Öcalan‘dan iki alıntı / Hasan Bildirici

PKK lideri Öcalan‘ın Görüşme Notları‘ndan basına yansımayan kısımlar olur. Son iki Görüşme Notları‘ndan basına yansımayan iki büyük paragraf dikkatimi çekti, okurlarla paylaşmak istiyorum. Söz konusu olan Kürt halkının kaderiyse, kaderimizi tartışmamız gerekiyor.

Türk Başbakanı Erdoğan önceki gün Batman‘daydı. Kürdistan‘ın merkezinde, Kürtlerin en örgütlü olduğu bir şehirde, dilini ve ülkesinin ismini yasakladığı Kürt halkına yönelik bir konuşma yaptı. Konuşmasında PKK‘ye hakaret etti.

Bizler bu tür sorunları tartıştığımız ve direnişin boyutlarının yükseltilmesini istediğimiz zaman; ufku, ufak tefek çıkarla körelmiş alt kültür aydınları ve siyasetçileri bizleri ölümcül sükunetlere davet ediyorlar. Sükunet elbette iktidarda olanın arzuladığı bir şeydir. Çünkü onun işi yolundadır. Baştadır, ekonomik sorunlarını çözmüştür. Ailesinin ve çevresinin geleceğini garanti altına almıştır. Egemendir, serbesttir, deyim yerindeyse işi iştir.

Sömürgeci sistemin darmadağın ettiği Kürtler, yoksullar, sürgünler, dağdakiler, zindanda olanlar bu ölümcül sükunetten nefret etmelidirler. Sükunet, iktidarın arzusudur…

Kürdistan halkının en az yarısını örgütlemiş bulunan PKK, bu ölümcül sükunete tav olmamalıdır. Ateş etmek ve çatışmak zorunda değildir. Pusu atmak ve Anadolu‘ya asker cenazesi göndermek zorunda da değildir. Direnmek, Kürt halkının dilini, kültürünü, ekonomik yaşamını gasp eden ve bizleri yaşayamaz hale getirenlere o toprakları dar etmek anlamına gelmektedir. Bunun halk potansiyeli mevcuttur. Fakat belirsiz zamanlar, kararsız tartışmalar, ileri atılıp geri çekilmeler, Türk basın ve siyasetine olan aşırı duyarlılık, direniş yetkisinin sokaklarda olmaması Kürdistan‘ın köy, şehir ve kasabalarını yormuştur.

Türk devletinin hedefleri tamdır… Diyarbakır belirli ölçüde yorgun düşürülmüştür. En ufak bir direniş birber gazlı kitlesel ağlamalarla son buldurulmaktadır. Hakkari, Şırnak ve Van gibi şehirler, uzun süreli direniş belirsizlikleri altında TC‘nin kuşatması altına girmiştir… Öcalan bir yerde şöyle demektedir:

„Kandil, halkını koruma yollarını aramalıdır. KCK yeterince halkımızı savunamazsa devrimi geliştiremezse bu durum karşı-devrime zemin sunar.“

PKK, KCK ve BDP‘nin direnişin kaderini Öcalan‘a bırakmış olmaları kendi zayıflıklarıdır. Öcalan‘ın böyle bir talebi yoktur. Olsa bile, Öcalan kendi partisinin direniş derecesine göre sonuçlar çıkarabilecek bir tecrübeye sahiptir. Öcalan sadece Türk devleti içindeki dengelere göre siyaset yapmaz, PKK’deki eğilim ve dengeleri de gözetir.

PKK‘nin tanıdığı her süre, yetkinleşmiş bir Türk kurşunu olarak kendisine ve Kürt halkına geri dönmektedir. BDP‘li milletvekilleri kıstırılmış koşullarda çaresizdirler. PKK‘nin legal alanda yarattığı siyaset bürokrasisi direnişten ve devrimden korkmaktadır. Konumları devrimi savunmaya uygun değildir.

Devrim de yanlış anlaşılmaktadır. Bizim devrimden anladığımız şey komünist veya sosyalist partilerin gerçekleştirdiği sovyetik bir devrim değildir. Bizim devrimden anladığımız, yüzde ellisi açlık sınırı altında yaşayan ve özgürlük diye inleyen Kürt kitlelerinin Kürdistan‘ı nefes alamaz hale getiren sömürgeci varlığa artık dur demesidir. Bunun bir bedeli olacaktır. Fakat bu bedel, yıllara yayılacak bedelden çok daha hafif olacaktır. Dili yasak, ülkesi yasak, isimleri yasak bir yaşam olmaz. Sürekli dağ başında, sürekli hapiste, sürekli sürgünde, sürekli toplu mezarda bir yaşam da olmaz. Bizim durumumuz İspanya, İrlanda ve Güney Afrika’ya benzemiyor… Bizim durumumuzun İsrail ve Filistin ile de bir bağlantısı yoktur… Kürdün durumu, dalda kendi diliyle cik cik öten serçenin durumundan daha çaresizdir.

Öcalan’ın son iki görüşme notundan aldığım alıntılar aşağıdaki gibidir…

12 Ocak 2011 tarihli Görüşme Notları‘ndan alıntı

„BDP‘nin de bu tehlikeleri, bu yönelimleri iyi görmesi gerekiyor. Halkına sahip çıkması, halkını koruması gerekiyor. Bu konuda sürekli tetikte olmalıdır. Öyle halkını sokağa dökmek yetmez, sokağa döktüğün gibi korumasını da bilmeli, örgütlülüğünü derinleştirmeli, güçlendirmelidir. Böyle yapmazlarsa bundan sonra kendilerine çok ağır konuşurum. Halkımızı korumalıdırlar. Yine Kandil‘i de bu konuda eleştiriyorum. Kandil, halkını korumada yetersizdir… Hakkari‘deki Geçitli olayı, 9 gerillanın şehit edilmesi olayında Kandil, ne yaptı, neden savunamadı? Kandil, halkını koruma yollarını aramalıdır. KCK yeterince halkımızı savunamazsa devrimi geliştiremezse bu durum karşı-devrime zemin sunar. Bundan sonra Kandil‘e ağır konuşmak istemiyorum. Halkımız da kendi özsavunma yöntemini geliştirmelidir.“

19 Ocak 2011 tarihli Görüşme Notları‘ndan alıntı

„Ben burada ağır mahkumiyet koşullarındayım, nefes bile alamıyorum, uyku yok. Bu koşullarda ayaklanma kararınıda veremem. Burada daha fazla bir şey yapamam. Ben burada bir rehine gibiyim, çarmıha gerilmiş biriyim. Çarmıha gerilmiş birisinin de özgür karar vermesi doğru değil, ahlaki de değildir. Çarmıha gerilmiş birisi ancak sağa sola bakarak başınısallayabilir, ben de ancak böyle yapıyorum, savunmalar hazırlıyorum. Kandil de bunu bilerek hareket etmeli ve beni bu işkenceden kurtarmalı, kurtarmak değil de üstümdeki bu yükü kaldırmalıdır. Ben gerekli olan savunmalarımıyazdım, görevimi de yerine getirdim. 2004, 2005, 2007, 2008′de kandırmaya çalıştılar. Bu sefer kesinlikle böyle olmamalıdır. Artık buna ben karar veremem, kendileri karar verirler. Ben halkımızıkandıramam. Yol haritasında da belirtmiştim, “varlığınıkoruma ve özgürlüğünü sağlamak için topyekün direniş” demiştim. . Artık kendileri karar verirler.“

*Yazi Rojeva Kurdistanê alinmistir.





kostenloser Counter
Poker Blog