Sıfatsız Anarşizm

İlginç bir dönemdeyiz. Kırılma noktası desem, değil. Dönüm noktası desem, Türkiye burası. Nice dönemlerin ağzını burnunu dağıtıp tanınmaz hale getirmişiz. Şimdi ise gelişen süreçte olanlar, konuşulanlar devlet ve tedarikçisi egemen medya tarafından katakulliye getirilecek gibi değil. Birkaç yıl önce konuşulması mümkün olmayan şeyler konuşuluyor. Kullanılan dil imkânları değişince çözüm önerileri de doğal olarak daha cesaretli oluyor. Düşünsenize bu ülkede halk meclisleri kuruluyor, komünler konuşuluyor, özerklik ilan ediliyor, ekolojik toplum olma yolunda çalışmalar yapılıyor, heteroseksist bakış açısı kırılmaya çalışılıyor, bırakın toplumsal cinsiyet meselesinde debelenmeyi queer teorisi üzerine ısınma turları yapılıyor.

Umberto Eco’nun o magmamsı dediği halk biçimleniyor. Gene o halk amel defterini yırtıp atmasa da bir başka deftere geçmeye niyetlendi. Vakanüvüs gibi değil. “Sorarız bir gün hesabını” türünden hiç değil. Gayet makul çözüm önerileri getiren, musibetin kaynağına işaret eden, akıl yürütmelerini başka başka ülkelerin halk mücadelelerine yönlendiren bir defter bu. Tüm bu dönüşüm yaşanırken özelikle sol gündem konuşmaları; Marx’ın sınıfı, Lenin’in partisi, Troçki’nin ordusu, Stalin’in faşistliği gibi paradigmalarının vazgeçilmez başucu örneklerini vermeyi uzun süredir bıraktı. Anarşizmin belit önerisi olan “Devletsiz toplum inşası” gibi kelamlar ediliyor. Gerçi kullandığı argümanların aslında neyin alt başlıkları olduğunu bilmeyenlerde var. Bu güne kadar anarşist gençlerin düşünceleri, hayalleri, bir süre sonra geçecek olan bir gençlik hevesiymiş gibi muamele görmüş, göz yumulması gereken ergenliğin asi dönemi olarak, “hoşgörüyle” karşılanmıştı. Orta yaş üstü anarşistler ise kendi hallerine bırakılması gereken kişiler olarak görülmüştü.

Kötü bir şey demiş gibi olacam ama anarşist olmak popüler şimdi. Bunun tek sebebi Öcalan’ın Boochin, Bakunin okumaları değil elbette. Bu çağın yoksulu, açı; zenginden iyiden iyiye haberdar. Zaping yaparken gözüne çarpan Paris Hilton gülüşü, şaşalı Oscar törenleri, eriyen buzullar, talan edilen doğa, bir sırtlan yavrusu kafasının podyumdaki mankenin omuzlarından sarkması, tıp sektörü, altın kaplama klozetler, Cem Yılmaz’ın dört dakikada kazandığı parayı bir memurun bir yılda kazanması, Ali Ağaoğlu’nun araba koleksiyonu (…) gibi “haberdarlıklar, izlenilenler” sizi en doğal hakkınız olarak cinnet geçirme aşamasına terfi ettirir. O vakitten sonra dilinizden V For Vendetta filminin replikleri kendiliğinden dökülüverir. Bir de maske taktınız mı Şili’de, Yunanistan’da ya da dünyanın herhangi noktasındaki bir isyancıdan farkınız pek de kalmaz.

Hal böyle olunca Türkiye’deki Anarşizmin de kendine dönüp bakması gerekiyor. “Kervan yolda dizilir” lafını pek severim. Anarşizm kervanına “severim mücadeleyi eğlenceli ise” bilinçaltı katılımı bir yere kadar. Anarko- Sendikalistler, Anarşist- Komünistler, Bireyci- Anarşistler, Tolstoycu Anarşistler gibi grupların şimdi “sıfatsız anarşizm” de birleşmeleri gerekiyor. Sürecin işlevsel ve öğretici olabilmesi için bu gerekiyor. Şüyu olmuş radikalliklerin, isyanların cakası da bir yere kadar.

Sıfatsız Anarşizm nedir peki. “Tiresiz, yaftasız ya da sıfatsız anarşizm fikri, 19. Yüzyılın sonlarında, İspanyol Anarşist hareketinin en sayılan iki teorisyeni olan Ricardo Mella ve Fernando Tarrida der Marmal tarafından geliştirildi.” (1) Bir diğer Yahudi anarşist J.A. Maryson da “ön ve arka takıları olmayan katıksız bir anarşizm için çağrıda bulundu. İnsanlık, diyordu, ‘peşin hüküm kalıplarına sığmayacak ölçüde çeşitlilik taşır; ve bu çeşitlilik, özgürlüğün gelişmesi için şarttır.’” (2)

“İnsan kendi içinde kesinlikle bir bütün değildir, homojen değildir; içinde ne var ne yok karışır, bir an bir insandır, bir an sonra başka bir insan” der Salman Rushdie, Geceyarısı Çocukları’nda. İnsana malik olan ideolojilerin bunu göz ardı etmesinden birçok anarşist rahatsızlık duyar. Çünkü “izm”ler içerisinde insanın kendisine en dürüst yaklaşabildiği düşüncedir Anarşizm. Bu yüzden kendi kalıbını da sorgular. İnsanın sosyal boyutu için ise Max Nettlau’nun söyledikleriyle devam edelim: “… ekonomik tercihler, iklime, âdetlere, doğal kaynaklara ve bireysel çeşniye göre değişiklikler göstereceğinden, hiçbir birey ya da grup tek bir doğru çözüme sahip olamayacaktır. Bu yüzden ne Komünizm, ne de Bireycilik tek çözüm olamayacağından, özgürlüğün daima seçilecek farklı yolları, çoğulculuğu ve farklı olanakları talep ettiğinin bilincinde olan,” anarşistler, “verili bir sistemin taraftarı haline gelerek kemikleşmemelidirler.” (3) Tüm bunları düşününce üzerinizde giysi gibi taşıdığınız o, bu savunmalarınız ya da sabit yanınız özgürlük yolunda size sadece yük olur. Hem de her iklime uymayabilme olasılığı olan yük. Önce bir soyunun bakalım. Pratik yok diyorsanız. Dersim’in Kürmeş Köyü’ne uğrayın ya da Karadeniz’in bir dağ köyüne. Komünal Köy’le tanışın. Kurtarılmış kentlerde kurulacak halk meclisleri için, yıllardır savunup da önemsenmeyen, itelenen düşünceleriniz için yapın bunu. Hayallerinizi deneyimleyin.

Alçak gönüllüğü elden bırakmamak lazım tabi. Ama şimdi tüm anarşistlere “ben demiştim” gibi bir tutum yakışır vallahi.

Filiz Gazi

1- Paul Avrıch, “Amerikalı Anarşist Voltairine de Cleyre’in Yaşamı” (ç. Emine Özkaya), İstanbul: Sel Yayıncılık: 91, s. 178
2- Avrıch, s. 180
3- Avrıch s. 17

A-FORUM





kostenloser Counter
Poker Blog