ve ABD‘nin jandarmalığını yaptı. ’22 sentlik
asker‘ olarak Kore‘ye gitti. Irak İşgali döneminde bir ABD yetkilisinin,
Türkiye‘nin en önemli ihraç malı ordusudur demesi manidardır. Haliyle böyle
bir rejimde askerlik zorunlu, vicdani ret ise suçtur. Fakat ne garip ki, bu
kutsanmış askerliği yapmak istemeyen yüz binlerce insan var. Zorunlu
askerlik yoksul çocukları için ‚vatan borcu‘dur. Zenginler ise bedel öder.
30 yıldır sürdürülen haksız ve kirli savaşta, yoksul çocuklarının zorunlu
askerliğiyle yürütülüyor. Devlet hem geleneksel ideolojisi, hem de
sürdürülen savaşın ihtiyaçları gereği, zorunlu askerlikte ısrar ediyor.
Çünkü biliyor ki, o zorunluluğu kaldırırsa kimse askere gitmez. Hem o kutsal
ideolojisi çöker, hem de gençlerimizin canı üzerinden bu savaşı sürdüremez.

Askerliğin boykot edilmesinin ise, Kürdistan‘da toplumsal karşılığı daha
güçlü. Son boykot deneyimleri dikkate alındığında, uygun koşullarda böyle
bir çalışma başlatılabilir. Elbette devlet askerlik meselesi üzerinden
yürütülen çalışmalara şiddetle karşı çıkacaktır. Tutuklamalar, gözaltılar
zaten oluyor. Fakat toplumsal meşruiyeti oluşan bir konudur. Toplum savaşla
ve bunun sonuçlarıyla yüzleşiyor. Bu toplumsal sorgulama eğilimini
güçlendirmek gerekir. Semboller yaratarak ve kitlesel tarzda yürütüldüğünde,
kendi meşruiyet alanını genişletecektir. Türk halkını ikna etmenin ve
şovenizmin etki alanından koparmanın imkanlarını güçlendirecektir. Zorluğun
bizler açısından daha önemli yanı da, Türk halkımızın ikna edilmesi,
aydınlatılması çalışmasıdır.“

ALİ BARIŞ KURT – İSTANBUL

--

KÜRT VİCDANİ RED HAREKETİ…

Mahir Yuksel Vicdani reddini açıkladı

Kürt vicdani red hareketinin aktivistlerinden Mahir Yuksel Vicdani reddini
acıkladı.

Red et,diren hayır de.

Merhabalar

Adim mahir Yuksel 01.07.1984 mus/varto dogumluyum. Yasadigim politik
nedenlerden dolayi 2006 yilindan bu yana ulkeyi terk etmek zorunda kalip
avrupada yasamaktayim. Bu metinde vicdani red deklarasyonumu aciklayacagim.

Anti militarist, sosyalist ve humanist yapida oldugumdan dolayi askerlik
yapmanin, hayatimda varligini hic hissetmedigim kisilerinin postalcisi
olmanin, vatandasi oldugum ulkede yillardir sure gelen kirli bir savasin
parcasi olmanin ve onun tetikcisi olmanin zorunlulugunu red ediyorum…
Tatil koylerinde cocuklarina askerlik adi altinda tatil yaptiran ne bir
annemiz oldu nede kislalara adim atmadan kisla kapisinda bu senin
teskerendir diye eline tutusturulan kagidi yaratacak dayilarimiz…

Kurd kimligimden dolayi yillarca Yok sayildim, inkar ve imha edildim. Bu
sorunun sonucu olan bu savasin son bulmasi dusuncesini tasirken taraf
olamayacagim. Bir kurd genciyim ne kadar inkar imha politikasina tabi
tutulan bir halkin evladi olsamda kimligimin farkindayim ve bu savasa rant
elde ettirmeyecegim. eline Silah al, vatan gorevini yerine getir diye sart
kosuldu ben ve benim gibi milyonlarca gence. Hangi vatan ve hangi silahi
kime karsi? Beni yok sayan, inkar, imha eden bir vatan ve sistem olgusu, ve
en onemlisi kendi halkima karsi benim kimlik bilincimi bana var eden
mucadeleye karsi eline silah alacaksin diye sart kosuluyor..

Analarin evladini kirli savasta kaybettigi gozyaslarinin sel oldugu bir
ulkede kac beden daha verilmeli bu savasa bilemiyorum, fakat benim verecegim
tek bir sey bile yok bunun cok iyi farkindayim…

Savasi bizler yasatmamis olabiliriz ama bu savasi bizlerin bitirebilecegine
sonsuz inanc tasiyorum ve bu inancin kendine ozgurlukcu, humanist,
antimilitarist, demokrat ve insanliga dair, yasama dair her hangi pozitif
bir dusunceye sahip tum genclerin, bu savasi bitirebilecegimize inanc
saglamaliyiz…

Anti militarist ve humanist dusuncelerimden dolayi TC ordusuna ve dunyada
her hangi bir orduya askerlik yapmayi red ediyorum. Son olarak yineliyorumki
ne oldurecegim bir insan var, nede amacsiz yere aptalca verecegim bir
bedenim
Vicdanimin sesini dinliyerek vicdani reddimi acikliyorum

Baris ve huzur dolu yasam dileklerim ile
Selamlar saygilar

Mahir YUKSEL

Sinan Dolaz Vicdani redini acikladi

http://img803.imageshack.us/img803/1435/58527350.gif

Kürt Vicdani Red Hareketinin aktivistlerinden Sinan Dolaz arkadaşımızın
vicdani red deklerasyonunudur.
Red edişler savaşsız bir ülkenin muştusunu taşıyor.
Red et diren,Askere gitme…

Adım Sinan DOLAZ.1981 Van ili Gürpınar ilcesi Çörekli köyü doğumluyum.Ben askerliğin bir savaş sanatı olduguna inanıyorum.Günümüzde yapılan katliamlara ortak olmamak için hem inancım hemde politik görüşümden dolayı askerlik yapmayı RED ediyorum.Çünkü ben doğduğum zaman kimse bana dünyada savaşın oldugunu söylemedi.Ve ben yirmi yaşıma geldiğimde,bir celp kağıdı gönderdirip ‚‘vatan borçu ‚‘denilerek zorla silah altına almak istediler.Benim kimseye borcum yoktur.Ve süren savaşa ortak olmak istemiyorum.Çünkü benim gibi her canlı varlıgın yaşam hakkı vardır.

‚‘Vatan millet sakarya'‘ diyip elime onların silahını alıp,cinayetlerine ortak olmak istemiyorum.Onların istediği gibi davranmak siyasi düşüncelerime ters
geliyor.Hümanizmi savunan bir insanım ve bu olguyla yetiştim.Tsk bana bunu dayatıyor.Buna direndim ve direnmeyede devam edeceğim.Ben Bir ölüm makinası olup,katil olmak istemiyorum.Bana dayatılan bu askerlik oyununa
katılmayacagım.Ve şimdi tekrar haykırıyorum,Ölmeyecegim-öldürmeyecegim.
Vicdanımın sesini dinleyerek vicdani reddimi açıklıyorum.

Barış dolu mutlu günlere

Sinan DOLAZ

http://img843.imageshack.us/img843/969/50941745.jpg

http://img687.imageshack.us/img687/8783/67502476.jpg

Kürt Vicdani Red Hareketi

18. Internationales Kurdisches Kulturfestival in Köln

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k-urt-fes-12.jpg

Am 18.09.10 nahmen wir am 18. Internationalen Kurdischen Kulturfestival in Köln teil (http://www.yekkom.com/html/modules.php?name=News&file=article&sid=127).

Das Festival ging mit einem reichhaltigen Programm, dem Auftritt diverser kurdischer MusikerInnen sowie der Teilnahme von 50‘000 Personen mehr als erfolgreich über die Bühne. Tausende von Menschen reisten aus den unterschiedlichsten Regionen und Ländern an. Hierfür waren sogar eigens Shuttle-Busse in mehreren Ländern organisiert worden, die bis nach Köln fuhren.

Das Festival fand in einem Fussballstadion in Köln statt. Hier wurde getanzt, gesungen, diskutiert, Parolen skandiert sowie der gefangenen kurdischen KämpferInnen gedacht. Der kurdische Fernsehsender „Roj TV“ übertrug das Festival in seiner gesamten Länge live.

Während des Festivals eröffneten wir gemeinsam mit Efendisizler („die Herrenlosen“) aus deutschland sowie der kurdischen Militärverweigerungs-Initiative aus der schweiz einen Infostand. Ausserdem verteilten wir Flyer und Broschüren zu anarchistischen Inhalten sowie zum Thema „Totalverweigerung“. Es kam zu vielen neuen Kontakten, politischer Vernetzung sowie spannenden Diskussionen.

Für die Autonomie und Freiheit der kurdischen Bevölkerung sowie aller Menschen und weiterer Lebewesen weltweit!

Karakok Otonomu – Kurdische Militärverweigerungs-Initiative – Efendisizler

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k2.jpg

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k-3.jpg

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k5.jpg

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k6.jpg

http://karakok.files.wordpress.com/2010/09/k7.jpg

VIDEO:


Kürdistan Festivali Köln 2010
Hochgeladen von ANTIFAGENCLIK. – Nachrichtenvideos top aktuell.




kostenloser Counter
Poker Blog