Archiv für Mai 2010

Faşist saldırilar

Muğla’dan sonra Tokat!

http://img215.imageshack.us/img215/3963/canakyurek1.jpg

Muğla’da Şerzan Kurt’un polis nezaretinde vurulması ardından bu kez Tokat’ta iki öğrenci karakol önünde satırlı saldırıya uğradı. Öğrenciler ağır yaralanırken, saldırganlara dokunan yok.

Tokat’ta Gazi Osman Paşa Üniversitesi’nde öğrenim gören Serdar Vural, Aziz Toprak ve Murat Çelik adlı Kürt öğrenciler, 22 Mayıs’ta gözaltına alındı. Arkadaşlarının durumunu öğrenmek için karakola giden 2 öğrenci ise, 15 kişilik ırkçı bir grubun satırlı ve bıçaklı saldırısına uğradı. Karın bölgesinden aldıkları bıçak darbeleriyle ağır yaralanan Deniz Aktop ile Can Akyürek adlı öğrenciler, arkadaşları tarafından Tokat Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ameliyata alınan 2 öğrencinin durumlarının ağır ve kritik olduğu belirtildi. Yoğun bakım ünitesinde tutulan ve doktorların ailesine dahi göstermediği Deniz Aktop’un, iç organlarında ciddi hasar oluştuğu belirtiliyor.

Polisin akıllara zarar tavrı

Öte yandan polislerin, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen 3 kişiyi teşhis için hastaneye götürdüğü öğrenildi. Doktorların öğrencilerin durumunun ağır olduğunu ve kimseyi içeri almayacaklarını belirtmesine rağmen içeri giren polisler, durumu ağır olan öğrencilerin saldırganlarla ilgili bir şey bilmediklerini belirtmesi üzerine, hastaneye getirdikleri 3 kişiyi serbest bıraktı. Mehmet isimli öğrenci ise hala gözaltında tutuluyor.

Binler hesap sorulmasını istedi

Bunun yanısıra İstanbul, Adana, Antalya, İzmir, Aydın ve Denizli, Hakkari, Elazığ’da binlerce kişi yaptıkları basın açıklamaları, yürüyüş, oturma eylemleriyle son dönemlerde başta Kürt öğrencileri olmak üzere gelişen saldırıları ve Muğla’da Şerzan Kurt’un katledilmesini protesto ederek sorumluların yargılanması istendi. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın üniversite rektörlerine gönderdiği gizli genelgeden sonra Kürt öğrencilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekilerek, saldırıların bir plan dahilinde geliştirildiği belirtildi.

Yeni Özgür Politika

Faşistler DİHA muhabiri Çelik‘e saldı

İstanbul‘da faşistlerin saldırısına uğrayan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Ömer Çelik, ağır yaralandı.

DİHA İstanbul muhabiri ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Ömer Çelik, akşam saatlerinde üniversiteden ayrıldıktan sonra Şişli‘deki Hal Pazarı içindeki durakta minibüs beklerken, kendisini takip eden faşist bir grubun sopalı saldırısına uğradı. Aldığı darbeler sonucu Çelik yere yığıldı. Başından ağır darbeler alan ve kolu kırılan Çelik, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Çelik‘in çok kan kaybettiği ve bilincinin yerinde olmadığı belirtildi.

ANF

A soldier threw grenade at kids, says eyewitness

http://img293.imageshack.us/img293/4951/1as2g.jpg

An eyewitness said that the explosion in Ozalp (Van) was caused by a soldier who threw a hand grenade at playing children.

The mayor of Ozalp, Murat Durmaz, spoke to ANF, and said that an eyewitness to the incident has given his account of what happened to the police. Apparently the eyewitness has said that in fact the children who were playing next to the army base polygon did not actually found the bomb. According to the eyewitness a soldier has thrown the hand grenade where children were playing with a ball and then, the witness said, he escaped. After giving his statement to the police at the scene of the incident, the eyewitness has gone to the magistrate. The child who lost his life because of the explosion was named as Oğuz Akyükrek. He was 13. Other five children between the age of 9 and 13 were badly injured. Three of them are said to be in serious conditions.

The explosion occurred in Ozalp (Van) next to the military shooting polygon of the Military Base of Gen. Mustafa Muğlalı.

VIDEO--> + 18

Uploaded with ImageShack.us

KURDISH/ KURDI

Bombeya leşkerî teqiya; zarokek kuşt û 4 zarok birîndar kir

Li nêzî Qişleya Orgeneral Mustafa Muglalı ya li navçeya Qerqeliya Wanê, teqîn pêk hat, di teqînê de zarokek mir, 3 jê giran bi tevahî 4 zarok birîndar bûn.

Li gorî agehiyên bi dest ketine, li cihê perwerdeya leşkerî ya Qişleya Orgeneral Mustafa Muglalı, zarokên ku ji xwe re di lîsti bombeyek dîtine û bombe teqiya ye. Di teqînê de zarokek miriye, 3 jê giran bi tevahî 4 zarok jî birîndar bûne.

4 zarokên di encama teqînê de birîndar bûyîn rakirin nexweşxaneya Wanê. Serokê şaredariya Qerqeliyê diyarkir, teqîn metreyek nêzî têla qişleyê pêk hatiye û diyar kir her çend 3 demjimêr bi ser teqînê re derbas bûyî be jî, li cihê buyerê teqemeniyên di rengê şîn de hatine dîtin. Durmaz got, li cihê buyerê bûn û teqemeniyên mijara gotinê ne jî, ne hatine rakirin.

TÜRKISH

Görgü tanığı: Bir asker çocukların arasına bomba attı

Van‘ın Özalp İlçesi‘nde Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası‘nın yanında meydana gelen patlamada 13 yaşındaki Oğuzhan Akyükrek yaşamını yitirdi, 3’ü ağır 5 çocuk yaralandı.

Özalp Belediye Başkanı Murat Durmaz, çocukların top oynadıkları sırada bir el bombasının patlaması sonucu 1 çocuğun öldüğünü, 3’ü ağır 5 çocuğun da yaralandığını söyledi.

ANF’ye konuşan Durmaz, olay yerinde ifade veren bir görgü tanığının bir askerin top oynayan çocukların arasına el bombası attığını belirterek, ‘’Olayın bir görgü tanığı var. Şu an savcılıkta ifade veriyor. O görgü tanığına göre bir asker top oynayan çocuklar arasına el bombası atıp kaçıyor. Bu tanık olay yerinde ifade verdi. Şimdide savcılıkta ifade veriyor’’ dedi.

Murat Durmaz, patlamanın kışlanın tel örgülerinin bir metre yakınında meydana geldiğini belirterek, patlamanın üzerinden 3 saat geçtikten sonra askerlerin gelip umursamadan geri gittiklerini söyledi.

KIŞLA MAHALLENİN ORTASINDA

Murat Durmaz şunları anlattı: ‘’Askeriyenin kendisi mahallenin ortasında. Şimdi bu Cumhuriyet Mahallesi‘nin ortasında bu kışlanın işi ne? Halkın güvenliğini değil kendisini korumaya almak için mahallenin ortasında kurulu.

* Patlama kışlanın hemen yanında 1 metre yakınında gerçekleşiyor. Burada ayrıca atış poligonu var. Mahallenin ortasında atış poligonu neden kurulur? Gelip bakın birçok evin duvarlarında, çatılarında kurşun izleri var.

* Bu son patlama çocuklar top oynarken oldu. 29 yaşında bir görgü tanığı var. Olay yerinde ifade verdi. Diyor ki, asker bombayı çocukların arasına atıp kaçtı. Hatta bağıdırdığını söylüyor bu tanık. Şimdi savcılıkta ifade veriyor.

* Halk çok gergin. Çocuklardan biri öldü 3′ünün durumu çok ağır. Her an olaylar olabilir.

* Zaten Mustafa Muğlalı Kışlası ismi için çok mücadele ettik. İsmi de problemli, kendisi de problemli. Mahallenin ortasında kurulması da problemli.'‘

Bugün öğle saatlerinde Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası‘na ait atış poligonu yanında Meydana gelen patlamada Oğuz Akyükrek adlı çocuk yaşamını yitirirken, Nurullah Erçiçek (9), Orhan Erçiçek (11), Yunus Yaman (13), Doğukan Meşe (12) ve Fidan Coşar yaralandı.

ANF

Şerzan Kurt isyani

Öğle saatlerinde Diyarbakır ve Muğla ile değişik illerde öldürülen üniversite öğrencilerinin resimleri ve değişik pankartlar taşıyan yüzlerce öğrenci Cumhuriyet Caddesi üzerinde yürüyüşe geçerek 500 metre yürüdükten sonra değişik sloganlar atarak Bulvar Caddesi üzerinde bulunan Belediye Başkanlığı önüne geldiler. Burada hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunmalarının ardında 5 dakika oturma eylemi yaptılar. Basın açıklamasına Belediye Başkan Vekili Ahmet Taş, BDP İl Başkanı M. Sıddık Akış, Merkez ilçe Başkanı Seyithan Şahin ile çok sayıda öğrenci katıldı.

Burada Hakkari Demokratik Yurtsever Gençliği (DYG) adına basın açıklaması yapan Kezban isimli öğrenci AKP hükümeti Irak, İran ve Suriye devletleri ile yaptığı anlaşmaların tamamı Kürt halkına tamamen karşı bir imha ve inkara yürütüldüğünü belirtti.

Kezban,” Sahte İslam maskesi takmış bir İran rejiminin Kürtlere karşı geliştirdiği idamlar bu ittifakın sonuçlarıdır. Türkiye’de barışa, huzura ve kardeşliğe en fazla ihtiyaç duyulan bu süreçte ne yazık ki Kürt öğrencilerine,işçilerine ırkçı faşist saldırılar her geçen gün artmaktadır. Muğla da yıllardan beri Kürt öğrencilerine yönelik her türlü baskı ve saldırının sonunda gencecik bir yaşamın annesinden babasından akrabasından ve umutlarından alıp götürdü. Şerzan’ı ve gencik bedenleri yaşamdan koparmaktır. Umutlarında sevdiklerinden ayırmak demektir. Türkiye’de sürekli ihtiyaç duyulan insan hakları sosyal adalet barış ve demokrasinin tesis edilmesinin sıkılan her kurşunla iç savaş ve çatışma ortamına doğru sürüklenmesi olarak karşımıza çıkacağı günlere doğru gidilmektedir. Şerzan Kurt’a sıkılan kurşun hakların birliğine sıkılmıştır. Unutulmamalıdır’ ki toplumumuz barışa büyük özlem duymakta acılara ve akan kana son verilmesi için gerekli adımların atılmasını beklemektedir” şeklinde konuştu.

VIDEO 1

Muğla’da öldürülen 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un öldürülmesi ve İran rejiminin Kürtlere karşı tutumu “Hakkari Demokratik Yurtsever Gençliği (DYG)” tarafından yapılan bir yürüyüş ve basın açıklamasıyla protesto edilmişti. Basın açıklaması sonrası Dağgöl Mahallesi yolunda yola barikat kuran polis ile göstericiler arasında olaylar çıktı.

Polis göstericilere boyalı su, gaz bombası ve zırhlı araçlarla müdahale etti. Göstericiler ise polise taşlarla karşılık verdiler. Öğle yemeği için İmam Hatip Lisesi’nden Dağgöl Mahallesi’nde bulunan İmam Hatip Lisesi Pansiyonuna yemeğe giden 22 öğrenci ve beraberindeki 2 öğretmen polis tarafından etrafları sarılarak gözaltına alındı. Öğrencileri bir duvara sıkıştıran çevik kuvvet polisleri öğrencilerin olaya karışıp karışmadığı için ellerini kontrol ettiler. Öğrencilerinin yemeğe gittiğini belirten İmam Hatip Lisesi Pansiyonu Müdürü Ramazan Özdemir’de polisle tartıştığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Mahalleye giren tüpçü, inşaat işçileri ile mahalle sakinleri de bir süre engellenerek mahalleye girişlerine izin verilmemesi dikkatlerden kaçmadı.

GAZETECİLERE SÖZLÜ HAKARATTE BULUNULDU

Olayları ve gözaltına alınan öğrencileri görüntülemeye çalışan gazeteciler ise çevik kuvvet polislerinin sözlü saldırılarına maruz kaldılar. Gazeteciler sadece görevlerini yaptıklarını belirterek, kendilerine hakaretlerde bulunan polislere tepki gösterdiler.

VIDEO 2

VIDEO 3

http://img163.imageshack.us/img163/3416/19107735.jpg
http://img717.imageshack.us/img717/7857/22232008.jpg

Şerzan için 6 ilde protesto

MALATYA

İnönü Üniversitesi Kampusu‘nda Üniversite Kütüphanesi önünde biraya gelen yaklaşık 200 öğrenci, Şerzan Kurt‘un öldürülmesi ve Malatya başta olmak üzere Kürt öğrencilere yönelik saldırı ve gözaltılar protesto etti.

Açıklamada, „Şehîd namirin“, „Erdoğan kerdoğan tû qurbana Şerzan“, „Baskılar bizi yıldıramaz“, „İradelere kelepçe vurulamaz“, „Katil polis hesap verecek“ sloganlarını attı. Öğrenciler adına açıklamayı yapan İbrahim Bakır, Muğla‘da Şerzan Kurt‘un öldürülmesi, Tokat‘ta Kürt öğrencilere satırlı saldırı ve dün Malatya‘da Kürt öğrencilere yapılan gözaltıların birbirinden bağımsız olmadığını söyledi.

GAZİANTEP

İHD Gaziantep Şubesi, Yeşilsu Caddesi‘nde yaptığı açıklama ile, Muğla‘da saldırı sonucu hayıtın kaybeden Şerzan Kurt‘un ölümünü kınadı. BDP il ve ilçe yöneticileri ile SES Şube yöneticilerinin de katıldığı açıklamada, „Şerzan Kurt ölümsüzdür“ pankartı ve Şenzan Kurt‘un posteri taşındı. Açıklama yapan İHD Gaziantep Şube Başkanı Aynur Ak, „Farklı düşüncelere inançlara tahammülleri olmayanların kendi, farklı inanç ve kültürlere tahammül etmeyenlerin Kurt‘u katletti“ dedi.

MERSİN

Mersin Üniversitesi (MEÜ) öğrencileri, Şerzan Kurt‘un katledilmesini protesto etmek amacıyla MEÜ Çiftlikköy Kampusu Fen Edebiyat Fakültesi önünde eylem yaptı. Öğrenciler, „Basklar soruşturmalar cezalar kurşunlar bizi yıldıramaz“ ve „Basıyor bağrına özgürlük şehitlerini toprak ana ve yürüyor Şerzan‘ın yoldaşları güneşin yolunda“ pankartlarını açıp „Katil AKP hesap verecek“ ve „Faşist devlet hesap verecek“ yazılı dövizler taşındı. Sık sık „Şehit na mirin“, „Katil polis üniversiteden defol“ sloganlarını atan öğrenciler, Rektörlük binası önüne kadar yürüdü. Rektörlük binası önünde saygı duruşu ardından açıklama yapan öğrenciler, Kürt öğrencilere yönelik saldırıları kınadı.

BİNGÖL

Bingöl Üniversitesi‘nde öğrenim gören DYG‘li öğrenciler, batı illerinde Kürt öğrencilere yönelik artan saldırıları üniversitede düzenledikleri yürüyüşle protesto etti. Üzerinde Aydın Erdem ve Şerzan Kurt‘un fotoğrafının bulunduğu „Şerzan Kurt ve Aydın Erdem, saldırılar hesapsız kalmaz“ pankartı açan öğrenciler, çok sayıda Şerzan Kurt‘un fotoğrafını da taşıdı. Üniversite içinde bir süre yürüyen öğrenciler yaptıkları açıklamada, „Şerzan‘ın katili bu düzen ve düzenin temsilcileridir. Bu bir devlet politikasıdır. Milliyetçilik ve şovenizm üzerinden halkları birbirine düşürmek isteyen güçler, bizim kardeşliğimiz, bizim barış isteğimiz karşısında başarısız kalacaklardır“ dedi.

Açıklamada, Şerzan Kurt‘un katillerinin bulunması ve cezalandırılması istenirken, „Sözde güvenlik güçleri kendi yaptıklarıyla yüzleşmedikçe bu ülke refaha ve huzura kavuşmayacaktır“ denildi.

BATMAN

Batman Üniversitesi Öğrenci Derneği (BÖDER), Muğla Üniversitesi öğrencisi Şerzan Kurt‘un öldürülmesini Batman Üniversitesi Rektörlüğü önünde yaptıkları basın açıklaması ile protesto etti. Sık sık „Şerzan Yoldaş ölümsüzdür“, „Katiller bu halka hesap verecek“, „Şehid namirin“ sloganları atan öğrenciler, beraberinde getirdikleri okul kitaplarını yere atarak Kurt‘un öldürülmesini protesto etti. Ardından öğrenciler adına açıklamayı okuyan BÖDER Üyesi Ali Haydar Düzgün, linç politikalarının sistemin karanlık güçlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. „Sokak ortasında sırtında alçakça vurulan alçakça katledilen Şerzan Kurt yoldaşımız bunun en acı örneğidir“ diyen Düzgün, Kürt öğrenciler üzerindeki baskının sadece bölgede değil Türkiye‘nin batı illerinde de açıkça görüldüğünü söyledi.

‚AKP seyirci kaldı‘

„Sözde demokratik açılım barış ve kardeşlik gibi kavramları dilinden düşürmeyen AKP hükümeti Muğla‘da sadece isminden ve Kürt olduğundan kaynaklı sokak ortasında polis kurşunuyla vahşice katledilen Kurt‘a seyirci kaldı“ diyen Düzgün, „Bu olayla beraber Balıkesir ve Tokat‘ta da Kürt öğrenci arkadaşlarımız faşist saldırılara maruz kalmıştır. Biz öğrenciler olarak diyoruz ki başta Mahsun Karaoğlan, Aydın Erdem ve Şerzan Kurt olmak üzere tüm şehit yoldaşlarımızın mücadeleleri ve direnişçi kişilikleri özgürlük mücadelemize ışık tutacaktır“ şeklinde konuştu.

Öğrenciler daha sonra, sloganlarla Belde Mahallesi‘nde ailesi tarafından açılan taziye çadırına ziyaret etmek için yürüyüşe geçti. Yürüyüş‘te sık sık „Şehid namirin“, „Şerzanlar ölmez“ sloganları atan öğrencilere çevreden geçen vatandaşlar ve evlerin balkonlarına çıkan aileler öğrencilere alkış ve zılgıtlarla destek verdi. BÖDER üyelerini karşılayan Kurt ailesini, Siirt Üniversitesi, Muğla Üniversitesi, Batman Belediyesi Orhan Doğan Eğitim ve Destekevi öğrencileri yanı sıra çok sayıda kişi ziyaret etti.

HAKKARİ

Cumhuriyet Caddesi üzerinde yürüyüşe geçen yüzlerce DYG‘li, „Biz yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz“, „Kürt öğrencilere yönelik faşist saldırıları kınıyoruz“, „İntikam“ yazılı pankart ve dövizlerin yanı sıra Şerzan Kurt‘un resimlerini taşıdı. PKK ve PKK Lideri Abdullah Öcalan lehine sloganların atıldığı yürüyüş Hakkari Belediye Başkanlığı önünde son buldu. Saygı duruşu ve 5 dakikalık oturma eylemi ile devam eden eyleme Belediye Başkan Vekili Ahmet Taş, BDP İl Başkanı M. Sıddık Akış da destek verdi.

Burada DYG adına yapılan açıklamada şunlar belirtildi: „Sahte İslam maskesi takmış bir İran rejiminin Kürtlere karşı geliştirdiği idamlar bu ittifakın sonuçlarıdır. Türkiye‘de Kürt öğrencilere, işçilere ırkçı, faşist saldırılar her geçen gün artmakta. Muğla Şerzan Kurt isimli genç yaşamdan kopartıldı. Türkiye‘de sürekli ihtiyaç duyulan insan hakları sosyal adalet barış ve demokrasinin tesis edilmesinin sıkılan her kurşunla iç savaş ve çatışma ortamına doğru sürüklenmesi olarak karşımıza çıkacağı günlere doğru gidilmektedir. Şerzan Kurt‘a sıkılan kurşun hakların birliğine sıkılmıştır.“

Kaynaklar : Hakkari Haber – Yüksekova Haber

Police Murder, Riots and Protest against Racism and Police Brutality [ ENG- TR ]

http://cia.bzzz.net/files/zrzutekranu-99.png

On Sunday May 23, police started a raid on some Nigerian traders who were selling shoes at the bazaar at the Stadium in the Praga district of Warsaw. One guy was apparently handcuffed and push to the ground. A 36-year-old colleague from Nigeria, Max, tried to intervene and get the police to stop brutalizing the other. Max was shot in the stomach and killed.There immediately started to be problems with police, who tried then to chase and round up the rest of the panicked African traders, mostly from Nigeria. When more police arrived, some riot started. People were throwing stones and bricks at the police and 4 police vans were destroyed. 32 people were arrested.

The police immediately sent their spokesperson to invent a good story for the media: that police were „surrounded and attacked“ by a gang of agressive Africans, so they had to shoot Max. As we later established from eye witnesses, the story was completely different.
ZSP released a statement and called for an emergency action the next day. During the day, the TV interviewed Max’s wife, Monika, and Akai from ZSP, finally letting another version of events into the media.

Max had been in Poland legally for many years. He was married to Monika, a Polish woman, with whom he has three children, aged 10, 4 and 2. He was selling goods at the stadium as a second job to supplement his poor income and help support his family.

In the evening, people gathered at the site of the murder. Some speeches were made and then there was a spontaneous demonstration to the police station were the Africans are being held. The protestors took over the main street in Praga and marched to the station. At the station, a group of African friends of Max came and told people about what happened.

People would like to press this issue. We have learned that 25 of the 32 arrested will be charged with assaulting a police office, which faces up to 10 years in prison. We are receiving new video evidence from the site of the murder and eyewitnesses are coming forward. There will be some follow-up tomorrow.

Quick update (May 25 11AM): solidarity action has forced police to release everybody just now, however they are still being charged with assaulting the police and have to report into the police until the trial.

Video (in English):

Uploaded with ImageShack.us

Statement of ZSP Warsaw (in Polish):
http://cia.bzzz.net/oswiadczenie_zsp_warszawa_w_sprawie_zabojstwa_na_sta…
Statement of Monika (wife on Max, in Polish):
http://cia.bzzz.net/zeznania_zony_zamordowanego_nigeryjczyka

Uploaded with ImageShack.us

Short video from mainstream media:
http://www.tvnwarszawa.pl/-1,1657717,0,,protestowali_przeciwko_rasizmowi_i_brutalnosci_policji,wiadomosc.html

http://www.tvnwarszawa.pl/28415,1657673,0,1,zona_nigeryjczyka_chcial_tylko_pomoc_koledze,wiadomosc.html

http://www.zw.com.pl/artykul/479088_Protest_po_zabojstwie_.html

Videos and more to follow in the next days.

http://img443.imageshack.us/img443/1649/65362440.png

http://img690.imageshack.us/img690/9125/38572225.png

http://img683.imageshack.us/img683/6493/32137887.png

http://img192.imageshack.us/img192/1096/55950990.png

http://img85.imageshack.us/img85/2215/44184701.png

http://img341.imageshack.us/img341/7287/44478335.png

http://img229.imageshack.us/img229/1093/17299549.png

ZSP Warsaw

TÜRKISCH

23 Mayıs Pazar günü, polis Varşova‘nın Praga semtinde bulunan Stadyumdaki pazarda ayakkabı satan bazı Nijeryalı işportacılara baskın gerçekleştirdi. Bir kikişi görünüşte kelepçelenmiş ve yere yatırılmıştı. 36 yaşındaki iş arkadaşı Nijeryalı Max A, araya girmeye çalışarak polisin arkadaşını hırpalamasını engellemeye çalıştı. Max karnında vurularak öldürüldü.

Aniden paniğe kapılan Nijerya‘dan gelen diğer işportacıları kovalayan ve etraflarını saran polisle bazı problemler başladı. Daha fazla polis geldiğinde, çatışma başladı. İnsanlar polise taş ve tuğla attı ve 4 polis aracı tahrip edildi. 32 kişi gözaltına alındı.

Polis zaman kaybetmeden sözcüsünü göndererek medyaya güzel bir hikaye uydurdu: „Polis saldırgan Afrikalı bir çete tarafından sarıldı ve saldırıya uğradı, bu nedenle Max‘ı öldürmeleri gerekiyordu.“ Daha sonra şahitlik ettiğimiz gibi, hikaye tamamen farklıydı.

ZSP bir açıklama yayınladı ve ertesi gün için acil eylem çağrısı yaptı. Gün boyunca, TV Max‘ın eşi, Monika ve ZPS‘den Akai ile röportaj yapıp durdu, ama sonunda medyada olaylar daha farklı anlatıldı.

Max yıllarca Polonya‘da yasal olarakkalıyordu. 10, 4 ve 2 yaşlarında 3 çocukları olan Polonyalı bir kadın olan Monika ile evliydi. Ek gelir olarak stadyumda bir şeyler satıyordu ve ailesine destek oluyordu.

Geceleyin, insanlar cinayetin olduğu yerde bir araya geldiler. Bazı konuşmalar yaptılar ve Afrikalıların tutulduğu karakolun önünde spontane bir eylem gerçekleştirildi. Protestocular Praga‘daki ana caddeyi kapatarak karakola yürüdü. Karakola, Max‘ın bir grup Afrikalı arkadaşı geldi ve insanlara ne olduğu konusunda bilgi verdiler.

İnsanlar bu meselenin üzerine gitmeli. Gözaltındaki 32 kişiden 25′i polise mukavemetle suçlanıyor ve Polonya‘da bunun cezası 10 yıl hapis. Cinayet yerinden gelen yeni bir video delili edindik ve görgü tanıkları geliyor. yarın daha fazla tepki eylemi gerçekleştirilecek.

Hızlı güncelleme (25 Mayıs 11AM): Dayanışma eylemi, polisin tüm gözaltıları serbest bırakmaya zorladı. Ancak halen polise mukavemetle suçlanıyorlar ve duruşmaya kadar polise rapor vermek zorundalar.

Video (İngilizce):
http://cia.bzzz.net/wypowiedzi_imigrantow_na_pikiecie_przeciw_policyjnemu_mordowi

ZSP Vaşova‘nın Açıklaması (Polonyaca):
http://cia.bzzz.net/oswiadczenie_zsp_warszawa_w_sprawie_zabojstwa_na_stadionie

Monika‘nın Açıklaması (Max‘ın eşi, Polonyaca):
http://cia.bzzz.net/zeznania_zony_zamordowanego_nigeryjczyka

Ana-akım medyadan kısa haber:
http://www.tvnwarszawa.pl/-1,1657717,0,,protestowali_przeciwko_rasizmowi_i_brutalnosci_policji,wiadomosc.html

http://www.zw.com.pl/artykul/479088_Protest_po_zabojstwie_.html

internationala

‚Kürdün çığlığını duyun‘ [ TR- ENG ]

http://img704.imageshack.us/img704/6396/73637348.jpg

Şerzan Kurt‘un babası; Ege‘nin demokratlarına seslenerek „Bir Kürdün çığlığını duyun. Yeter artık, 20 yaşındaki gençler ölmesin.“ diye ağıt yaktı.

Adli Tıp Kurumu‘ndaki otopsisi tamamlanan Muğla Üniversitesi öğrencisi Şerzan Kurt‘un cenazesi, Diyarbakır‘a götürülmek üzere havaalanına götürüldü. Cenazenin götürülmesinden önce açıklama yapan baba Ömer Kurt, „O kurşun Kürt halkına, anaların bağrına sıkıldı“ diyerek Başbakan ve Cumhurbaşkanı‘na „Adalet, adalet, adalet istiyorum“ çağrısında bulundu.

Muğla‘da Kürt öğrencilere yapılan saldırıda silahla ağır yaralanan ve 12 gün Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi‘nde kaldıktan sonra yaşamını yitiren 21 yaşındaki Şerzan Kurt‘un, Bayraklı Adliyesi Adli Tıp Kurumu‘nda otopsisi yapıldı. Adlı Tıp Kurumu önünde bir araya gelen yüzlerce kişi ise, „İntikam“, „PKK cepheye misillemeye“, „Katil polis hesap verecek“ sloganları attı. Kurt‘un anne ve babası ile arkadaşları gözyaşlarını tutamazken, duygusal anlar yaşandı.

Kurt‘un otopsisi yapıldığı sırada basına açıklama yapan anne Nejla Kurt, oğlunu elinde kalem ve defterle okulla gönderdiğini, diploma törenine gelmesi gerekirken cenaze törenine geldiğini belirtti. Anne Kurt, oğlunu vuranların bir an önce ortaya çıkması gerektiğini belirterek, „Ben oğlumu, Van‘a, Diyarbakır‘a da okula gönderebilirdim. Biz çocuğumuzu oraya okumaya gönderdik. Bizim içimizde Muğla, Diyarbakır farkı yoktu, çocuğumu da öyle yetiştirdim. Çocuğumun elinde kalem vardı. Ama onlar kaleme karşı silahla saldırdı. Benim çocuğumu devlet öldürdü, elindeki kalemi, defteri çok gördüler. Onun canını koruması gerekenler, ona kurşun sıktılar. Basın bu olayın arkasında durmadığı sürece, oğlumda kimliği belirsiz bir katil tarafından öldürülmüş olarak kayıtlara geçecek. Unutmayın sizde bir sabah uyandığınızda çocuğunuzun ölüm haberini alabilirsiniz. Bu olayın arkasında durmanız gerekiyor. Başkalarının canı yanmasın“ dedi.

BABA KURT: OĞLUMUN ELİNDE KALEM DEFTER VARDI

Annesinden sonra konuşan acılı baba Ömer Kurt, „İmdat, imdat, imdat“ diye haykırarak, Başbakan ve Cumhurbaşkanı‘ndan adalet istedi. Çocuğunu bin 700, bin 800 kilometre uzaklıktan okumaya gönderdiğini belirten baba Kurt şunları söyledi: „Çocuğumu Muğla‘ya polis kurşunu ile ölmeye değil, okuyup ezilen halkların hakkını savunması için gönderdim. Çocuğumu Türk, Alevi, Arap arkadaşları ile okul okuması için gönderdim. Ben, Erdoğan çiftine sesleniyorum, Gül çiftine sesleniyorum, Adalet Bakanlığı‘na sesleniyorum, Savunma Bakanı‘na sesleniyorum. Türk ve Kürt halkına sesleniyorum. Benim çocuğumun elinde defter kalemden başka bir şey yoktu. O gün oğlum okuldaydı. Okuldan döndüğünde polisin güvenli dediği yoldan gitti. Cellatlar yolda pusu kurdular, çünkü onun ismi Şerzan‘dı. Kendisi Kürt‘tü! Onların gözünde potansiyel tehlikeydi. Ama Şerzan, onlar gibi değildi, barışsever biriydi. Her kesimden arkadaşları vardı. Şerzan kelimesi onu hedef seçti. Kürt oluşu onu hedef seçtirdi. Çocuk eve gidecek, ‚eve gitmek için sakin yer burası‘ deniyor. Çocuğu karakolun bulunduğu sokağa yönlendiriyorlar. O sokakta sis bombaları kurşunlar sıkılıyor. Elinde kalem defter olanların üstüne silahla saldırdılar.“

‚ADALET, ADALET, ADALET‘

Şerzan‘a sıkılan kurşunun Kürt halkına sıkıldığını belirten baba Kurt, „Benim oğlumun ve arkadaşının hiçbir günahı yoktu. Onların tek suçu, günahı Kürt olmaktı. Onları pusuya düşürenler o çocukların üstüne binlerce kurşun sıktılar. Bunların elinde ne taş ne sopa vardı. Ama onlar silahlarla, satırlarla saldırdılar. Bu mudur kardeşlik, bu mudur demokratik çözüm? Biri benim oğlumu hedef seçmiş hem de kısa mesafeden. Oğlum canice katledilmek istenmiş. Siz barışa kurşun sıktınız, siz Kürt halkına kurşun sıktınız, siz Türk halkına kurşun sıktınız, siz açılıma kurşun sıktınız, siz kardeşliğe kurşun sıktınız. Siz anaların bağrına kurşun sıktınız. Artık bu anaların feryadını duyun. Adalet, adalet, adalet!“ dedi.

Çocuğunu okumak için Diyarbakır‘a, Van‘a veya daha yakın bir yere gönderebileceklerini hatırlatan anne Necla Kurt, fark gütmediklerini, Türkiye‘nin bir ucuna, Muğla‘ya okumaya gönderdiklerini anlattı. Bunu insani duygularla yaptıklarını kaydeden Necla Kurt, „Bizim çocuğumuza verdiğimiz sevgiden başka bir şey yoktu. Kin yoktu, nefret yoktu, öfke yoktu, intikam yoktu. Böyle bir çocuğu öldürdüler. Bunu devlet yaptı. Onun canını koruması gereken kişiler silah sıktı. Siz bu olayın arkasında durmadığınız sürece, bir sabah uyandığınızda çocuğunuzun ölüm haberini alabilirsiniz. Bu olaya sahip çıkın, başkalarının canı yanmasın.“ şeklinde konuştu.

Açıklamaların ardından Kurt‘un cenazesi Diyarbakır‘a götürülmek üzere Adnan Menderes Havaalanı‘na gönderildi. Kurt‘un cenazesi 18.00 uçağı ile Diyarbakır‘a oradan da memleketi Batman‘a götürülecek.

ATEŞLİ SİLAHLA VURULMUŞ

Bu arada Şerzan Kurt‘un ön otopsi sonucuna göre ateşli silah yaralanması ve kafa travması sonucu hayatını kaybettiği belirlendi.

Yüksekova Haber

ENGLISH

Tens of thousand of people attended Şerzan Kurt’s funeral

Şerzan Kurt was a Kurdish student who was attacked by police and ultranationalists in Muğla and lost his life on 24 May. Yesterday he was finally lied to rest in his home town, Batman.

His corpse was taken from Istanbul to Batman, where tens of thousand people greeted his body. After the funeral prayer, Şerzan was laid to rest accompanied by slogans like “Şerzan is immortal” and “Biji PKK”.

His father Ömer Kurt said that the bullet fired at his son is a bullet fired at all Kurdish people. He added “Şerzan was singled out because of his name. He was killed because he was Kurd. We want this dirty war to come to an end. The state should think in terms of peace and listen to Kurdish people“.

His mother Necla Kurt called out to Kurdish mothers by the grave; “I want you to give your newborn children the name Şerzan. We are going through and unspeakable pain. Our struggle will strengthen with more Şerzans.”

BDP Group Deputy Speaker and Batman PM Ayla Akat wanted the painful scream of the parents to be listend to and said; “Our struggle will strengthen with more Şerzans but this fire will burn everyone. The fire won’t burn only this land and Kurdish people; it will spread everywhere. Şerzan hasn’t died today, he has been made immortal.”

ANF

Şerzan‘ı onbinler uğurladı

http://img291.imageshack.us/img291/1271/96839147.jpg

Muğla‘da Kürt öğrencilere yapılan saldırıda ağır yaralanan, ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Şerzan Kurt, on binlerce kişinin katıldığı törenle Batman‘da toprağa verildi.

Mezarlıkta konuşan Kurt‘un Annesi Necla Kurt, „Benim oğlumun isminden korktukları için öldürdüler, benim tek isteğim Kürtler yeni doğan çocuklarının isimlerini Şerzan koysun, binlerce yüz binlerce Şerzan olsun, korkmaya devam etsinler“ dedi.

Muğla‘da Kürt öğrencilere yapılan saldırıda açılan ateş sonucu ağır yaralanan, daha sonra tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi‘nde yaşamını yitiren Şerzan Kurt‘un (21) cenazesi Bayraklı Adliyesi Adli Tıp Kurumu‘ndan yapılan otopsinin ardından dün akşam uçakla Diyarbakır‘a getirildi. Buradan da yüzlerce araçlık konvoyla Batman‘a uğurlanan Kurt‘un cenazesi, Batman girişinde bulunan Bardakçılar Dinleme Tesisi‘nde yüzlerce araç ve binlerce kişi tarafından karşılandı. Burada emniyet yetkilileri tarafından durdurulan konvoyun, güzergah olarak Koçerler Bulvarı‘ndan geçmeleri gerektiği söylendi. BDP Grup Başkanvekilli Ayla Akat Ata yetkililerle görüşerek, güzergâhlarının Diyarbakır Caddesi olduğunu ve konvoyun oradan geçeceğinde ısrar etmesi üzerine kısa bir tartışma yaşanmasından sonra, konvoy Diyarbakır Caddesi‘nden geçti. Diyarbakır Caddesi‘nde geçen konvoy, korna çalarak polisin tutumunu protesto etti.

ON BİNLERCE KİŞİ YÜRÜYÜŞE GEÇTİ

Petrolkent Mahallesi’ne giren konvoy mezarlığa bir kilometre kala durdu. Araçlarından inen on binlerce kişi mezarlığa doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte, PKK Lideri Abdullah Öcalan‘ın posterleri ve Şerzan Kurt‘un fotoğrafı bulunduğu „Şerzan Yoldaş Ölümsüzdür“ pankartı yanı sıra PKK bayrakları açıldı. Petrolkent Mahalle Mezarlığı‘na doğru yürüyüşe geçen on binlerce kişi, sık sık „Riya Şerzan riya me PKK partiya me“, „Ey şehid xwîna te erdê namîne“, „İntikam“, „Şehid Namirin“ sloganları atıldı. Kurt‘un cenazesi içinde bulunan ambulans aracı kitlenin önüne geçerken, kitle „Îro Çerqa şoreşê“ marşını okudu.

‚ÇOCUKLARINIZIN İSMİNİ ŞERZAN KOYUN‘

Mezarlığa yaklaşan kitle, sarı, kırmızı, yeşil puşiye sarılı tabutu omuzlarda, mezarlığa götürdü. Kılınan cenaze namazından sonra, Kurt‘un cenazesi gözyaşları arasında toprağa verildi. Okunan dualardan sonra Şerzan Kurt şahsında demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuna geçilerek, „Ey Reqîp“ marşı okundu. Ağlayarak oğlunun mezarına sarılan Şerzan Kurt‘un amcası Beşir Kurt, „Şerzan‘ım senin ruhun şad olsun, bak senin yoldaşların seni yalnız bırakmadılar, hepsi senin yanındalar“ diyerek, „tüm Kürt halkının başı sağ olsun“ dedi. Baba Ömer Kurt ise, devlet ve AKP Hükümetine seslenerek, „Bu kirli savaş sona ersin. Devlet artık bu çığlıkları duysun ki, insan ve halkların arasında barış ve eşitlik gelsin. Çözüm ölümle değil, Kürt halkıyla oturup diyalog yoluyla çözülür ancak. AKP Hükümeti madem Anayasa değişikliğine gidiliyor, her halkın kendi kimliğini gören bir değişiklik olmasını istiyoruz“ şeklinde konuştu. Sık sık baygınlık geçiren Kurt‘un Annesi Necla Kurt ise, Şerzan‘ın isminden korktuklarını belirterek, „Benim oğlumun isminden korktukları için öldürdüler. Benim tek isteğim Kürtlerin yeni doğan çocukların isimlerini Şerzan koysunlar ki, daha çok korksunlar. Binlerce, yüz binlerce Şerzan olsun, benim tek isteğim budur“ dedi.

‚BU ATEŞ HEPİNİZİ YAKAR‘

Bazen sözün bittiği noktanın yaşandığını belirten BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ise, bugün onlardan birini yaşandığını söyledi. Ne kadar çok söylenirse söylensin kelimelerin yetersiz kalacağını dile getiren Akat Ata, „Ne ailenin acısını, ne burada bulunan binlerce ailenin acısını tazelemenin önüne geçebiliriz, ne de şimdiye kadar Kürdistan halkının yaşamış olduğu zulmün önüne geçebiliriz“ diye belirti. „Ama biliyoruz ki bizler örgütlendikçe, bir araya geldikçe ve biliyoruz ki Şerzan‘lar çoğaldıkça, bu ülkeye demokrasi gelecek, yıllardır yapılan zulüm sona erecektir“ dedi. Devlet ve AKP Hükümeti yetkililerine seslenen Akat Ata, şöyle konuştu: „Üniversiteleri bir ateş topuna çevirenler bilsinler ki, bu ateş ısıtmıyor, bu ateş aydınlatmıyor da, bu ateş yakacak. Yakacağı yer bu coğrafya olmayacak, Kürt insanı olmayacak. Bu ateş hepinizi yakar“ dedi.

BDP Batman İl Eşbaşkanı Şehmus Aslan da, Şerzan‘ın silahı sadece kalemi olduğunu belirterek, „Şerzan‘lar onun kalemini yerde bırakmayacaklar“ dedi.

Yapılan konuşmalardan sonra, kitle atılan sloganlarla bir süre yürüdükten sonra, dağıldı.

Yüksekova Haber

http://img10.imageshack.us/img10/7434/61756092.jpg

http://img401.imageshack.us/img401/2047/93157450.jpg

http://img576.imageshack.us/img576/5153/19849207.jpg

http://img39.imageshack.us/img39/9526/51262988.jpg

http://img175.imageshack.us/img175/7436/81554154.jpg

http://img684.imageshack.us/img684/5844/25670974.jpg

http://img22.imageshack.us/img22/4794/12451827.jpg

http://img190.imageshack.us/img190/9514/96770818.jpg

Anarchy is struggle for life, freedom and dignity

A recent communique by the Circle of Fire anarchist collective and the Anarchist Bulletin BLACK FLAG on the events of May 5th in Athens.

http://squathost.com/anar_gr

http://squathost.com/a_deltio

ANARCHY IS STRUGGLE FOR LIFE,

FREEDOM AND DIGNITY

The general strike on May 5 against the harshest financial anti-social measures imposed the last decades became the moment for the expression of a combative social and class dispute of the entire bankrupt political-economic system. That day, we witnessed the manifestation of the accumulated popular rage and resentment, which is more and more threatening to explode, shattering not only this country but even the whole Europe, passing beyond the borders the dominators have drawn.

Especially in Athens, the demonstration of about two hundred thousand protestors, walking the open ways of struggle and through the ruptures created to the deceptively omnipotent regime by the revolt of December ’08, headed to the parliament and repeatedly clashed with the forces of repression, threatening to storm the building in waves.

As anarchists, workers, jobless and youth, continuing our mobilizations and our long-lasting struggles, we chose to participate in the demonstration of 5th May through our own political blocs, contributing from our part to the broader social and class struggle.

Nobody knows how much more the thousands of people could have achieved that day in the streets of Athens if a tragedy hadn’t taken place; a horrible event that was disruptive and catastrophic for the struggle, and an unexpected present for the state, its forces of repression and its propaganda mechanism who used it in order to slander the struggle and intensify their repressive attack in the streets, re-establishing their forces and the consent around them.

It was the murder of three bank employees caused by the arson of Marfin bank in Stadiou street. An atrocious act which was the end of a race of arsons by unknown persons who were moving in an estranged and hostile towards the demonstration manner, using it for hitting targets right next to the blocs, showing no interest in whether human lives were in danger by their actions.

The state is definitely the first responsible for this event, as well as for a series of everyday crimes. With the attack the state is launching against society, it is more and more creating the conditions of a kind of cannibalistic war of all against all; conditions in which eventually anything can happen, even the inconceivable.

Of course, also, the tragic outcome of the arson in Marfin bank, where the three victims and other people were trapped, has largely to do with the fact that the owner of the Bank forced his employees to work in a day of general strike inside a building which had its doors locked and had not any necessary precautions, such as fire safety measures and emergency exits. Yet, given that Vgenopoulos (the bank owner) is a capitalist, member of a class which, by definition, consists of cruel exploiters and murderers, his indisputable culpability cannot be an excuse for those whose actions led three working people to death.

Nor the claim that these people were working the day of the strike can be an excuse for their loss, since this was not an issue to be solved by anyone self-appointed, but an issue of the employees themselves, or their co-workers and of any probable strikers’ committees; and, in any case, the response to situations of unintentional or intentional strike-breaking couldn’t ever be what happened on the 5th of May.

Of course the masses of demonstrators, anarchists and anti-authoritarians among them, who became a human flood in the streets of Athens that day and confronted state repression with tactics of disobedience and social counter-violence are not to be held responsible for the triple murder. That murder came as an ultimate result of an irrational, meaningless and needless violence which is promoted by an autistic, un-political and anti-social concept that has become a parasite to the anarchist – antiauthoritarian movement, sucking its blood and disparaging it, leading it to criminalisation and social isolation. It is a concept that is elitist, hostile and antagonistic towards the resisting society as much as against anarchists; a concept whose emptiness is covered by the ideological rags of a individualistic-chaotic-nihilistic muddle which has, after all, embodied “values” and mentalities that belong to the world of Domination.

That outrageous event made the crowds of demonstrators freeze and emptied the streets of struggle at the most crucial moment for the social resistance. The wounded regime gained time to recover and re-organise its forces as much as it could. At the same time the lackeys of the regime, the media, literally acted as tomb-raiders, exploiting the deaths to promote the state’s ideological and repressive campaign against the people who struggle, and especially against the anarchists whom they attempt to charge with situations completely irrelevant to them.

Anarchists have absolutely nothing to do with what happened in Marfin bank, and could never have done such an action, ignoring human lives. It is also true that anarchist comrades and other protesters, although they were being threatened and physically assaulted, tried as much as they could to hinder inconsiderate attacks and to put out fires wherever lives were in danger.

No matter how much some would wish, we will not shoulder any collective responsibility for situations completely strange to us, which undermine and corrode our struggle and that would annul us as anarchists; nor will we be silent, hiding our complete opposition to such situations. Our political responsibility lies in the fact that, despite our clear conflict with those situations, we were not able to deal with them and politically isolate them as effectively as it should have been done; and in the fact that we have to create the terms to do so from now on. For this reason all of us are called to have a clear position, given that the tragedy in Marfin is a crucial moment and a crossroad for our struggle.

Moreover, it is our responsibility to act in solidarity and collectively in order to repel the slanderous attack by the state and its lackeys, and to continue fighting in political terms, in terms of a movement, within the community, together with its resisting parts.

As anarchists we have a lasting, multiform solidarity activity within the social-class struggles, always on the side of workers, youth, migrants and refugees, and other oppressed and resisting people; and in no way will we stop doing so.

We will not tolerate the denigration of our struggle, which is a struggle for life, freedom and dignity against death, enslavement and humiliation both of the individual and of society; a struggle against inequality, hierarchy and injustice, against any form of exploitation and oppression.

We don’t forget the three dead workers

EVERYONE TO THE STREETS!

No peace with the bosses – Wage slavery is terrorism

The struggle continues… for social revolution, anarchy and communism

We express our solidarity with the people who were beaten and arrested by the police on 5th May and we stand by the side of Zaimi 11 squat in Exarchia which was evacuated after a police raid during which eleven comrades were arrested.

Anarchist collective Circle of Fire
Anarchist Bulletin BLACK FLAG
10 May 2010

Türkisches Militär eskaliert den Krieg

Auch die letzte Woche war geprägt von militärischen Operationen, am Boden wie in der Luft. Jedoch erreichte sowohl die Repression eine neue Qualität, als auch das Ausmaß der militärischen Zerstörungen. So bombardierten am 20.05. mehr als 20 türkische F-16 Bomber, in Zusammenarbeit mit iranischer Artillerie, südkurdisches Gebiet. Dabei wurden die Einwohner_innen von mindestens drei Dörfern zur Flucht gezwungen. Das türkische Militär warf 2000 Pfund Bomben über Südkurdistan ab und richtete große Verwüstungen an. Auch in Nordkurdistan, in der Provinz Bitlis wurden Dorfbewohner_innen vom Militär gezwungen, mindestens 9 Dörfer umgehend zu räumen. In Dersim kommt es neben schweren Militäroperationen zu verstärkten Aktivitäten von bekannten Todesschwadronen des Jitem und der Kontraguerilla. Die Gabar-Berge werden aus Hubschraubern bombardiert und stehen in Flammen.

SÜDKURDISTAN: SCHWERES BOMBARDEMENT, GEFECHTE, VERTRIEBENE UND TOTE

Bei den Angriffen des türkischen Militärs sind in den letzten Tagen zwei Zivilist_innen getötet und 10 verletzt worden. Der 27-jährige Hüseyin Rekani wurde bei einem Treffer auf sein Haus in einem Dorf getötet, seine Frau und seine zwischen 4 und 9 Jahre alten Kinder wurden schwer verletzt. Drei Dörfer wurden entvölkert. Vier Guerillas fielen dem schweren Artilleriebombardement zum Opfer. Die Situation ist mehr als besorgniserregend und aufgrund der massiven Militärpräsenz an den Grenzen ist ein Einmarsch der türkischen Armee in Südkurdistan zu befürchten. Auch die von den USA abhängige südkurdische Regierung gibt zu diesem Vorgehen durch ihr Schweigen und ihre öffentlich zur Schau getragene Unbekümmertheit, eine Zustimmung zu solchen Operationen.

ZAP/XINERE: SCHWERES BOMBARDEMENT/HELIKOPTER ÜBERSCHREITEN GRENZE

Hubschrauber mit Bomben beladen überquerten am 22.05. die Grenze in Richtung Zap-Gebiet, nachdem die Region gestern unter schwerem Bombardement aus Flugzeugen lag. Gestern hatten 20 türkische Kriegsflugzeuge die Gebiete unter Guerillakontrolle in zwei Angriffswellen bombardiert. Nach Angaben der türkischen Presse wurde das Bombardement mit Hilfe amerikanischer Geheimdiensterkenntnisse durchgeführt. Parallel dazu feuerte das iranische Militär, wie seit Tagen schon, auf das Xinere Gebiet mit Artillerie.

HAFTANİN WIRD BOMBARDIERT

Das südkurdische Haftanin-Gebiet lag auch am 20. Und 21. Mai unter schwerem Artillerie- und Mörserbeschuss. Dabei wurden auch mehrere Dörfer angegriffen. Am 22.05. wurde ein Dorfbewohner durch das Bombardement verletzt, landwirtschaftliche Nutzflächen und Gärten erlitten großen Schaden. Weiterhin stehen große Militärkontingente an der Grenze zum Einmarsch bereit.

BEVÖLKERUNG DREIER DÖRFER DURCH BOMBARDIERUNG VERTRIEBEN

Das schwere Bombardement der letzten Tage, bei dem das türkische Militär 1000kg Bomben einsetzte, an dem sich aber auch das iranische Militär massiv beteiligte, führte zur Vertreibung der Bevölkerung dreier Dörfer in der Nähe von Süleymaniye.

NORDKURDISTAN (TÜRKEI): KRIEG WEITET SICH AUS

ŞEMZINAN (ŞEMDINLI): IMMER MEHR SOLDATEN WERDEN ZUSAMMENGEZOGEN

In den Militärbasen entlang der Grenze werden immer mehr türkische Soldaten zusammengezogen. Von Gever (Yüksekova) aus starten Hubschrauber um ländliche Gegenden um Oramar (Dağlıca) zu bombardieren. Auch hier wird anscheinend direkt eine grenzüberschreitende Operation vorbereitet.

ELAZIĞ: GEFECHTE ZWISCHEN GUERILLA UND MILITÄR

Nach einer Erklärung des Pressezentrums der HPG kam es am 19. Mai in der nordkurdischen (türkischen) Provinz Elazığ im Rahmen einer Militäroperation zu Gefechten mit der Guerrilla. Über Verletzte und Tote ist noch nichts bekannt. Die Operation setzt sich bis zum heutigen Tag fort und wird durch Artillerie und Mörserbombardement begleitet.

DERSIM: KONTRAAKTIVITÄTEN WERDEN GESTEIGERT

Während sich die Aktivitäten des türkischen Militärs jeden Tag in Form von Bombardierungen und Bodenoperationen in der Provinz Dersim ausweiten, bewegen sich immer mehr Gruppen von Spezialeinheiten der Kontraguerilla und dem an tausenden extralegalen Hinrichtungen beteiligten Geheimdienst JITEM durch ländliche Gebiete und bedrohen die Dorfbevölkerung und versuchen diese so einzuschüchtern. Die Aktivitäten dieser Einheiten wurden seit dem 14.Mai besonders in der Region um Ovacik beobachtet.
Die Übergriffe dieser Einheiten gehen im Moment von verbalen Angriffen, bis hin zu physischen Übergriffen. Weiterhin richten sie Hinterhalte gegen die kurdische Guerilla ein.

ŞIRNAK: HUBSCHRAUBER BOMBARDIEREN BERGE, WÄLDER BRENNEN

Während in der nordkurdischen Grenzprovinz seit zwei Tagen Hubschrauber die Berge bombardieren, brennen die Wälder stark. Weiterhin strömen auch in diese Region tausende Soldaten, die allerdings nichts zum Löschen unternehmen.

BITLIS: EINE GUERILLERA GEFALLEN

Im Landkreis Tatvan in der Provinz Bitlis fiel am 17. Mai die Kämpferin der Frauenguerilla YJA-Star Asiye Gündüz im Gefecht mit dem türkischen Militär.

BITLIS: BEVÖLKERUNG VON NEUN DÖRFERN SOLL VERTRIEBEN WERDEN

Die türkische Armee beginnt nun auch in Nordkurdistan erneut auf die Entvölkerungspraxis der 90er Jahre zurückzugreifen, als über 4000 kurdische Dörfer vom türkischen Militär zerstört worden waren.
In der Region Bitlis/Tatvan haben türkische Soldaten die Bevölkerung von neun Dörfern angewiesen, diese zu räumen. Sie erklärten, die Gegend werde bald mit Hubschraubern und Haubitzen bombardiert werden.

OSTKURDISTAN/IRAN: VERGELTUNGSAKTIONEN KURDISCHER GUERILLAS

Nach den Hinrichtungen von kurdischen Aktivist_innen im Iran rief die kurdische Freiheitspartei PJAK zu einer Einheitsfront gegen das iranische Regime auf. Die Jugendlichen sollten den Kriegsdienst verweigern. Bei Vergeltungsaktionen der Guerilla starben innerhalb von 48 Stunden mehr als 10 Soldaten und Revolutionswächter. Schon am 16.05. waren bei einer Aktion der HRK mindestens 11 iranische Revolutionswächter ums Leben gekommen.

ISKU

Terror von staatlichen und zivilen Faschisten gegen kurdische Studierende

Schon letzte Woche starb ein kurdischer Studierender in der westtürkischen Stadt Mugla, nachdem er von mehreren Polizeikugeln schwer verletzt worden war. Die Polizisten unterstützten die angreifenden türkischen Faschisten und Nationalisten mit tödlicher Gewalt. Es kam in der letzten Woche auch in anderen Städten zu rassistischen Lynchjagden auf kurdische Studierende. In Tokat wurden dabei zwei kurdische Studierende so schwer verletzt, dass ihr Zustand immer noch kritisch ist. Weiterhin taten sich staatliche Kräfte durch Festnahme- und Verhaftungsoperationen gegen kurdische Studierende hervor.

ISTANBUL: 15 VERHAFTUNGEN, 6 FESTNAHMEN

Bei am 18. Mai in Balıkesir durchgeführten Razzien wurden 15 kurdische Studierende verhaftet und in Aksaray 6 weitere festgenommen. Sie wurden festgenommen, da behauptet wurde, sie seien Mitglieder der Jugendorganisation YDG-M, der mittlerweile verbotenen, linken, kurdischen Partei DTP.

SAKARYA: 20 STUDIERENDE FESTGENOMMEN

Auch hier wurden bei Hausdurchsuchungen am 20.05. mindestens 20 kurdische Studierende festgenommen. Unter den Festgenommenen befindet sich auch der Journalist der kurdischen Nachrichtenagentur DIHA, Çağdaş K.

TOKAT: ERNEUTER FASCHISTISCHER ANGRIFF AUF KURDISCHE STUDIERENDE

Auch hier waren drei kurdische Studierende am 21.Mai festgenommen worden. Als zwei ihrer Freunde zum Polizeirevier gingen, um etwas über deren Situation zu erfahren, wurden diese, von einer fünfzehnköpfigen Gruppe dort wartender türkischer Faschisten mit Stangen angegriffen. Sie wurden schwer verletzt und befinden sich immer noch in kritischem Zustand. Schon während ihrer medizinischen Behandlung versammelte sich ein großer faschistischer Mob vor dem Krankenhaus.

ISTANBUL: MLKP VERÜBT ANSCHLAG AUF FASCHISTISCHE PARTEI, ALS ANTWORT AUF DIE RASSISTISCHEN ÜBERGRIFFE

Am 18. Mai verübte die MLKP einen Bombenanschlag auf ein Büro der ultranationalistischen BBP in Istanbul, bei dem hoher Sachschaden entstand. Sie erklärte: „Aufgrund der Ermordung von Şerzan Kurt durch einen vom faschistischen Staat organisierten Angriff, der Razzien, den Verhaftungsterror gegen kurdische Jugendliche in Balıkesir und İzmir, haben wir die BBP zu unserem Angriffsziel gemacht.“

ISKU

Kräftige Kundgebung vor Zirkus Knie in Zürich [ D- TR]

Am frühen Abend des 22. Mai haben sich ungefähr 60 AZOT AktivistInnen vor dem Zelt des Zirkus Knie auf der Landiwiese versammelt, um gegen die Haltung von Tieren in Zirkussen zu demonstrieren. Die DemonstrantInnen haben sich auf der gegenüberliegenden Strassenseite positioniert und hielten zahlreiche Transparente, Schilder und Fahnen. Es war eine eindrückliche und lautstarke Kundgebung, die exakt eine Stunde gedauert hat! Während dieser Zeit wurden die BesucherInnen der Vorstellung und die Vorbeifahrenden mit Parolen und Flugblättern auf das Leiden der “Zirkustiere”, die ihr Leben hinter Gittern und/oder in der Manege fristen müssen, aufmerksam gemacht.
Die AktivistInnen haben bewiesen, dass das Theater, welches die Stadtpolizei Zürich im Vorfeld aufgeführt hat, vollkommen unberechtigt war. Diese wollte eine Bewilligung zuerst verweigern, reagierte dann aber auf einen Aufruf zu einer unbewilligten Kundgebung und erteilte die Bewilligung dann doch noch. Die DemonstrantInnen haben nicht (wie angeschuldigt) mit Aggression, sondern wie gewohnt mit Kreativität und viel Energie auf sich aufmerksam gemacht!

Das Unternehmen Knie hat in Erwartung der Demonstration vor dem Eingang einen provisorischen Zaun aufgestellt, um seine BesucherInnen zu “schützen”. Offensichtlicher kann die Verweigerung von Kritik nicht dargestellt werden. Gebracht hat es wenig: Die Kundgebung wurde von allen BesucherInnen gesehen und nicht selten stiessen die DemonstrantInnen auf Verständnis.

Wir lassen nicht locker bis sämtliche Tiere, die von Zirkusunternehmen wie Knie zu Unterhaltungszwecken missbraucht werden, in Freiheit sind

Karakok Otonomu tr / ch

Türkisch

Isvicrenin milliyetci sirki Zurih sehrinde faaliyetliklerine basladi. Isvicre halki bu kendilerini temsil eden afislerinde milliyetci resimleri koyan sirkten rahatsiz olmuyordu. Sirk yonetimi calisanlarina yaptigi baski, uzun calisma saatleri ve az ucretleri hakkinda bilgi disariya sizdirmalari halinde isten atma tehdidinde bulunuyormus. Gosteri icin kullanilan tutsak hayvanlara ayni oranda eziyet, baski uygulamaktadir. AZOT (Aktion Zirkus ohne Tiere = “hayvansiz sirk aksiyonu”, Hayvan haklari (Vegan) grublarindan olusan eylemlik ismi), bu milliyetci sirki surekli takip etmesi sonucunda sirk icindeki bu eziyeti, otoriteyi, somuruyu ve cezalandirmalari aciga cikartip basina verdi. Milliyetci sirk sahibi hayvanlarin kafesini biraz daha buyuttugunu haber olarak verdi. Iscisinin durumu hakkinda bilgi vermedi.

2009 yilinda ayni sirki hayvan haklari grubuyla (Vegan) birlikte protesto edip, sirk giris kapisinin onunde bildiri dagittik. Zurih de bu konuyla ilgili 22.o5.2009 AZOT , Hayvansiz sirk mitingi yapilmisti. (sitemiz de Hayvansiz sirk mitingi isimli yaziyi detayli okuyabilirsiniz)

Knie sirkinin onunde protesto eylemligi icin polisden yasal izin istendi. Polis tirmanan cevre, eko ve hayvan haklari eylemliklerinden dolayi izin vermedi. Buna mukabil her zamanki gibi izinsiz eylem yapilacak haberlerini sitelerde, afislerde, bildirilerde yayinlaninca, emniyet gucleri kontrolsuz eylem karsisinda korkarak izin vereceklerini soylediler. Izini yazili degil, agizdan soylemek zorunda kaldilar.

22.05 . 2010 Cumartesi aksami yine bu zorbaci, harami sirkin onunde AZOT protesto eylemi yapti. Otonomumuzun yaptigi kafes ve icindeki arkadasimiz elindeki dovizde

“Lütfen yem vermeyiniz”

“Born to be wild”

“Homo sapiens. Tür: Memeliler. Yasam bicimi: Tüketim, kurallara uyma, doga ve hayvan sömürüsü”

yazilari vardi.

yapilan pankartlar, dovizler, sirk ziyatecilerin dikkatini cok cekti. Polis onceden alarm halinde oldugu icin gosteriyi abluka altina alip surekli foto ve video cekti. Sirkin onundeki bildiri dagitan arkadaslarimizi sivil polisler surekli goz hapsinde tuttular. Protestocu sayisindan fazla olan polis cevre, eko ve hayvan haklari eylemliklerinin yukseldigi bu donemde baskilarini daha da artirdi. Burjuva medyasi surekli bu konuyu isleyerek polisin ve mahkemelerin, halkin tepkisini duyarli insanlarin uzerine cekmek istyorlar. Sirk onundeki bazi ziyaretciler ve yoldan gecen arabali insanlar bu protestoya sicak destek verdiler.

Eylem olaysiz birsekilde son buldu.

Utopyamiz verilmez, hep birlikte yaratiriz.

Insan, Hayvan, Doga uzerindeki tum baskiyi, siddeti ve oynamalari protesto edelim.

Sirkler ve hapisler bosalsin!

Animal liberation is human liberation!

Karakok Otonomu tr / ch




kostenloser Counter
Poker Blog