Archiv für März 2012

POZANTI’DAN SEVK EDİLEN ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ GÖZLEMLER

17.03.2012 ve 21.03.2012 tarihlerinde Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonumuz adına,Komisyomn üyelerimiz ve avukatlar Pozantı Cezaevinden Ankara’ya sevk edilen çocukların yaşadıkları sorunlar, gerek Pozantı’ da gerekse Ankara’da karşılaştıkları hak ihlalleri ile ilgili gözlem ve tespit yapmak üzere Ankara kapalı çocuk ceza ve infaz kurumunu ziyaret etmiştir. Toplam 16 çocukla birebir görüşme gerçekleştirilmiştir. Aşağıda yapılan görüşmelerle ilgili olarak tek tek tanıklık ve hikâyelerine başvurulan çocukların anlatımları doğrudan aktarılmıştır.

Pozantı’dan Sincan M Tipi Çocuk Cezaevine Gelen Çocuklara İlişkin İnceleme-Araştırma Sonuçları

1. Sincan cezaevinde yapılan görüşmeler- Anlatımlar

Aşağıda isimleri verilen tanıklıklar komisyonumuz tarafından bir kısım ayıklamalar sonucu rapora yansıtılmış ve bazı çocukların isimlerini vermek istememeleri üzerine bir kısım beyan sahiplerinin isimleri raporda yer verilmemiştir.

* H.E. ’ nin (yaş:14 Adana Gülbahçesi Mah. Oturur, TMK mağduru, yazları mevsimlik tarım işçiliği, kışları ise plastik şişe toplayıcılığı yapıyor) anlatımlarına göre;

Yaklaşık 4 aydır TMK kapsamında tutuklu bulunduğunu, ilk kez tutuklandığını beyan ederek devamla;

Pozantı’ya ilk getirildiğinde adlilerle dolu bir koğuşta yaklaşık 2-3 siyasi tutsakla bulunduğunu,

Kendisinin aslında şanslı olduğunu çünkü koğuş sorumlusunun abisinin arkadaşı olduğunu ve abisinin sorumlu ile görüşüp kendisini sorumluya emanet ettiği,

Fakat kendisinin gördüklerine ve şahit olduklarına esasen inanamadığını böyle bir vicdansızlığın nasıl yapıldığını anlamadığını,
Cezaevi görevlilerinin kendisini koğuşa terörist getirdim size diyerek attığını, abisinin koğuş sorumlusuyla görüşene kadar adliler tarafından durduk yere bir sürü dayak yediğini, düşündüğünde aslında dayak yiyecek hiçbir şey yapmadığını, başlangıçta ilk 3-4 gün, gece- gündüz korkudan uyumadığını, adlilerin ve sorumluların uyuyanların üzerine kaynar su döktüğünü ya da jilet atarak çizdiğini, bu yüzden korkudan uzun süre uyuyamadığını, Allahtan abisinin sorumluyu tanıdığını yoksa orada yaşamanın çok zor olduğunu,

Orada bulunan tutuklulara sorumluların çok ezinti (eziyet olarak kullanıyor, devamlarda aktarımı bölmemek için kendi tabiri kullanılacaktır.) yaptıklarını, onları bu şekilde yönlendirenlerin ise cezaevi idaresi olduğunu, birkaç kez idareye çıkıp yaşadıklarını ve asıl şahit olduklarını anlatmaya çalıştığını fakat idarenin bu ezinti yapanları adeta onaylayarak “onlar olmasa ben sizlerle nasıl başa çıkarım, size eziyet yapmasalar ben yaparım” dediğini ve dayak attığını,

Orada gördüklerini kolay kolay anlatamayacağını, bazı arkadaşlarının tacize de uğradığını, (bu kısımda anlatmanın bile çok ayıp olduğunu söyleyerek, gördüklerini detaylandırmadan ancak kabaca anlatabileceğini söylüyor) bazı arkadaşlarının sadece külot ya da boxer ile bırakılarak koğuş içinde o kadar erkeğin arasında çırılçıplak bırakılarak dolaştırıldığını, bazı zamanlar bu arkadaşlarının zorla ya da hissettirmeden tenhalara çekildiğini, ne olduğunu zaten ezinti yapanların hiç birinin saklamadığını,

Bu tacizlerin (kendisi ısrarla taciz kelimesini kullanıyor) bazen o kadar çok arttığını, tacize uğrayan bazı arkadaşlarının kapıya bile çıkmaya kalkıştığını (anlamını sorduğumuzda kendisi açıklamasını şöyle yapıyor; eğer ezinti yapılan kişinin gözü çok kararır ve artık canına tak ederse, kendisine ezinti yapana posta koyar ya da o uyurken jilet atarak ya da sıcak su dökerek üzerine onun canını yakar, artık orada barınamayacağını da bildiğinden kapıya gider ve gardiyanlara kendisini buradan almasını söyler, Pozantı farz edelim 32 koğuşluydu, o kişinin ne yaptığı tüm koğuşlarda duyulur ve 32 koğuşun tamamından atılarak çıktığı koğuşa geri döner ve artık onun için hayat eziyet olur, çok arkadaş sırf bunu göze alamadığı için karşılık veremez.)
Görüşme esnasında duruyor ve Pozantı’da ifade verdiklerini savcının kendisine eğer bu ifadeler yalan çıkarsa, bunlar beraat ederse seni mahvederiz dediğini ve gerçekten yapabilecek gücü olup olmadığını soruyor,

Kendisinin bu kadar ezintiye dayanamadığını, vicdanın almadığını, kendisinin o koğuşta kayrılmasından ötürü sanki o da ortak oluyormuş gibi hissettiğini ve yaklaşık 2 ay sonra koğuşunu değiştirdiğini,

Bu koğuş değişikliklerinde de en zor şeyin siyasilerin de olduğu koğuşa geçmek olduğunu söylüyor ve devamla, aslında hiçbir şeyin değişmediğini gittiği koğuşta da çok benzer şeylerle karşılaştığını hatta koğuştaki arkadaşlarından birisinin çok büyük ezinti çektiğini (burada eziyet yapan kişi olarak K. D. isimli çocuğun adını veriyor) ablasının cep telefonu numarasını vermediği için arkadaşının havalandırmada ellerinin kara batırarak domaltıldığını ve poposuna çekçek sapı ile vurularak ezinti yapıldığını en sonunda arkadaşın, ablasının telefonunu vermek zorunda kaldığını,

Ezinti yapanlar arasında M. A. ve B. Y. isimli kişilerin de olduğunu belirtti.

A. Ş.’in siyasilere zorla Türk Bayrağı’nı öptürdüğünü,

* M.K.’nin anlatımlarına göre (Şırnaklı Mersin’de ikamet ediyor, TMK mağduru)

Sincan’a yaklaşık 60-70 siyasi çocuk geldiğini gelenlerin cezaevi araçları ile kliması bozuk bir şekilde zor şartlarda geldiğini, adlilerin ise normal otobüslerle daha rahat koşullarda getirildiğini,

Pozantı’da çok şeyler yaşadığını bunun sorumlularının ise cezaevi yönetimi ve müdürleri olduğunu, cezaevi müdürlerinin sorumluları bizlere baskı yapması konusunda özellikle tembihlediğini, aksi takdirde onlara baskı uygulayacağını söylediğini bu yüzden de sorumluların kendilerine hiç dışlık(rahat vermediklerini) vermediğini,

Pozantı’da savcılığa ifade verirken savcının söylediği hiçbir şeyi yazmadığını, savcı ile uzun süre kavga ettiğini, sonrasında da tutanağın kendisine zorla imzalatıldığını,

Sincan’a nakledildikten sonra 3 gün yaşananları protesto etmek için açlık grevi yaptıklarını, gardiyanların kendilerini Sincan’da da sürekli adlilerin yanına vermekle kendilerini tehdit ettiğini,

Sincan’da yapılan duruşmalarda yanlarında avukat olmadığını, duruşma salonu görmeden televizyona yansıtılan kamera ile (burada kastedilen telekonferans yoludur) ifadelerinin alındığını,

Sincan’a ilk geldiklerinde kendilerine Pozantı’ dan getirdikleri eşyalarının çoğunun verilmediğini, bu yüzden bir sürü şeyi paralarının da olmaması nedeniyle alamadıklarını,

Pozantı’da yaşananlara dair her şeyin her tutuklu çocuk tarafından bilindiğini fakat bunların açıklanmaması için üzerlerinde baskı olduğunu söylüyor ve aşağıda yazdığım isimlere dair konuşmaya başlıyor,

- A. G.nin başka çocuklara tacizde bulunduğunu (kesinlikle tecavüz kelimesi kullanmıyor, ayıp diye anlatıyor) zaten tacize uğrayan kişinin engelli olduğunu, ona neler yaptığını kendi gözleri ile gördüğünü,
- D. F. A.’ın birçok çocuğa cinsel istismarda bulunduğunu,

Pozantı’da kaldıkları süre boyunca hiç revirde tedavi olmadıklarını, doktorun suratlarına bile bakmadan ilaç yazdığını,

Sincan’da ben ve birkaç arkadaşın olanların üzerini örtmeyeceğimiz bilindiği için kendilerine (Ş. ve kendisi) cezaevi yönetimi tarafından özel bir yönelim olduğunu, müdürün kendisine bizzat konuşursan burayı Pozantı’ dan beter yaparız dediğini, sonrasında da tahmini, gözlerini korkutmak için karşı koğuştan şampuan aldıkları gerekçesiyle 50-60 tane gardiyanın koğuşunu basarak kendisini zorla müşahedeye götürdüğünü, suçunun olmadığı söylediğinde kendisini hırpalamaya başladığını, sağ el baş parmağının kendi tahminine göre kırıldığı, aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen (bir hafta) parmağını kullanamadığını, revire çok geç çıkarıldığını, revirdeki doktorun parmağına bile bakmadan merhem verip kendisini gönderdiğini, kendisinin de acısı dinsin diye parmağına pril sürdüğünü söylüyor, parmağına dışarıdan bakıldığında gerçekten şiş olduğu ve dokunulduğunda ağrıdığı, parmağın yamuk durduğu gözlemlendi.

22.03.2012 günü tahliye oldu, cezaevinden alındı ve basına verdiği röportaj yayınlanmıştır.

* Ş.U.’nun anlatımlarına göre (TMK Mağduru, yaş 16 )

Kendisi Sincan Cezaevinde M.K. ile müşahadeye alınanlardan olduğunu, kendileriyle ilgili haberin gazetelerde çıkmasından sonra kendilerine yönetim tarafından çok daha iyi davranıldığını söyleyerek başladı,

Çok daha somut şeyler söyleyeceğini, bu somut şeyler üzerinden ileride ifadesi tekrar alınırsa her şeyi daha açık anlatacağını söyleyerek aşağıdaki isimleri ve olayları verdi

- Z. K. isimli çocuğun tacizde bulunduğunu
- K. T.’ın siyasilerin boğazına ip bağlayarak işkence yaptığını ve aynı zamanda tacizde bulunduğunu bildiğinii,
- F. G.’in tacizci olduğunun herkes tarafından bilindiğini,
- M. A.’ın sorumlu ve ezinti yapan kişilerden olduğunu

Anlattıklarının tamamının gerçek olduğunu ve bu söylediklerinin aslında herkes tarafından bilindiğini söylüyor.

* M. A.’nun anlatımlarına göre (1996’lı, adli isnatla tutuklu)

Kendisinin adlilerle kaldığını, genel anlamda Sincan Cezaevinde de kendilerine yönetim tarafından çok sert ve argo kelimeler kullanıldığını, kendilerinin sürekli müşahade ve dayak ile tehdit edildiğini,

Pozantı’ da Z. K., M.A ve K. ezinti yapanlar arasındaydı,

Kurum müdürleri her şeyi bilmesine rağmen hiçbir şey yapmadılar,

Babam öldüğünde bile bu müdürler bana cenazeye katılmam için izin vermediler,

* A.G.’nin anlatımlarına göre (16 yaş, Şırnaklı Mersin’de ikamet ediyor, TMK mağduru)

Sincan’a getirilirken ringde kendilerine yemek verilmediği, kendileri için ayrılan yemeklerin askerler tarafından kendilerine teslim edilmediği, yemeklerini istediklerinde ise askerlerin küfür ve hakaretlerine maruz kaldıklarını beyan etmişlerdir,

Pozantı cezaevinde tutuklandığı ilk hafta kaldığı koğuşta koğuş ağası Z.K’nin kendisini üç tane çekpas sopasını birbirine bağlayıp ellerine vurduğu, hakarete maruz kaldığı, koğuşta koğuş ağası olan çocukların – ki bunların yaş olarak 18 yaş altında olmalarına rağmen gerçekte 22-23 yaşlarında olduğunu tahmin etmektedir- “kayrım”(ayrımcılık) yaptığını, özellikle Mersin’den gelen siyasi ve adli çocuklara kötü davrandıklarını, koğuş ağası olan çocukların kendilerine yatan paralarla kantinden aldıkları yiyeceklere el koyduğunu, idarenin de bunu bilmesine rağmen bir şey yapılmadığını, ayakkabılarını zorla alınıp başka bir çocuğa verildiğini, yargılandığı dava ile ilgili bir ilgisi olmadığı halde tutuklandığını, ailesinin maddi durumunun çok kötü olduğu, Ankara’da kendisini görecek hiç kimse olmadığını, elbise ve ayakkabısız olduğunu, daha sonra konulduğu koğuşta ise “konuşma “yasağı olduğunu, bunun koğuş ağası M.A. tarafından konulduğunu, kimsenin kimse ile konuşmadığını, diğer bir kişi olan K.T’nin siyasetten gelen çocukların boynuna ip takıp dolaştırdığını duyduğunu, ailesine cezaevindeki durumu anlatmadığını, zira ailelerinin üzülmelerini istemediğini beyan etmiştir.

* D.T.’nin anlatımlarına göre (16 yaş, Van Gürpınar d.lu Mersin’de ikamet ediyor, TMK mağduru)

Pozantı cezaevinin çok kötü olduğunu, 30-35 koğuş olduğunu koğuşlarda 16-12-8-9 kişilik gruplar halinde kalındığını, buraya – pozantı- gelmeden Mersin’deki cezaevinde kaldığı hafta orada da siyasetten geldiği anlaşılınca arkadaşlarının dövüldüğünü, orada elbiselerinin kendisinden zorla alındığını, S.D. isimli çocuğun, dayısının kendisine hediye ettiği gömleği döverek aldığını, Pozantı’da mahalle çocuklarının –kendilerini ve arkadaşlarından bu şekilde bahsediyorlar- 3’lü çekpas sopası ile sürekli dövüldüklerini, ellerinin üstüne vurulduğunu, çocuklara “pis şeyler” yapıldığını gördüğünü, her koğuşta “pis şeyler” yapan kişilerin olduğunu, kendisi bir gün üst kattaki ranzasında uzanırken Z.K.’nin bir adli çocuğu üst kata çıkarıp, pantolonunu çıkardığını, çocuğun “yapma” diye yalvardığını duyunca bu “pisliği” görmemek için kendisinin televizyonun yanına gittiğini, C9 koğuşunda kalan arkadaşlarının oradan geldiğinde yüzlerinin mosmor olduğunu, K.T., Z.K., F.G.,’nin siyasetten gelen çocukları taciz ettiğini, adli çocuklardan birinin taciz- cinsel istismardan bahsediyor- kendisine yapılanı anlattığını, tacizi yapanların diğer çocukları aşağı indirerek – ranzanın üst katlarından- pisliği yaptığını, kendi koğuşunda zorla pantolonlarının indirildiğini, çocukların korktukları için hiçbir şey yapamadıklarını, koğuş ağalarının güvendiği adamlarının olduğunu bu yüzden kimseye anlatmadıklarını, cezaevinde malta da(havalandırma) arkadaşlarına selam vermenin yasak olduğu, bir keresinde gardiyanın kafasına bu yüzden vurup yere düşürdüğünü,

Olanlarla ilgili savcıya ifade verirken Ankara’ya götürüleceklerini duyduğu için cezaevinde olanlar ile ilgili “yok öyle bir şey” şeklinde ifade verdiğinin, çünkü Ankara’ya gelirse ailesinin ziyarete gelemeyeceğini, Ankara’ya getirilmeden gardiyanların “ kötü şeyler söylemeyin, biz iyi olana iyiyiz dediklerini,

Ankara’ya getirilirken devletin kendilerine verdiği yemeği askerlerin vermediğini, yemeklerini isteyince askerin domates ve ekmeği uzaktan sallayarak analarına ve bacılarına küfür ettiğini, aileleri yakında olduğu için Mersin’e yakın bir yere götürülmek istediğini beyan etmiştir.

* S. B.’nin anlatımlarına göre (17 yaş, Şırnak d.lu’de ikamet ediyor, TMK mağduru)

Pozantı’da C10 koğuşunda kaldığını, Ankara’da şu an 4 koğuşta siyasetten yatan çocuk olduğunu, Pozantı’da Z.K., M.A, K.T., N.B., isimli kişilerin çocuklara taciz ettiğini Y.Ö. isimli arkadaşından duyduğunu, amcasını oğlu H.’ya koğuşunda birinin yere tükürerek tükürüğünü yalaması için zorladığını, kendisinin yaşının büyük olduğu için yanaşamadıklarını , ailelerinin çok mağdur olduğunu, ailelerinin Ankara’ya gelemediğini, bu yüzden ailelerine yakın bir yere gitmek istediklerini beyan etmiştir.

Ankara’da aileleri gelemediği ve paraları olmadığı için banyo gününde –kantin günü- karşı koğuştaki arkadaşlarından şampuan istediklerini, biraz yüksek sesle istediklerinde baş efendinin geldiğini “ eğer bağırırsanız sizi Pozantı’dakilerin olduğu koğuşa götürürler “ şeklinde kendilerine söylediğini, kendisinin savcı, müfettiş ile görüştüğünü…

* Y. K.’nin anlatımlarına göre (17 yaş, Muş, Varto d.lu’de Mersin’de ikamet ediyor, TMK mağduru)

Pozantı’da kendisinin de “ezinti” gördüğünü, kendisine ezinti yapanın koğuş ağası M.A. olduğunu, arkadaşlarına (M.A. – İ.P. isimli) cinsel şeyi yapanların Z.K. olduğunu, M. A.’nın yanında konuşmanın yasak olduğu, gardiyanların buraya “efendi koğuş” dediğini, parası ile kantinden yaptıkları alışverişe el konulduğunu, onların devler yemeği yemediğini, kendisinin kazağı ve ceketini aldığını, kendilerini bahçede sıraya dizerek topla uzaktan atış yaptığını, kimsenin korkudan ve aileleri üzülmesin diye şikâyet edemediğini beyan etmiştir.

Ankara’da paraları olmadığı için karşı koğuştan şampuan isteyince gardiyanlarla tartışma çıktığını, koğuşa bir çok gardiyan geldiğini, H.K., M.K, M. İsimli arkadaşlarını müşahadeye aldıklarını, daha sonra bıraktıklarını,…

Özetle beyan etmişlerdir.

2. GÖZLEMLER VE TESPİTLERİMİZ

- Cezaevinde yaşanan hak ihlallerinden ve işlemem suçlardan dolayı doğrudan Cezaevi Yönetimi sorumludur.

- Yargılaması devam eden dosyalar bakımından Ankara’da telekonferans yöntemi ile yanlarında avukatları olmadan çocukların ifadeleri alınmaktadır. Bu durum çocuk yargılaması ilkelerine ve ceza usulüne tamamen aykırı olup, adil yargılanma hakkının ihlalidir. Bu duruşmalar durdurulup, bu aşamada dosya üzerinden tahliyelerine karar verilerek, tutuksuz yargılama sürdürülmeli, bu şekilde yargılamayı yapan mahkemelerde avukatları eşliğinde sorgu ve ifade işlemleri tamamlanmalıdır.

- Pozantı cezaevinde yaşanan olaylar -cinsel istismar, eziyet ve yaralama fiilleri – sadece “ taş atan çocuklar “olarak bilinen çocukların yaşadığı olaylar olmayıp, adli suçlardan tutuklu çocukların yoğun olarak maruz kaldıkları saldırı ve olaylardır.

- Şikayetleri ile ilgili revire giden çocuklar doktorlar tarafından gerekli ve yeterli kontrolden geçemedikleri için süreç eksik işlemiştir. Gerçekte cezaevi görevlileri ve doktorların kusur ve ihmalleri olduğu da açıktır.

- Yaşanan olaylarla ilgili yürütülecek yargısal süreçte – öncelikle tahliyeleri sağlandıktan ve üzerlerindeki baskı bu şekilde “ görece azaldıktan sonra gerçekler ortaya çıkacaktır. Zira hala tutukluluk durumlarının yeni travma ve ihlallere sebebiyet vereceği düşüncesi çocuklar üzerinde baskı oluşturmaktadır.

- Anne ve babalarının ve ailelerinin üzülmemesi için gerçekleri tam anlamıyla ifade etmeme durumu tarafımızca tespit edilmiştir. Ayrıca tüm ifade ve işlemlerin psikolog ve sosyal hizmet uzmanları tarafından izlenerek tamamlanması şarttır.

- Siyasi tutuklu çocuklar ile birlikte adli tutuklu tüm çocukların insan hakları kuruluşları, TİHV uzmanları , psikologlar ve adi tıp uzmanları tarafından kontrol edilerek travmanın etkisi azaltılmalıdır.

- Çocuk yargılamasının tutuksuz yürütülmesi esas alınmalıdır. Bu sebeple bu tür travma merkezine dönüşmüş cezaevleri olmak üzere tüm çocuk cezaevleri boşaltılmalıdır. Denetimli serbestlik önlemleri tutuklama yerine ikame edilmelidir.

- Belirtilen olayları yaşayan çocukların Sincan Kapalı Çocuk Ceza Ve İnfaz Kurumu’nda Pozantı’yı andıracak şekilde tehdit il karşılaşmaları travmalarını arttırır niteliktedir. Kamu görevlilerini keyfi uygulama ve kötü muamelelerinden uzak tutulmaları için de derhal tahliye edilmeleri gerekmektedir.

- Çocukların ailelerinin yaşadıkları illerden _Adana- Mersin Vs.- uzak bir yere –Ankara’ya sevkleri yeni bir travmaya yol açmıştır. Ayrıca bu sevk Bakanlığın açıkladığı rapora göre yapılacak adli ve idari işlemlerin daha adil ve şeffaf yürütülmesini engeller niteliktedir. Yapılacak en doğru işlem dosya üzerinden çocukların tahliyelerini sağlamaktır.

- Her ne kadar Adalet Bakanlığı 20.03.2012 ve 11 sayılı açıklamasında çocukların Sincan’da iyi koşullarda olduğunu beyan etmişse de yukarıda tanıklıklarına başvurulan çocukların da ifade ettiği gibi üzerlerindeki baskı devam etmektedir. Biz bakanlığın bu açıklamasını bilgi eksikliğinden ve kamu görevlilerinin baskıyı saklama girişiminden kaynaklandığını düşünmekteyiz.

- Tahliye olup, basına demeç veren çocuklar tespitlerimizi doğrular nitelikte olduğunu ayrıca belirtmek isteriz.

- Çocuk Cezaevlerinde benzer ihlallerin yaşanmaması için Bakanlığın daha sıkı bir denetim ve gözetim faaliyetinde bulunması gerekmektedir. Ayrıca özellikle Çocukların tutuldukları cezaevlerinin Baroların ve Sivil Toplum Kuruluşlarının gözlem ve denetimine açılması hayati önemdedir.

- Son olarak Pozantı’da başlayan adli ve idari soruşturmaların hızlandırılması, sorumluların cezalandırılması, şüpheli konumunda olan ve hala görevde bulunan kamu görevlilerinin açığa alınması, bu süreçte şikayet, beyan ve tanıklığına başvurulacak çocukların kendilerini güvence altında hissedeceği önlemlerin alınması gerekmektedir.

BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu olarak, çocuklara yaşatılan bu vahşetin hesabının sorulması ve sorumluların cezalandırılması ve benzer ihlallerin yaşanmaması için sürecin müdahili olacağımızı kamuoyuna deklere ediyoruz.

Merkezi Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu

PDF OLARAK İNDİR

PKK‘li Meyaser Orbay toprağa verildi

Bitlis ile Siirt kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitiren PKK‘lilerden Meyaser Orbay‘ın cenazesi Yüksekova‘da toprağa verildi.

http://www.imgbox.de/users/public/images/7RCjTPc7eB.jpg

Bitlis‘in Hizan ve Siirt‘in Baykan ilçeleri kırsalında bulunan Çeltikli bölgesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren PKK‘lilerden Meyaser Orbay‘ın (Dıljin Cilo) cenazesi dün Malatya‘dan alınarak Hakkari‘nin Yüksekova ilçesine getirildi.

http://www.imgbox.de/users/public/images/AXUP9uDPvK.gif

Öğlen saatlerinde Yüksekova‘ya getirilen Orbay‘ın cenazesi Cuma namazının ardından ilk önce dini vecibelerinin yerine getirilmesi için eski kışla mahallesinde bulunan camiye götürüldü. Dini vecibelerinin ardından camiye giren kadınlar, Orbay‘ın eline kına yaktı. Ardından cenaze Akalın (Bajirge) Mezarlığı‘nda toprağa verilmek üzere yola çıkarıldı.

BDP Hakkari İl Başkanı M. Sıddık Yıldırım, BDP Yüksekova İlçe Başkanı Rüstem Demir, Yüksekova Belediye Başkanı Ercan Bora, Esendere Belde Başkan Vekili Tacettin Safalı ile on binlerce kişinin katıldığı yaklaşık 4 kilometrelik yürüyüşte, PKK bayrakları ve yaşamını yitiren 15 PKK‘linin posterleri açıldı.

Orbay‘ın cenazesi kadınlar arafından omuzlara alınırken yürüyüş sırasında kitle sık sık „PKK halktır halk burada“ , „Şehîd namirin“, „Bijî Serok Apo“ sloganları attı.

Defin işlemlerinin ardından Orbay‘ın mezarı kına ve mumlarla donatılırken, burada konuşan MEYA-DER Yüksekova yöneticilerinden Ömer Çakır, Kürt halkının evlatlarına sahip çıktığını belirtti. BDP Yüksekova İlçe Başkanı Rüstem Demir, Kürt halkı üzerinden yüzyıllardır inkar imha politikalarının devam ettiğini ifade ederek, katliamların yıllardan beri devam ettiğini söyledi. Demir, 30 yıldır bir savaşın devam ettiğini ve 40 bin insanın canını verdiğini kaydetti. Demir, „AKP hükümeti dinimize inancımıza saldırıyorlar. Buradan AKP‘lilere sesleniyorum. Akıllarını başlarına alsınlar. Müzakereye geçsinler. Batman, Van, Gever‘in cenazelerine sahip çıkmalarını görsünler. Kan ile sorunu çözemeyeceklerini görsünler. Aile ve Kürt halkının başı sağolsun“ dedi.

Demir‘in ardından konuşan Meyaser Orbay‘ın ablası Meryem Güzel, „Tüm Kürt halkının başı sağolsun“ diyerek cenaze törenine katılanlara teşekkür etti. Yapılan konuşmaların ardından kitle tekrar Cengiz Topel Caddesine doğru yürüyüşe geçti.

Yüksekova Haber>

BDP`nin Kurdistan Anarşist Grup rahatsızlığı

http://www.imgbox.de/users/public/images/yKIlDCN5RR.gif

24 Mart günü, Bonn şehrinde ki Newroz etkinliklerine katıldık. Bu etkinlikleri görüntüledik. Bunu youtube aracılığı ile sosyal medyaya taşıdık [ Youtube ].

Aradan kısa bir süre sonra BDP-youtube hoş olmayan bir tavrı ile karşılaştık. Çektiğimiz video alınmış ama “ Kurdistan Anarşist Grup / Dokumentation „ yazısı çıkarılmış olarak gördük. [ BPD`nin bizden aldığı Video ve Bizim Videomuz ]

Bu rahatsızlığa anlam vermek mümkün değil ?

Bu rahatsızlığın anlamı nedir ? Halbu ki bizden görüntüler istenseydi, rahatlıkla verebileceğimizi bilmelerine rağmen “ Kurdistan Anarşist Grup / Dokumentation „ yazısını çıkarmalarını başka sebeplere yorumladık.

Kürt medyasının bir parçasıyız ve bir politikamız var !

Bunu görmek istemiyenler ve rahatsızlık duyanları kınıyoruz.

Buradan, BDP`li yöneticiler başta olmak üzere tüm BDP`li çalışanları duyarlı olmaya çağırıyoruz ! Kurdistan Anarşistlerinden rahatsız olmayın !

Kurdistan Anarşist Grup

31 Mart “Adalet İçin” Mitingi için Halkımıza Çağrı

http://www.imgbox.de/users/public/images/OwXd0FQc7s.jpg

31 Mart’ta Kadıköy’de Yapılacak Olan “ADALET İÇİN” Mitingine Güç ve Destek Verelim!

1993, 2 Temmuz’unda gerçekleşen Sivas-Madımak katliamı davasının, zaman aşımı gerekçesiyle düşürülmesi kabul edilebilir, sineye çekilebilir bir durum değil. Devletin gözetiminde binlerce kişi tarafından Madımak otelinin ateşe verilerek, 8 saat boyunca insanların yanarak can vermesinin söz konusu olduğu bir dava böyle kapatılamaz. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İl Valisi, İl Emniyet Müdürü, Tugay Komutanı, askeri ve sivil erkânın bu katliam karşısındaki tutumu, kusuru, suiistimali ve desteğinin olup olmadığı hiç araştırılmamıştır. Askerin ve polisin katliama seyirci kalmasının arkasındaki nedenler ve sorumlular dava konusu bile edilmemiştir. İnsanlığın utançla anacağı Sivas-Madımak katliamının arkasındaki tüm güçlerin açığa çıkarılması için bir çaba gösterilmemiştir.

Adalet Bu Değil!
Zaman Aşımı Kararı Kabul Edilemez, Sivas Katliamı “İnsanlık Suçu” Olarak Mahkûm Edilmelidir.

13 Mart 2012’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar, başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç, dil ve kültürlerden tüm halklarımızı bir kez daha kaygıya sevketmiştir. Mahkemenin, kamu görevlisi, “sivil” demeden “Sivas-Madımak katliamı bir insanlık suçudur” kararı vermesi gerekirdi. Aleviler, Anadolu ve Mezopotamya halkları ve tüm insanlık hiç değilse ”insanlık suçu kararı” ile bir nefes alabilirdi!

Halkların Demokratik Kongresi olarak Sivas katliamı davasının takipçisi olacağız. Her dilden, her inançtan ve her kültürden halklarımızı 31 Mart’ta Kadıköy’de yapılacak mitinge katılmaya, bu kararı protesto etmeye çağırıyoruz.

Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu

BDP [ Barış ve Demokrasi Partisi ]

Özgür Gündem‘in kapatılma kararı mahkeme tarafından kaldırıldı.

http://www.imgbox.de/users/public/images/eOfEcLux4z.gif

İSTANBUL – Özgür Gündem gazetesinin kapatılma kararı mahkemeye yapılan itirazın ardından kaldırıldı.

http://www.imgbox.de/users/public/images/GWeLB7EG2a.jpg

Özgür Gündem Gazetesi, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, gazetenin 24 Mart günü çıkan sayısının 1, 8, 9, 10 ve 11. sayfalarında yer alan haber, yorum ve fotoğrafların nedeniyle 1 ay kapatılmıştı.

Zap Haber

4 çocuğa karakolda işkence!

http://www.imgbox.de/users/public/images/KKNCzb090J.jpg

Mersin – Gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınıp Çocuk Şubesi’ne götürülen Serhat Erbey, Agit Kızgın, Halil Karahan ve Tayyar Gör adlı çocuklar, karakolda polisler tarafından işkence gördüklerini söylediler.

Merkez Toroslar ilçesinde 24 Ağustos 2011’de gerçekleştirilen bir gösteriye katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Serhat Erbey, Agit Kızgın, Halil Karahan ve Tayyar Gör adlı çocuklar, önce karakolda dövüldüklerini, ardından da çıkarıldıkları mahkemede polise hakaret ve devlet malına zarar vermekle suçlandılar.

Nezarethane içerisinde bulunan ve oturmak için kullanılan bankın ucunu kırmak, nezarethane demirlerine vurmak ve bağırmak, ayrıca nezarethanede bulunan güvenlik kamerasına vurmak suretiyle zarar verdikleri ve yönünü değiştirdikleri gerekçesiyle Mersin 1. Çocuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada 4 çocuk hakkında toplam 16 yıl hapis istendi.

“SAVCI ODASINDA DÖVDÜLER”

Mahkemede suçlamaları reddeden çocuklardan, Serhat Erbey hakime, yaşadıklarını şöyle ifade etti:

“Polisler bizleri nezarethaneye koyduklarında ‘ihtiyacınız geldiğinde demirlere vurun biz gelir sizi alırız’ dediler. Bizim de ihtiyacımız geldiği için demirlere vurduk ancak uzun süre vurmamıza rağmen gelmediler ve en sonunda bir polis gelerek Halil’i tuvalete götüreceğiz diye savcı odasına götürüp dövdüler. Bu sırada gelip bizi de aldılar ve bizi de savcı odasına görürdüler ve orda Halil’in dövülmesini gördük ve sonra biz de dövüldük. Polise küfretmedik ve kameraya zarar vermedik”

“KALBİMİN ÜSTÜNE BASTILAR”

Çocuklardan Halil Karahan da, polislerin, “tuvalet ihtiyacınız geldiğinde demirlere vurun” dediğini ve demirlere vurduktan sonra bir polisin kendisini savcı odasına götürüp dövdüğünü söyledi. Karahan, “Kalp hastası olmama rağmen beni yere yatırıp kalbimin üstüne bastılar. Polislere küfür etmedim” dedi.

HALİL DAYAKTAN BAYILDI

Bir diğer çocuk Agit Kızgın ise, “Polisler gelip ilk önce Halil’i alıp savcı odasına götürüp dövdüler ve Halil orada bayılınca kendisini kaldırmak istediğimde polis bana ‘sıra sana gelecek’ diyerek, tehdit etti. Bize hakaret ettiler ve bizi dövdüler. Biz ise polise kesinlikle küfür etmedik” diye konuştu. Çocuklardan Tayyar Gök de arkadaşlarının anlattıklarını aktararak, polislere küfür etmediklerini dile getirdi.

Duruşma sonunda, Mersin 1. Çocuk Mahkemesi, kalbine basılarak dövülen Halil Karahan’a karakol kamerasının yönünü değiştirdiği gerekçesiyle devlet malına zarar vermekten 1 yıl hapis cezası verilirken diğer çocuklar beraat etti. Çocukları savcı odasında döven polisler hakkında ise herhangi bir soruşturma açmadı.

ANF

Ein weiterer ehemaliger Gefangener aus Pozanti wendet sich an den IHD

Ein weiterer ehemaliger Gefangener aus dem Gefängnis von Pozanti meldete sich bei der IHD-Zweigstelle in Mersin um zu berichten, was ihm hinter den Gefängnismauern widerfahren ist.

Ş. T. wurde am 16. Oktober 2011 festgenommen. Ihm wurde vorgeworfen er an einer verbotenen Demonstration teilgenommen zu haben. Zwei Tage später wurde Ş. T. zunächst im Gefängnis von Mersin und danach im Gefängnis von Pozanti inhaftiert. In Pozanti angekommen, sei Ş. T. von Soldaten geschlagen und gezwungen worden die türkische Fahne zu küssen. Man habe sie stets wie Terroristen behandelt. Sie seien bereits in den Morgenstunden geweckt worden, um zu putzen. Außerdem berichtete er von Vergewaltigungsfällen.

Nachdem die Vergewaltigungs- und Folterfälle von Pozanti an die Öffentlichkeit gelangten, wurden die insgesamt 255 inhaftierten Kinder in das Gefängnis von Ankara Sincan verlegt. Raşit K., der seinen Sohn M. K. in Sincan besucht hatte erklärte, sein Sohn habe ihm berichtet, dass die Kinder auf dem Weg nach Ankara nicht ein einziges Mal an die frische Luft durften. Man habe den Kindern auf dem Transport kein Essen gegeben. Stattdessen haben die Soldaten vor den Augen der Kinder genüsslich ihr Essen gegessen. Zudem seien die Kinder den ganzen Weg über durch die Soldaten beschimpft worden.

ISKU

İHD ve Baro roporunu tamamladı

İHD Mardin Şubesi ve Mardin Barosu Nusaybin İlçesine bağlı Akarsu Beldesi İlkadım Köyü‘nde katledilen İsmail Akın ve 10 yaşındaki kızı Elif Akın olayına ilişkin bilgi paylaşım raporunu yayınladı.

http://www.imgbox.de/users/public/images/DcpSTpxzxF.jpg

İHD Mardin Şubesi ve Mardin Barosu‘nun ortaklaşa hazırladıkları raporda, İlkadım (Hebisê) Köyü‘nde İsmail Akın ve 10 yaşındaki kızı Elif Akın‘ın öldürüldüğü yerde Dallıca Karakolu‘nun yakın olduğu kaydedilerek, olayın olduğu dağlık alanın resmi makamlar tarafından „güvenlik bölgesi“ ilan edildiğine dikkat çekildi.

İHD Mardin Şubesi ve Mardin Barosu Nusaybin İlçesine bağlı Akarsu Beldesi İlkadım Köyü‘nde katledilen İsmail Akın ve 10 yaşındaki kızı Elif Akın olayına ilişkin bilgi paylaşım raporunu yayınladı. Raporda, baba ve kızın öldürülmesinin ardından ailelerinin derneklerine yaptıkları başvuru nedeniyle köye gidilerek inceleme yaptıkları ifade edilerek, olayın gerçekleştiği yerin dağlık bir alan olduğu ve 45 dakikalık yürüme mesafesi ile köyden uzakta olduğu belirtildi. Baba ve kızın dağlık alan içinde bulunan bir bağın içerisinde birbirinden yaklaşık 15 metre mesafede öldürüldüğü tespiti yapılan raporda, „İsmail Akın‘ın çobanlık yaptığı, geçirdiği kalp rahatsızlığından dolayı kızı Elif‘in kendisine eşlik ettiği bilgisi edinilmiştir. Maktullere ait su bidonu ve yiyecek torbasının bağın kenarında bulunduğu tespiti yapılmıştır. Maktullerin öldürüldüğü yerde tahminen pompalı tüfeğe ait olduğu düşünülen boş kapsüller ile cesetlerden kopmuş parçaların olduğu tespiti yapılmıştır. Olayın olduğu yere en yakın karakolun Dallıca Köyü Karakolu olduğu tespiti yapılmıştır. Maktullerin, köyde herhangi bir husumetlerinin bulunmadığı, devam eden bir kan davalarının bulunmadığı bilgisi edinilmiştir“ denildi.

http://www.imgbox.de/users/public/images/RuKUJlowWR.jpg

‚Tatmin edici bir açıklama yapılmadı‘

Raporda, cesetlerin olay yerinden köylüler tarafından alındığı ifade edilerek, olay yerine gün içerisinde savcılık tarafından herhangi bir işlemin yapılmadığı kaydedildi. Olay yeri incelemesinin olaydan bir gün sonra yapıldığı ifade edilen raporda, delillerin savcılık tarafından yapılmadığına ve delillerin özenle yapılmadığı belirtildi. „Olayın olduğu dağlık alanın resmi makamlar tarafından güvenlik bölgesi ilan edildiği ve bölgenin bu şekilde bilindiği, açıklanacak otopsi raporunun cinayete ilişkin bir fikir verebileceği kanaati edinilmiştir“ denilen raporda, resmi makamların henüz tatmin edici bir açıklamada bulunmadığına da dikkat çekildi.

‚Gecikmeler ve iddialar, hükme dönüşecektir‘

Raporda, sivil ve yaşlı yurttaşa karşı yapılan cinayetle „yaşam hakkının ihlal edildiği“, „güvenlik içinde yaşam hakkının ihlal edildiği“ sonucuna varıldığı aktarılarak, şöyle devam edildi: „Olayın henüz adli tahkikatının devam etmesi ve Cumhuriyet Savcılığı‘nca yürütülen tahkikatın etkili hukuk yolu olarak sürdürülmediğini gösterir kanıt bulunmaması nedeniyle tahkikat sonucunun beklenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, mülki idare ve yargı kurumu faillerinin açığa çıkarılması için etkin ve hızlı bir çaba içinde olmalıdır. Bu iki makamın sahip oldukları olanaklar dikkate alındığında bunun olanaklı olduğunu görüyoruz. Olayın açığa çıkarılmasında gecikmeler; iddiaları, başta aile ve köy halkında olmak üzere toplumun büyük kesiminde hükme dönüştürecektir. Her koşulda kutsal olan yaşam hakkına yönelik gerçekleşen bu ihlallerin faillerinin tespit edilerek haklarında gerekli yasal soruşturmaların başlatılması sürecinin ısrarlı takipçisi olunacaktır.“

Yüksekova Haber

17 yaşındaki çocuğa 70 yıl hapis istemi

“Korsan gösterilere katılmak” ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan 17 yaşındaki Kemal Bakırhan hakkında 10 ayrı suçlamayla 70 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

Akdeniz ilçesinde ikamet eden Siirt Pervari nüfusuna kayıtlı 17 yaşındaki Kemal Bakırhan hakkında, Mersin’in merkez Toroslar ilçesinde PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi protesto ettiği ve yürüyüş sonrası polise taş ve molotof kokteyli attığı, 15 Eylül gecesi ise Siteler Polis Karakolu’na havai fişeklerle saldırdığı gerekçeleriyle yakalama kararı çıkarılmıştı. Gözaltına alınarak, 22 Şubat’ta Mersin 3. Sulh Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkarılan Bakırhan, 10 ayrı suçlamayla 70 yıl hapsi istenerek, tutuklandı. Bakırhan’ın ikinci duruşması 17 Nisan’da görülecek.

Bakırhan’a yöneltilen 10 ayrı suç arasında; polise taş ve molotof kokteyli atarak yaralamak, örgüt üyeliği, gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek, kamu malına zarar vermek, patlayıcı madde bulundurmak, örgüt propagandası yapmak, gösterilere silahla katılmak, çalışma hürriyetini ihlal etme, polise direnme, örgüt adına eylem yapma, korsan gösterilere katılmak ve organize etmek bulunuyor.

ELBİSE BENZERLİĞİ

Polislerin elbise benzerliğinden suçlanmaları yüklediği Bakırhan, yaptığı savunmasında, eylemlere katılmadığını ifade etti. Bakırhan’ın avukatı Av. Eyüp Sabri Öncel ise müvekkili hakkında bu kadar suçlamanın ve hapis talebinin kabul edilemez olduğunu belirterek, kanıt olarak sundukları delilerin ise fotoğraflardan oluştuğunu ve fotoğraftakilerin çoğunun yüzü kapalı olduğunu ve müvekkili olmadığını söyledi. İddianamede gösterilen delillerin polislerin ifadeleri, mobese görüntüleri ve çekilen fotoğraflar olduğunu aktaran Av. Öncel, hukukta benzerliklerden dolayı kimsenin suçlanılmayacağını ve mağdur edilmeyeceğini vurguladı.

ANF

‚Yaşadıklarım ve gördüklerim korkunçtu‘

http://www.imgbox.de/users/public/images/UV3PhltWEP.jpg

Ö.Ç., gördüğü baskı ve işkencelere dayanamadığı için intihar girişiminde bulunduğunu belirtti.

Pozantı Cezaevi‘nde tutuklu çocukların yaşadıkları işkence, taciz ve tecavüze ilişkin sorumlular tarafından henüz ciddi bir adım atılmazken, çocuklar ise, yeni mağduriyetlere sürükleniyor. Tutuklandığı zaman 16 yaşında olan Ö.Ç., hala cezaevinde. Şu an İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevi‘nde tutuklu olarak yargılanan Ö.Ç., 16 yaşındayken tutuklandıktan sonra Kürkçüler E Tipi ve Pozantı cezaevlerinde yaşadıklarını tutuklu bulunan gazeteci Seyithan Akyüz‘e anlattı.

‚İki terörist getiriyoruz, tören hazırlayın‘

2007 yılının Aralık ayında V.Ç. isimli arkadaşıyla „Araç kundaklama“ iddiasıyla gözaltına alınıp daha sonra çıkarıldıkları mahkeme tarafından aynı gerekçe ile tutuklandıklarını belirten Ö.Ç., „Henüz adliyedeyken polislerden biri Kürkçüler E Tipi Komutanı‘nı arayarak, ‚Komutanım iki terörist getiriyoruz, tören hazırlayın‘ dedi. Biz bu diyaloga tanık olduğumuzda, ilk olarak ne olduğunu anlayamadık. Tabi ‚tören‘ derken benim aklıma ilk 23 Nisan Çocuk Bayramı tarzında bir şey geldi. Yani hazırlanan tören‘in işkence töreni olduğu aklımın ucundan bile geçmiyordu“ dedi. Cezaevine getirildiğinde, polislerin kendilerini teslim alan askerlere kendisini göstererek, „Bakın bu çocuk Apo‘nun sağ koludur. Apo‘nun her şeyini biliyor, sizlere emanet“ dediğini aktaran Ö.Ç., „Polis öyle deyince hem korktum, hem de şaşırdım. Polisler gidince askerler bizi bir köşeye götürüp komutanın gelmesini beklediler. Hava çok soğuk olmasına rağmen bizi dışarda bekletiyorlardı. Önümüzden geçen bütün askerler ise, bize küfür ediyorlardı. Bir süre sonra gelen komutan bize ‚Siz misiniz lan teröristler‘ dedi. Biz de ‚Yok komutanım bizim bir suçumuz yok‘ dedik. O esnada komutan her ikimizi de sertçe tokatladı. Ardından bizi bir kulübeye götürdüler, askerler soyunmamızı istedi. Biz de üzerimizdekileri çıkardık. Üstümüzde sadece iç çamaşırlarımız kaldı. Askerler onları da çıkarmamızı istedi. Onları da çıkardıktan sonra çırılçıplak kaldık. Çırılçıplak kaldıktan sonra askerler bize 30′ar defa oturup kalkmamızı istedi. Önce Veysi ardından ben 30ar defa oturup kalktık. Daha sonra bize elinizi makatınıza sokup karıştırın dediler. Aynı şekilde cinsel organınızı da karıştırın dediler. Tam bitti derken komutan ‚Bu çocuk Apo‘nun sağ koludur‘ diyerek 30 defa daha oturup kalkmamı istedi. Ben de söyleneni yaptım. Ardından askerler bize ‚Üstünüzü giymenin eşyalarınızı elinize alıp bizi takip edin‘ dedi. Öylece bizi cezaevi kapısına kadar götürdüler. Götürürlerken de kafamıza tokat vuruyorlardı. Daha sonra bizi gardiyanlara teslim edip ‚Bunlar teröristtir‘ dedi. Gardiyanlar tekme-tokat bizi görüş yapılan kabine götürdü“ dedi.

‚Gruplar halinde bizi dövüyorlardı‘

Gruplar halinde kendilerini dövdüklerini, yorulan grubun yerine hemen başka bir grubun aldığını, ardından yerlerde sürüklediğini ifade eden Ö.Ç., şöyle devam etti: „Bizi daha sonra görüş yerine götürdüler. Orada 20′ye yakın tutuklu çocuk bulunuyordu. Ama yaşça hepsi bizden büyüktü. Buraya geldiğimizde sevindik. Artık bizi dövmeyeceklerini düşünüyorduk. Daha birkaç dakika geçmeden yanıldığımızı anladık. Zira o esnada 4-5 gardiyan içeri girip ‚Kim lan o iki tane terörist‘ dedi. Biz de arkadaşımla birlikte biziz dedik. Öyle der demez hepsi birden üzerimize çullanmaya başladı ve tekme-tokat bizi dövmeye başladı. Aynı zamanda küfür de ediyorlardı. Herkesin gözü önünde yorulana kadar dövdüler. 10 dakika geçmeden başka bir grup gardiyan gelip ‚O teröristler çıksın ortaya diyerek bizi yeniden dövmeye başladılar ve yerlerde sürüklediler. Daha sonra bizi bir odaya götürüp orada hem soru soruyorlardı, hem de dövmeye devam ediyorlardı. Defalarca dayak yedikten sonra koridora çıkarıldık ve orada hazırolda bekletildik. Sağa sola bakmak birbirimizle konuşmak yasaktı. ‚Nefes alışınız bile duyulmamalı‘ diyorlardı. Dakikalarca öyle robot gibi bekletildik. Birbirimizin gözlerine bile baktığımızda küfür ederek dövüyorlardı.“

‚Burası Kürkçüler Cumhuriyeti, buranın Allah‘ı biziz‘

Yüzlerinin duvara dönülmesini istediklerini ve her gelenin sırtlarına tekme vurduğunu belirten Ö.Ç., „Sırtıma tekme attıklarında nerdeyse boynum kırılacaktı. Her vurduklarında bizi öldüreceklerini söylüyorlardı. ‚Buranın Allah‘ı biziz, burası Kürkçüler Cumhuriyeti‘ diyorlardı“ diye konuştu.

‚İntihar etmeyi bile düşündüm‘

Yapılanlarda dolayı delirecek gibi olduğunu, bir ara intihar teşebbüsünde bulunduğunu belirten Ö.Ç, „Günde en az 5 kez dayak yiyorduk. Bunun yanı sıra koridorlar tuvaletleri bize temizletiyorlardı. Bir tabakta 5 kişi yemek yiyorduk. Hem de kaşıksız. Temizlediğimiz yerleri beğenmediklerinde yine dövüyorlardı. Bir ara benle arkadaşım cezaevinin 3. katına mescide götürüp orayı temizlememizi istediler. Ardından biri 50 kilo ağırlığında halıları aşağı indirin dedi. Merdivenlerden inerken halıları düşüreceğiz diye çok korkuyorduk. Daha sonra halıları tekrar yerine götürün dediler. Yukarı çıktığımda arkadaşıma artık dayanamıyorum dedim ve orada açık olan bir pencereden kendimi aşağıya atacağımı söyledim. Çünkü delirecek gibiydim. Tam kendimi atıyordum arkadaşım tuttu anneni düşün diyerek vazgeçirdi. O gecede hiç uyumadan hem çalıştırıldık, hem de dayak yedik. Ertesi sabah Pozantı‘ya gönderildik“ diye belirtti.

‚İki kez kendimi kestim‘

Pozantı‘ya gelirken ilk başta sorun yaşamadıklarını kaydeden Ö.Ç., „Beni adli tutukluların kaldığı bir koğuşa götürdüler. Orada koğuş ağalığı yapanlar vardı. Ben koğuş ağasının dediklerini yapmayınca bütün koğuş beni dövmeye başladılar. Ben dövülürken gardiyanlar içeri girdi. Daha sonra bizi müdürün odası götürdüler. Ben müdüre beni bu koğuştan almasını istediğimi söyledim. Bu isteğimi kabul etmediği gibi, bize kendimiz tokatlamamızı söylediler. Herkes birbirini tokatlamaya başladı. Bu yetmezmiş gibi onlar da bizi pimapen sopasıyla dövmeye başladı. Kaç kez koğuşumu değiştirmesini talep ettiysem de sonuç alamadım. Burada yaşadıklarımız artık dayanılmaz boyutlara varmıştı. Ben de gece herkes yattıktan sonra banyoya girip kollarımı kestim. Suyun altında bayılmıştım. Beni fark eden diğer mahkumlar gardiyanlara haber verdi. Ardından gardiyanlar gelip beni maltaya çıkarıp kolumu neden kestiğimi sordu. Ben de koğuşumu değiştirin dedim. Bunun üzerine koğuşumu değiştirdiler. Yeni götürüldüğüm koğuşta siyasi tutuklular vardı. Ama hepsinin psikolojisi bozulmuştu. Her gün dayak ve hakaret onları baya etkilemişti. Bundan her gün ağlayıp başlarını duvarlara vuruyorlardı. Dayaklar sadece cezaevinde de değildi. Hastaneye vs. gidiş-gelişlerde de askerlerden dayak yiyorduk. Doktorlar bizimle hiç ilgilenmiyorlardı. Onlar da PKK davasından tutuklu olduğumuzu öğrendiklerinde bize terörist muamelesi yapıyorlardı“ dedi.

‚Yaralarıma tuz bastılar‘

Gerek Kürkçüler gerekse Pozantı‘da yaşadıklarının kendisini bunalıma soktuğunu bunun için de artık yaşamak istemediğini söyleyen Ö.Ç., „Bir gün koğuşta bir kavga çıktı. Ben de bardağı kırıp her tarafımı kesmeye başladım. Tam boğazımı kesiyordum gardiyanlar içeri girip camı elimden aldılar. Her tarafım kanlar içindeyken başgardiyan gelip gardiyanlara ‚Öldürün bu piçi başımıza bela olmuş‘ dedi. Bunun üzerine gardiyanlar bana saldırıp beni dövmeye başladılar. Daha sonra müdür geldi. Gardiyanlardan biri müdürüm yaralarını pansuman edelim mi diye sordu. Müdürse ‚Ne pansumanı ulan tuz getirip basın. Hem devlete taş atıyor hem de devletin pansumanını kullanacak‘ dedi. Bunu duyduğumda inanamadım. Daha sonra gardiyanın biri, bir poşet tuz getirip yaralarıma basmaya başladı. Diğerleri de beni dövmeye ve küfretmeye devam etti. Yarım saat boyunca tuz bastılar ve küfür ettiler. Bitince de kimseye anlatmamamı, eğer anlatırsam daha kötüsünü yapacaklarını söylediler. Ben de korktuğum için aileme dahi anlatmadım yapılanları“ şeklinde konuştu.

‚Bir çocuk dövülerek öldürüldü‘

Cezaevinde her gün taciz, tecavüz ve işkence yaşandığını, bundan cezaevi idaresinin bilgisi olduğunu kaydeden Ö.Ç., „Bir gün adli tutuklular bulunduğu bir koğuşta, koğuş ağası bir çocuğa tecavüz etmişti. Tecavüz edeni başka cezaevine gönderdiler. Tecavüze uğrayan çocuğu da tehdit ederek susturdular. Böylelikle meselenin üstünü örttüler. Başka bir gün bizim ön koğuşta yani B/10 koğuşunda bir çocuğun dövülerek öldürüldüğünü duyduk. O çocuk dövüldüğünde gece bize sesi geliyordu. Biz ne olduğunu tam anlayamamıştık. O esnada bir gardiyan koğuşun mazgalını açarak bize sesimizi çıkarmamamızı istedi. Sabah öğrendik ki, o dayak yiyen çocuk öldürülmüştü. Gardiyanlar her şeyden haberdardı. Hem her gün taciz ve tecavüz olayları yaşanıyordu. Kimse korkudan yaşananları anlatamıyordu. Çünkü sürekli idare tarafından tehdit ediliyorlardı. Yaşanan her şeyden idarenin haberi vardı. Bunları bize karşı koz olarak kullanıyorlardı. Pozantı tam anlamıyla bir cehennemdi“ dedi.

‚Ellerim ve vücudum sürekli titriyor‘

2 yıl boyunca kaldığı Pozantı cezaevinde yaşanan tüm olaylara tanık olduğunu ve bunları bizzat kendisinin de yaşadığını kaydeden Ö.Ç., son olarak şunları söyledi: „2 yıl boyunca yaşadıklarım ve tanık olduklarım korkunç şeylerdi. En uzun süreli olarak da orada kalan benim. İnsan haklarından bir heyetin gelmesi durumunda bildiğim her şeyi anlatmaya hazırım. Bize bunları yapanlardan hesap sorulmasını istiyorum. Şu anda bile sürekli kabuslar görüyorum. Ellerim ve vücudum sürekli titriyor. Çünkü yapılan işkenceler ben de derin izler bırakmış durumda.“

Rojeva Kurdistan




kostenloser Counter
Poker Blog