Archiv für Juli 2011

Leverkusen / Almanya da faşist saldırı

Leverkusen / Almanya da sabaha karşı faşist saldırı

http://www.imgbox.de/users/public/images/a5p5587pf9.gif

Leverkusen şehrin de, Sinti-Romaların yaşadığı binaya bu sabah saatlerinde ateşe veridi.Görgü tanıklarına göre “4 şahısın siyah giyisili ve dazlak olduğu” belirtildi. Şahısların yangın bombaları attıktan sonra iki araba ile kaçtığı belirtildi.

Polisin yaptiği açıklamada „ Yabancı düşmanlığı ihtimalini“ vurguladı.

İtfayenin yoğun çalışması sonucu yangın fazla büyümeden söndürüldü.

http://www.imgbox.de/users/public/images/N0cPdgbM2y.jpg
Yangın sonrası

Türküm, ırkcıyım,sanatcıyım

Türküm, ırkcıyım,sanatcıyım

Amy Winehouse ölümü ardından Türk sanatcıları hemen faşist düşüncelerini açıkladılar. Bunlardan biri de Yonca Evcimik.

Kendinden başka sanatcı tanımayan faşist ve bir o kadar sanattan anlamayan sanatcılar “ Nasıl haber olurum?” edası ile faşist söylemlerinden durmuyorlar.

Dünyanin en iyi Soul,Jazz sanatcısı olarak gösterilen Amy Winehouse, 5 Grammy Ödülünü kazan tek sanatcı ünvanını elinde tutan ve kısa bir sure de başarılarına başarı ekleyen tek sanatcı olarak biliniyor.
Amy Winehouse anti-Irkcı kimligi ile tanılıyor.

Peki Yonca Evcimik kim ? Uluslar arası bir başarısı var mı? YOK ama ırkcı bir kafasi var.
Faşist, daha öncede Defne Joy Foster`e ölümünün ardından saldırmıştı.

Faşist sanatcıların, faşist karaktersizliği.

Amy Winehouse , Nelson Mandela dogum günü Konseri

Kurdistan Anarşist Grup

Carlo Giuliani 10. yılında anma yürüyüşü / Almanya- Aachen

http://www.imgbox.de/users/public/images/XKB7bV5tNX.jpg
20.07.2001 yılında Cenova`da, G8 zirvesinde polislerce katledilen Carlo Giuliani

Yaklaşık 100 kişinin katıldığı ve çoğunlugunun Antifa genç grubunun oluşturduğu bir yürüyüş yapıldı.

Yürüyüşü organize eden gençler, Carlo Giuliani unutmadıklarını ve polis saldırılarına karşı duracaklarını dile getiren solaganlar attılar. Polisin yoğun güvelik kordonunda gerçekleştirilmesi sinirleri iyice germesine rağmen bir olay yaşanmadan uzun yürüyüş, olaysız bitti.

http://www.imgbox.de/users/public/images/ffkJiVu06g.jpg
Carlo Giuliani 10. yılında anma yürüyüşü / Almanya- Aachen-22.07.2011

Aachen şehrinde, haftalar önce Antifa Gençlik grubunun çağrısı üzerine toplanan 100 gösterici , saat 19 da Tiyatro meydanında toplandı. Kısa sürede tüm hazırlıkları bittirdi ve yürüyüşe geçti. Polisin gençlere saldırısı önlemek için *Antifaşist ve anarşist yetişkinlerinde katılımı ile her hangi bir polis saldırısı önlenmiş oldu. Bu arada Almanyanın çeşitli şehirlerinden gelen arkadaşlar da oldu.
Aachen şehrindeki, uzun yürüyüş`de getirilen minibüsten sık sık halka anonslar ile yürüyüş nedeni anlatıldı.Polis saldırılarının Almanyada arttığı vurgulandı.

Saat 22 de Otonom Centruma varan göstericiler, eylemliliğini burda sonlandırdı. Bu arada Almanya başta olmak üzere, bir çok ülkede yapilan Carlo Giuliani gösterileri ile de dayanışma mesajları gönderildi.

*Antifaşist ve anarşist yetişkinlerin gelme nedeni ise polisin sıkca genç ( yaşları 11 ile 16 yaş arası) Antifaşistlere saldırmaları. Polisin burdaki amacı göz dağı vermek ve gençleri alabildiğince hırpalamak. Gençlere yaklaşamayan polis ise bu gün bayağı bir öfkelendi ve sık sık Anarşist yetişkinler ile ağız dalaşı yapmak istediler ama başaramayıp, dışardan kontrol ettiler. Tabi izinsiz yürüyüş yapılabilirmiydi sorusu aklımıza gelmedi değil.
Bu Antifaşist ve anarşist gençlerin ilk organize ettiği yürüyüş oldu.

Hiç kimse unutulmuyor. Hiç kimseyi unutmuyoruz.

20 Temmuz 2001 Cenova`da ne olmuştu?

VIDEOLAR

Polis terörü:

Vurulma anı:

Carlo Giuliani vurulduktan sonra :

Carlo Giuliani nasil vuruldu :

Carlo Giuliani ölüm sonrasi:

Polisin okul baskını :

Kurdistan Anarşist Grup

Eko Anarsist Silvia, Billy,Costa nin bugun mahkemesi sonuclandi

http://karakok.files.wordpress.com/2011/07/eko.jpg

3 yil , 3 yil 4 ay, 3 yil 6 ay ceza aldilar. Bu gune kadar izolasyon bir sekilde hucrelerde kalan akoanarsistleri bu durum insan haklarina aykiri oldugunu soylediler. Mahkemede savunma yapmayip Manifesto okudular. Bizim uzerimizdeki bombalar dan daha tehlikeli olan teknolojisi bir gun herkesi oldurecek diye manifestolarina devam ettiler. Mahkemeye izleyici olarak italya dan gelen devlet heyeti de mahkemede bulundu.

Karakok Otonomu>

Kokuşmuş sisteme hayir de !


Banu Güven‘in konuğu Sosyolog İsmail Beşikçi – 9 Mart 2011

Kısa bir süre sonra Banu Güven, Leyla Zanayı konuk etmek isteyecek ama NTV`den ise „ OL-MA-YA-CAK“ diyen cevap alacaktı. Banu Güven, NTV-Türkiyeden, ayrılmak zorunda kaldı, işinden oldu.Yani sistem kuralının dışına çıkan Banu Güven, yine aynı sistem tarafından böylelikle püskürtülecekti. Ama Banu Güven, Türk başbakanına mektup yazacak ve sistemden umudunu kesmediğini gösterecekti.

Gazeteciler üzerinde oynanan oyunlar, öldürmeler, işkenceler, kaçırmalar, failli belli ölümler, gözlerimizin önüne gelecek ve Gırtlağa kadar pislik ve kokuşmuşluk burun direklerimizi kıracaktı(r).

Öldürülen,kaçırılan, yaralanan yüzlerce Kürt gazetecisini ve Kürt gazeteleri satarken öldürülen, saldırıya mağruz bırakılan Kürt çocuklarını unutmuyoruz.

Kokuşmuş sisteme hayir de !

Kurdistan Anarşist Grup

Karanlığın Yüreği*

Artık alışmaya başladığımz alıştığımız için de timsah gözyaşları ile hamasi söylemlere teslim ettiğimiz genç ölümlerine son 15 delikanlı daha eklendi. Medya anında hamasi şehit söylemi ile psikolojik terör sahnesini başlattı. Duygusal cerrahi, psikolojik harekât gibi isimlerle anılan ve aslında toplumda bir tür ırkçı duygu iklimi yaratmaya ve bu yolla Kürtlere dönük nefret duygusunun gücü ile kürt isyanını kanla bastırma operasyonunun bir parçası bu iklim.

Son yaşanan ve 13 askerin ve 2 de gerillanın ölümü ile son bulan Silvan operasyonu da bu anlayışla gündeme geldi. Devletle resmi ideoloji ekseninde sorunu olduğu söylenenlerin partisi olarak sunulan AKP bu saldırının ardından BDP’yi öteki ilan eden tutumu ile Türk sağcılığın kadim refleksine dönmüş oldu. Türk sağcılığı her daim toplumun devletle uyuşmazlığı olan kesimlerini devletin siyasi merkezine taşıyarak onların devletle kapıkulu temelli ilişki kurmasını sağlar (bu boyutuyla modernleştirmeci sol da devletin kapı kulu olarak devletle toplum arasında aktarma kayışı görevi görür) AKP’de bu görevini başarı ile icra etmiş oldu. Tabi bu arada demokratik özerklik ilanı yapıldığı gün CHP’nin sözcüsünün açıklamaları da seçimde demokratmış gibi yapan CHP’nin yeniden kendi faşist özü ile buluştuğunu da göstermiş oldu. Böylece ilk fırsatta AKP’nin patlak olduğu için arada bir yamalanan muhalefetin de AKP’nin yedek lastiği olduğu ortaya çıktı. Artık karşımızda devlete tapınan ruh üçüzleri mevcut. Kendi evcil Kürtleri dışındaki tüm Kürtlere düşman olan bu ruh üçüzü şimdi Kürtleri oyundan dışarı atacaklarını söyleyerek tehdit ediyorlar. Ancak geçmiş ola. Kürt halkı bugüne dek kader birliği yaptığı Türklere kendisini emanet edemeyeceğini kardeş bellediği Kürtlerin Kürtler “millet-i sadıka” olmadığı sürece egemen millet olarak onları kendileri olarak kabul etmeyeceğini gördüğünden kendi siyasi kaderini kendi çizmeye karar verdi. Bunun bedelini de hem ödemeye, hem de ödettirmeye hazır olduğunu da ilan etmiş bulunuyor. Özgürlüğünü kendisine başka şans verilmez ise mücadele ederek elde edeceğine karar vermiş bulunuyor.

Çatladı Sabrın Çakmak Taşı

Kürtler bugüne dek çok beklediler, seksen sonrası ilk isyan ateşini yaktıklarında halk bu gençlerin onlara özgürlüğünü verip veremeyeceğinden emin değildi. Ancak zamanla bunu farkettiler. Jandarmanın gece baskınları ile onurunun zedelediğinden, cinsel organlarının ip bağlanarak sergilenmesinden doğan utanca, aşağılanmaya katlanmışlardı. Dağdaki çocukları isyan ateşi yakınca onlarda bu baskıya boyun eğmeyeceklerini anladılar. Bundan böyle korkacak olan kendileri değil başkalarıydı. Bu isyan ateşi yandıktan sonra lider yakalanınca talepler biraz geriye çekildi. Talepler olağan bir demokrasi de olacak olanlardı. Kimlik hakları ekseninde Kürtlerin anadilini kullanması önündeki engeller kalkacak, eğitim hakkı tanınacaktı kısacası istenen devletin Kürtleri tanımasıydı. Ama savaş ruhu içinde bu talepler bile kabul görmedi, eylem ve söylem olarak bulunduğu coğrafyanın en radikal siyasi örgütlenmesi bu eylem ve söylemi ile kıyaslandığında oldukça sıradan, herhangi bir sosyal demokrat partinin ya da liberal bir siyasi partinin çok kültürlülük ekseninde öne süreceği bu talepler dahi kabul görmedi. Bunların bölünmeye neden olacağı belirtildi. Böylece bu eşik aşılırken, kürt siyasal hareketi de zikzaklı çizgiler ile devletsiz anayasal bir çözümü kabul etmeye hazır olduğunu, ama daha âdem-i merkeziyetçi bir özerklik halinin de bu taleplerle birlikte yerine getirilmesini istediler. Bu kez de kimlik hakları ki o bile yarım yamalak olmak kaydı ile ama siyasal taleplerin çok ağır olacağı belirtilerek yine Kürtler oyalanmaya bırakıldı.

Kürtler tüm bu süreç boyunca Türk tarafından atılan savaşçı çığlıkları duymazlıktan gelerek iki eşir özne olarak yaşayacağımız bir formül geliştirelim bunları müzakere ederken de sizler bana saldırmayın dediyse de ne yazık ki bu da olmadı. Savaş lobisi PKK’nin ateşkes ilanına rağmen operasyonlara devam etti. KCK örgütlenmesi adıyla oluşan siyaset odaklı yapılanmaya operasyonlar yaparak Kürtlerin kendi temsilcileri derdest edilerek üstelik aşağılayan görüntüler ile uzatılan barış dalını kabul etmeyeceğini ifade ettiler. Tüm bu süreç boyunca yağmaya dalan iktidar partisi giderek artan bir milliyetçi doz ile şahinleşti. Kürtlerin silahlı güçlerine savaşmadıkları halde saldırmaya devam edildi. Birçok genç hayatını kaybetti. Kürt hareketi vakarla temsil mekanizmaları içinde müzakere ile çözüm istemeyi sürdürdü, lakin AKP BDP ve onun taleplerini reddederek siyasal çözümü dışarda bırakıp kendi Kürtleri ile kürt sorununu çözeceğini ilan etti.

İşte son yaşanan çatışmayı yaratan iklim de bu oldu. AKP Savaşan Şahin olmak istediğini belirtince silahlar da konuşmaya başladı. Olayın görüntüsü böyle. Ancak oturmayan yanlar da olduğu ortada. Köylüler ısrarla helikopterlerden açılan ateşin yangına neden olduğunu söylüyor. Kısacası belli ki pazarlıkta masadan dışarı atılan birileri masaya dönmek istiyor ve bir çatışma durumunda ölen askerlerin cesedi üzerinden güç devşirmek düşüncesinde. Eh Türkler bu kadar salak olursa daha çok bu tür şeyler olur. Önce adı üzerinde çatışma yani iki tarafında silahları ile birbirine sıktığı bir ortam, böyle bir yerde doğal ki çatışanlardan ölenler yaralananlar olacak. Burada çatışmada en iyi taktikleri kullanan diğer taraf daha çok kayıp verdirmeyi amaçlayacak, kendisi ise en az kaybı hedefleyecektir. Kısacası durum askeri bir durum ve burada askeri taktikler söz konusudur. Şimdi sorma gerekmez mi siz çocuklarınız asker olarak yollarken bunların yaşanacağın bilmiyor musunuz? O çocuklar oraya çelik çomak oynamaya gitmiyor ölme ve öldürme eğitimi alarak birilerine kayıp verdirmek üzere sahaya sürülen piyon olmak üzere gidiyorlar oraya. Doğal ki bir çatışmada ölebilir. O çatışmada diğer taraftan yani PKK’den de ölenler var. Ama kimse onlar için yaygara koparmıyor, oğlu/kızı dağa çıkan biliyor ki oğlu/kızı ölecek, öldürecek. Öyleyse askerler öldü diye ne bu yaygara savaş isteyen siz değil misiniz, siz savaş sloganları atana oy vermediniz mi, savaşçıları bağrınıza basmadınız mı, barış için atılan her adıma itiraz edip karşıdakileri onursuzca boyun eğdirmeye zorlayanları övmediniz mi? Öyleyse ödeyin bedelini. Yaygarayı kesip vakar gösterin bari. Bilin ki o çocukların kanı sizden sorulur, bilin ki o çocukların katili sizsiniz. Çünkü barış isteyenleri değil savaş isteyenleri tercih ettiniz. Barışın doğal ki iki eşit öznesi olacağını, barışın barış isteyenlerin de taleplerini kabul etmekten geçtiğini, barışın bir boyun eğdirme değil bir müzakere, bir karşılıklı anlaşma olacağın kabul etmediniz. Siz hep en iyi kürt ölü kürt diyenleri tercih ettiniz. Onları dışladınız, onları yok saydınız, eşitiniz kabul etmek istemediniz Kürtler sizin marabanız olarak kalsın istediniz. Madem böyle düşündünüz sonuçlarına da katlanın. Bu bir savaş ve savaş hep öldürür.

Şahinlerin en şahini olan Başbakan savaş ilanı gibi sözlerle BDP’lileri çemkirdiğinde alkışladınız, İçişleri bakanı kahr sözleri kullandığında helal sana dediniz. Onlara verilen oylara çöp muamelesi yapıldığında alkış tutunuz öyleyse kurşunla, bombayla avunacak kahramanlık türkülerini makineli tüfek tarakaları ile söyleyeceksiniz.

Siz barışı desteklemedikçe, siz Kürtlerin özgürlüğünü, onurunu tanımadıkça bu savaş uzadıkça uzayacak ve çocuklarınızın dirisini değil ölüsünü kucaklayacaksınız. Nasıl İsrailliler sağa kaymanın bedelini ölümlerle ödedi ise sizde aynısınız yaşayacaksınız. Bunlar iyi günler sokakların iç çatışmalar nedeni ile cesetlerle dolu olacağı günler uzakta değil. Gariban ayakkabı boyacısı ya da garson Kürt’e linç ettiğinizde onların da sizi linç edeceğini bilin.

Ya eşit ve onurlu bir barışla Kürtleri gerçekten eşitiniz sayacaksınız ve o zaman çocuklarınız yanıbaşnızda olacak ve kent denilen cangılda alçak sürünme modunda olacak ya da savaş tüm zalimliği, kıyıcılığı ile genç canlar almayı sürdürecek. Seçim sizin, barışı istiyorsanız şahinleri cezalandıracaksınız, barış politikalarını savunanlara destek olacaksınız, dirençle çocuklarınızı askere göndermeyerek savaşı sürdürten orduyu ve onun arkalayıcısı politikacıları yalnız bırakacaksınız, o zaman başbakan sizin çocuklarınız üzerinden hamaset edebiyatı yapamayacak ve kendi çocuklarını sahaya sürmemek için barışacak. Yok, savaşı istiyorsanız şu ana kadar yaptıklarınızı yapmaya devam edeceksiniz. O zamanda çocuklarınız öldü diye yaygara etmeyeceksiniz. Vakur duracaksınız.

Dilaver Demirağ

* Joseph Conradın Afrika’daki sömürgecilik deneyimini aktardığı kitabını başlığını tercih etme nedenim Kürdistan‘ın da devletlerin sömürgesi haline dönüşmesidir.

A-FORUM

Faschistische Angriffswelle auf KurdInnen und ihre Organisationen

Die türkische Regierung und die türkischen Medien steigerten ihre Hetze gegen die kurdische Bevölkerung und die linke, prokurdische Partei BDP weiter, nachdem bei einem Gefecht am 14.07.11 in Amed (Diyarbakır)/ Farqîn (Silvan) mindestens 18 türkische Soldaten und zwei kurdische Guerillas ums Leben kamen. Obwohl es deutliche Hinweise und Augenzeugenberichte gibt, dass die Soldaten durch Bomben aus türkischen Bombern getötet wurden, nutzt der türkische Staat die Situation, um nationalistische Stimmung im Land weiter anzuheizen.

Neben Erdoğan griff auch der türkische Parlamentspräsident Cemil Çiçek zur Hetze, „Jeder soll jetzt seine Haltung klar deutlich machen. Entweder man ist auf der Seite der Demokratie oder auf der, die Blut und Hass versprühen.“

Kurz darauf setzten türkische Nationalisten u.a. das Gebäude der BDP in Ankara in Brand. Es kam am 15., 16. und 17.07.11 in vielen Regionen der Türkei zu Angriffen und Pogromen gegen KurdInnen bzw. ihre RepräsentantInnen. Besonders betroffen waren u.a. Ankara, Gemlik, Ankara, Bursa, İstanbul, Aydın, Konya, Üsküdar, Ümraniye, Mersin, Sakarya, Kocaeli, Xarpêt (Elazığ), Erzirom (Erzurum) und Meletî (Malatya).

An vielen Orten versuchten türkische Nationalisten BDP-Büros zu stürmen. Teilweise wurden die Büros verwüstet und in Brand gesteckt. Vielerorts wurden Mitglieder der BDP von Zivilfaschisten oder der Polizei verletzt. Auf einem internationalen Festival in Istanbul wurde die kurdische Sängerin Aynur Doğan mit faschistischen Parolen beschimpft und mit Flaschen beworfen, weil sie Lieder in kurdischer Sprache sang. Faschistische Terrorgruppen, wie die Türkischen Rachebrigaden (TIT) auf deren Rechnung etliche Massaker gehen, verschickten Droh-E-Mails an linke Zeitungen. Sie kündigten Anschläge in Amed (Diyarbakır) und anderen Städten unter der Parole „Entweder Türke oder tot“ an.

ERZIRUM/TRABZON/IZMIR – LYNCHANGRIFFE AUF KURDINNEN

In Izmir/Germencik belagerte ein Mob von 1500–2000 Personen kurdische Arbeiter in einem Hotel. Die Menge setzte sogar Schusswaffen ein, dabei wurden drei der Arbeiter verletzt, zwei von ihnen schwer. Trotz andauernder Anrufe bei Polizei und Jandarma, erschien acht Stunden lang nur eine Einheit der Jandarma, die sich darauf beschränkte, mit den Angreifern Tee zu trinken. Die Ereignisse wurden auf Video dokumentiert und stehen der Nachrichtenagentur DIHA zur Verfügung.

Weiterhin kam es am 17.07. in Erzirum zu einem Angriff auf kurdische Saisonarbeiter. Einer der Arbeiter wurde verletzt. Die Stimmung in der Stadt Erzirum ist extrem nationalistische aufgeladen, so dass etwa 200 kurdische SaisonarbeiterInnen um ihr Leben bangen müssen und deshalb ihre Unterkünfte nicht mehr verlassen können. Auf offener Straße wurden in den letzten Tagen mehrfach KurdInnen angegriffen und dabei von vielen LadenbesitzerInnen unterstützt.

Auch in Trabzon wurden kurdische ArbeiterInnen von einer etwa 200-köpfigen Gruppe unter Parolen wie „Hier ist Trabzon, hier gibt es keinen Platz für PKKler“ angegriffen, weil sie bei der türkischen Nationalhymne, die bei der Eröffnung eines Parks gespielt worden war, nicht aufgestanden waren. Einer der Angegriffenen erklärte:

„Während der Park eröffnet wurde, saßen wir in einem Lokal und haben gegessen. Da spielen sie den Istiklal Marsch. Weil wir aßen, standen wir nicht auf. Dann kam eine Person zu uns und sagte: `Warum seid ihr nicht aufgestanden, ihr seid alles PKKler. Hier gibt es keinen Platz für PKKler und auch keinen Weg raus, hier ist Trabzon´, dann riefen sie `Verflucht sei die PKK‘. Nach ein paar Minuten hatten sich hunderte versammelt und griffen uns an. Wir konnten uns nur schwer aus ihrem Griff befreien und flohen in ein kurdisches Kaffee. Wir haben hier keine Überlebenssicherheit, morgen wenden wir uns an Polizei und Gouverneur.“

ANGRIFF AUF BDP-BÜRO IN ISTANBUL

Das Kreisbüro der BDP von Istanbul wurde am 17.07. von Faschisten zusammen mit zivilen und uniformierten Polizeikräften angegriffen. Der Mob zog umher, fragte einzeln Menschen, ob sie KurdInnen seien, bedrohten und schlugen diese. Ein Augenzeuge berichtet:

„Wir sind gerade aus dem Haus einen Freundes Richtung Taksim aufgebrochen. Als wir am BDP-Gebäude vorbeikamen, befand sich dort eine Menschenmenge. Der Weg, den wir gehen wollten, war von der Bereitschaftspolizei blockiert, deswegen entschieden wir uns auf einer anderen Straße, hinter dem Polizeirevier vorbeizulaufen. Plötzlich tauchte eine in türkische Fahnen gekleidete 6–7-köpfige Gruppe auf. Sie riefen `Wo seid ihr Bastarde Apos?´ Sie drehten die Menschen einzeln um und fragten sie, ob sie Kurden seien. Ich reagierte darauf und es kam zu einer Auseinandersetzung. Sie hauten ab. Als wir vom BDP-Gebäude her rassistische Parolen hörten, drehten wir sofort um. Davor stand eine Gruppe von etwa 50 Personen mit Knüppeln und Dönermessern bewaffnet. Unter ihnen befanden sich uns bekannte Zivilpolizisten aus dem Viertel, ausgestattet mit Funkgeräten. Sie lachten und klopften den Rassisten auf die Schulter, sie führten sie offensichtlich an … Als sie sich uns näherten, griffen wir zu Steinen. Da tauchte die Bereitschaftspolizei auf. Aus etwa 30m Entfernung wurde eine gezielte Gasgranate auf mich abgeschossen. Wenn ich nicht meinen Kopf gebeugt hätte, wäre mein Gesicht zerfetzt worden. Vom Blut war mein T-Shirt auf einmal knallrot.“

Der Mob griff das BDP-Büro mit Steinen an, und die Polizei schoss auf anwesende BDPlerInnen mit Gasgranaten, während sie die Menge entfernten. Danach riegelten sie das BDP-Gebäude ab.

Die Abgeordnete der BDP aus ‏Îdir‎ (Iğdır), Pervin Buldan, die ebenfalls bei dem Angriff auf das BDP-Büro in Istanbul/Beyoğlu von einer Gasgranate der Polizei verletzt worden war, erklärte zu den Angriffen: „Nach den Kämpfen in Silvan wurden unsere Parteibüros und unsere Bevölkerung zum Ziel gemacht. Etliche unserer Parteigebäude wurden zerstört, etliche Menschen aus unserer Bevölkerung wurden verletzt. Premierminister Erdoğan, der unsere zum Frieden ausgestreckte Hand nicht ergreift, ist der einzige Verantwortliche für den Krieg, der diesem Land jeden Tag näher kommt.“

ISKU

Basına ve Kamuoyuna! / HPG

Halkımıza ve Kamuoyuna!

AKP ve ordusu Önderliğimizin ve hareketimizin büyük bir itina ve duyarlılıkla geliştirmek istediği bu tarihi sürecin etkilerini ortadan kaldırmak ve yeni Kürt inkarı konseptini sürdürmenin planlarını gerçekleştirmek üzere operasyonlarını yoğunlaştırmıştır. Asker ölümlerini artırarak operasyonları sürdüren AKP ve TC ordusu son bir ay içinde tüm Kürdistan da operasyonlara hız vermiştir. Bu süreçte AKP ve ordusu asker ölümlerini arttırmak için operasyonlara sıklıkla gerçekleştirme talimatı vermiştir.

Amed Eyaletimizde yoğun olarak geliştirilen ve temmuz ayının başından bu yana devam eden operasyonlar tüm hızıyla sürdürülmüştür. Silvan, Kulp ve Lice ilçeleri kırsalında TC ordusu tarafından 11 Temmuz günü binlerce askerin katılımı, havadan ve karadan gerçekleştirilen yoğun bombardımanlar desteğinde başlatılan imha operasyonlarında 14 Temmuz günü 2 yoldaşımız kahramanca direnerek14 Temmuz Şahadeti gerçekliğinin ruhuyla şehitler kervanına katılmıştır.

1989 Amed-Lice doğumlu Şoreş arkadaş yurtsever bir çevrede yetişir. Kürdistan özgürlük mücadelesini erken yaşlarda tanıyan Şoreş arkadaş genç yaşta aktif mücadele azmi ile çevresinde örgütlenme faaliyetlerini geliştirir. Üniversite yıllarında hareketi ve mücadeleyi daha yakından tanıyan Şoreş arkadaş düşmanın baskı ve tutuklanmalarına da maruz kalır. Bu süreçler kişiliğinde devrimci özellikleri daha güçlü hale getirir. Edinmiş olduğu bilinç ve kişiliğindeki değişim onun özgürlük mücadelesi kararlığını arttırır ve 2010 yılında aktif mücadeleye gerilla saflarına katılım göstererek sağlar. Özgürlük alanlarında olmanın coşkusuyla çalışmalarına başlayan Şoreş arkadaş söz ve eylem birliğini pratiğinde geliştirmenin azmini her türlü çalışmada ortaya koymaya çalışır. En zorlu görev ve çalışmaya büyük bir istek ve azimle sarılan Şoreş arkadaş kısa zamanda büyük gelişmeleri yaratma gücünü ortaya koyarak bulunduğu alandaki arkadaş yapısı içinde sevilen bir yoldaş haline gelmiştir. 14 Temmuz direnişçi ruhunu Amed alanında yaşayarak pratiğinde ortaya koyan Şoreş arkadaş 14 Temmuz tarihinde düşmanla girdiği çatışmada şehitler kervanına katılmıştır.

1982 yılında Van da doğup büyüyen Canfeda arkadaş, Kürdistanda halkımıza dayatılan inkar ve imha siyasetine daha erken yaşlarda tanık olmuştur. Büyüdüğü bölgede bir yandan hareketi tanırken diğer yandan düşman gerçekliğini yakinen görüp daha iyi tanımaya başlar. Daha küçük yaşlarda emekle tanışan Canfeda arkadaş birçok işe girişerek yaşam mücadelesinin zorluklarını tanır. Büyüdükçe bunun düşman gerçekliği ile bağını doğru kurup değerlendirmeye çalışır ve Kürdistan da özgürlüğün büyük bedellerle sağlanacağı bilinciyle 2004 yılında hareketimiz saflarına gelir. Haftanin bölgemizde kalan Canfeda arkadaş 2008 yılında büyük bir coşku ile istediği Amed eyaletine geçer. Girişkenliği ve pratik sahadaki başarı ölçüsü ile tanınan Canfeda arkadaş cana yakın duruşu ile de çok sevilen bir arkadaşımız olmuştur. 14 Temmuz günü büyük direnişçilerin ruhu ışığında düşmanla girdiği çatışmada Şoreş arkadaş ile birlikte şehitler kervanına katılır.

Demokratik Özerlik İlanının ilk şehitleri olan Şoreş ve Canfeda arkadaşlarımız Halkımızın bu büyük mücadeleyi sahiplenmesinin tarihi günü olan, mücadelemizin ruhuyla gelişim sağladığı 14 Temmuz Direniş Şehitlerinin şahadet yıldönümlerinde yine direnişi fedai ruhu ile ortaya koyarak göstererek şehit düşmüşlerdir. Kürdistan halkında bu değerli iki militanı 14 Temmuz Direnişi ruhuyla sahiplenecektir.

16 Temmuz 2011

HPG Anakarargah Komutanlığı

* * *

Basına ve Kamuoyuna!

1. TC ordusu 11Temmuz gününden beri Amed’in Silvan Kulp Lice ilçeleri arasındaki Reşanê, Bamıtnê, Zılek, Şêlıma, Hındıv, Dahla Zere, Geliye Goderne, Gome Çale, Mala Gır ve çevresine yönelik olarak 5 bin askerin katılımıyla kapsamlı operasyonlar başlatmıştır. 14 Temmuz günü öğlenden sonra saat 15.00 sularında iki düşman birliği imha amaçlı gerilla güçlerimizin üzerine gelmesi sonucunda sert çatışmalar yaşanmıştır.

Gün boyu süren çatışmalar içerisinde TC ordusu gerilla birliklerimizi imha etmek amacıyla havadan ve karadan ağır silahlarla alanı bombalamıştır. Bu çatışmalarda tarafımızdan netleştirilebilen düşmanın 20 askeri gerillalarımız tarafından öldürülürken çok sayıda asker de yaralanmıştır. Gerillalarımız tarafından öldürülen 20 kişiden 5’inin üzerinde gerilla elbisesi bulunan TC ordusuna bağlı kontra birlikleri olduğu tarafımızdan tespit edilmiştir. Düşman saldırıları sonucu arazinin geniş çapta yanması nedeniyle net sonuçlar tam tespit edilemezken 2 BKC ve 1 melez olmak üzere TC ordusuna ait 3 silaha gerillalarımız tarafından el konulmuştur. Bu çatışmalar içerisinde kahramanca savaşan birliğimizin iki savaşçısı şehit düşmüştür. Şahadete ulaşan savaşçılarımız şunlardır;

http://www.imgbox.de/users/public/images/d7GNA7HWcm.gif

Kod Adı: Canfeda Dağ
Adı Soyadı: Zeki Çolaker
Doğum Yılı ve Yeri: 1982 / Van
Anne – Baba Adı: Rizkat – Mehmet
Katılım Yılı ve Yeri: 2004 / Van
Şahadet Tarihi ve Yeri: 14 Temmuz 2011 / Silvan, Amed

http://www.imgbox.de/users/public/images/wFXUvGz9UC.gif

Kod Adı: Şoreş Amed
Adı Soyadı: Mehmet Kocakaya
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Amed
Anne – Baba Adı: Lemiha – Enver
Katılım Yılı ve Yeri: 2010 / Amed
Şahadet Tarihi ve Yeri: 14 Temmuz 2011 / Silvan, Amed

2. 14 Temmuz günü saat 17.30 sularında Dersim’in Aşağı Ovacık bölgesine bağlı Şaşke, Salxan, Gayretova, Otlubaş, Kozluca, Sefkan boğazı ve Gamır ile çevresine yönelik olarak TC ordusu tarafından kobra helikopterlerin bombardımanı desteğinde skorsky helikopterlerin yaptığı indirmelerle bir operasyon başlatılmıştır. Düşman gücünün operasyonu kimi yerlerde geri çekilme izlenimi vererek Yukarı Ovacık’a doğru genişleyerek devam etmektedir.

3. Dersim’de karakol inşaatlarını üstlenen Egemen İnşaat isimli şirket bünyesinde çalışan Mustafa Arıkan ve Murat Keskin isimli iki kişi gerillalarımız tarafından tutuklanmıştır. Bu kişilerin sorgulamaları devam etmektedir.

4. 15 Temmuz günü 15.00 ile 16.00 saatleri arasında Medya Savunma Alanları’na bağlı Zap’ın Xeregol, Mahir Mirzo tepeleriyle, Reşmê ve Zerê köylerine yönelik olarak TC ordusu tarafından obüs ve katuşa saldırısı düzenlenmiştir.

14 Temmuz 2011

HPG Basın-İrtibat Merkezi

ANALARIMIZIN FERYADI / CUMARTESİ ANNELERİ

17-31 mayıs gözaltında kayıplara karşı mücadele haftası …

gözaltında kaybedildikten sonra ailelerinden habersiz kimsesizler mezarlığına gömülen, sonrasında devlet kurumlarını tüm engellemelerine, şiddetli baskılarına rağmen ailelerinin yoğun aramaları sonucu bulunan hasan ocak ile rıdvan karakoç‘un kaybedilişlerinin ve katledilişlerinin 16. yılında mezarları başında…

19.05.2011,perşembe…
gazi mezarlığı, gazi mahallesi, istanbul…

‚‘…siz hiç cumartesi annesi oldunuz mu….. olmadınız…

…sormuyor musunuz onlar ne arıyorlar….. dere ağızlarında, asitli kuyularda, ormanda, çölde, uçan kuşlarda… çocuklarını soruyorlar.

çocuklarımız nerde?… çocuklarımızı niye öldürdünüz?…..

…cumartesi anneleri terörist mi!

…oğlunu ararken, 18 yaşındaki çocuğunu ararken nasıl terörist oluyor…
gece gündüz ararken, uçan kuşlardan sorarken, geceleri nöbet beklerken ‚oğlum gelir…‘ diye…
hiçbir cana kıymadan, hiçbir polise hiçbir askere kıymadan çocuğunu arıyor… nasıl terörist oluyor?…

…evden alıyorsun, ‚5 dakika sonra sana getireceğim‘ diyorsun…, …30 yıl bitti………

ben de bittim.

…zor ayakta duruyorum ama hala çocuğumu arıyorum…

…18 yaşındaki çocuğu nasıl dereye atıyorsun?… bana ver!… bir çöp arabasına koy, getir kapıma bırak, ben sana teşekkür ederim…..

…herkes rahattır. …biz top tüfengin içindeyiz…
…geceleri bombalar üstümüze yağarken siz neredeydiniz ey güzel insanlar….. bomba yağarken siz neredeydiniz…
…hala da bombalar yağıyor…

…bir kere sormadınız… demediniz ki bu bombalar niye atılıyor…
…bunlar niye savaşıyorlar, bunların derdi nedir…..

yine de biz hiç… 30 senedir oğlumu arıyorum, türkleri seviyorum, herkesi seviyorum… onların canına hiç kıyamam… evet ama ben teröristim yine….. sizden daha çok ülkemi seviyorum, insanlarımı seviyorum, hepsine kurban olurum. ama yine de teröristim!…..

bir gün sordunuz mu bu ‚terörist‘ ne yapıyor… gece nasıl halde yatıyor çocuğu 18 yaşında kaybedilen bir ana….. hiç sordunuz mu………

işte böyle…

işte ben böyle anayım…

hiç kimseden nefret etmiyorum. yine de ben ‚terörist‘im…

hepinize teşekkür ederim.
inşallah (siz) cumartesi annesi olmayın………'‘

(cumartesi anneleri‘nden fatma teyze. fatma teyzenin oğlu hüseyin morsümbül 18 eylül 1980′de, gözaltında kaybedildi…)

18.12.2010, cumartesi…

cumartesi anneleri meydanı, beyoğlu, istanbul…

13 soldiers died in the bombardment of Turkish warplanes, said village guards

http://www.imgbox.de/users/public/images/jBCZUadxNu.jpg
Speculations grow as to what really happened in Silvan during clashes which left 13 soldiers dead

Speculations are mounting as to what has really happened yesterday in the countryside of Silvan (Diyarbakır). Following days of clashes 13 Turkish soldiers have died and the bodies of two guerrillas have been recovered.

A village-guard, who witnessed the clashes in the rural area of Dolapdere village has said that the fire started after the bombardment of the Turkish army on the area.

Contradicting the General Staff’s statement, which reported that 13 soldiers died and 7 were wounded in the fire starting as a result of the hand grenades thrown by guerrillas, the eyewitness village-guard said the followings about the clash in the rural area of Silvan/Diyarbakır; „The clash took place in two separate places where units were sent to a few hours later. The fire, which apparently and obviously can‘t be started by hand grenades, as said by the media, started after two warcrafts dropped bombs on the area where both guerrillas and soldiers were positioned. The 13 soldiers died in the fire started by the warplanes of the Turkish army.“

The eyewitness, who spoke to ANF asking not be named, told the followings; „The operations were already in progress for the last four days. The clash, which broke out at midday hours, didn‘t start with an ambush which is never laid at midday for being risky. While commandos and other troop units were sent to the region after the first clash, all the ways to villages were closed by soldiers. Nobody was allowed in an area of 15-20 kilometers. About two hours after the clash, warplanes reached the area where the sent commandos and other soldiers were clashing with each other. The positions of guerrillas and soldiers had been engaged. After an excursion on Silvan region,the warplanes turned back and dropped bombs on the clash area. The big fire started after this bombardment.“

Concerning the reports that 13 soldiers died in the fire started with the hand grenades, the village-guard said the followings; „During the operations, soldiers and village-guards don‘t march side by side. The distance between them should be at least 20 meters. Hand grenades can neither start a fire nor kill 13 people. The soldiers died because of the bombardment, not during the clash. The responsible should be put on trial. If required, we and other guards can also bear testimony to reveal the truth.“

The village-guard, who also demanded the disclosure of soldiers‘ autopsy reports and the radio calls of the high-ranking soldiers, supports the reports from local sources that the bodies of two HPG guerrillas at the ages of 30-32 were burnt to an unrecognizable extent.

ANF




kostenloser Counter
Poker Blog