Silah bırakma önceliği / Hasan Bildirici

Türk İçişleri Bakanı Beşir Atalay, katıldığı her toplantıda, PKK’nin yakında silah bırakacağını söylüyor. Herhalde rüya görüyor ve gördüğü rüyayı konuşuyor. Çünkü benim de içinde olduğum çok geniş bir Kürt çevresi, öncelik olarak PKK’nin değil, Türk ordusunun Kürdistan’da silah bırakmasını istiyor. Türk ordusu Kürdistan’da silah bırakmadığı sürece PKK’nin silah bırakmasının Kürt sorununa çözüm katkısı sıfırdır. Türk ordusu silah bırakmadan PKK silah bırakırsa, Kürtler açısından çok büyük bir kargaşa ve kaos, Türk devleti açısından da büyük bir zafer anı yaşanacaktır.

Çünkü dağdaki Kürtler, Türk devleti ve ordusunun baskı, şiddet ve saldırılarından kaçarak dağlara sığınmışlardır. Bu dağlara sığınma, Dehak zulmünden kaçan Med çocuklarının dağlara sığındığı Newroz efsanesindeki gibidir. Dağlara sığınıp yeniden Dehak’ın zulüm sofrasına inmek ne kadar anlamsızdıysa, Türk ordusunun şiddetinden kaçıp uzun yıllar dağlarda savaştıktan sonra yeniden Türk ordusunun zulüm sofrasına dönmek de o kadar anlamsızdır.

Türk ordusu, Kürtlerin ordusu değildir. Aksine Kürtleri yasaklamak, baskı altına almak, baskı ve yasaklara karşı çıktığında ise soykırım da dahil her türlü şiddet biçimini devreye sokmak için Kürt köy, kasaba ve şehirlerinde konumlanmış bir ordudur.

Ulusal bir ordunun görevi halkın can güvenliğini, dilini, kültürünü, şeref, onur ve namusunu korumaktır. Türk ordusunun Kürdistan’daki görevi ise, bunun tersidir. Türk ordusu Kürt halkının malına, canına, namusuna, şeref ve onuruna tecavüz etmiştir. Tecavüzcü bir orduya dayatılacak tek işlem vardır. Tecavüz ettiği topraklardan çekilmesi olacaktır…

Kürt sorununu çözüme götürecek sürecin en can alıcı sorusu şu olmalıdır artık: Tecavüzcü ordunun Kürdistan’daki konumu ne olacak?

Kürdistanlı bir birey olarak, bu konudaki düşüncemi dile getirmek istiyorum. Kürt halkına karşı soykırım da dahil her türlü suç işlemiş olan bir gücü, Türk silahlı kuvvetlerini kimse bize Kürdistan’ın yasal silahlı kuvvetleri olarak dayatamaz. Böyle bir orduyu kendi ordumuz olarak benimsememizi Kürtlük adına kimse bizden isteyemez. Yüzyıldır her türlü suçu işlemiş bir ordunun Kürt yerleşim alanlarından çekilmesini istemek, onları bir daha silah kullanamaz konuma itmek bizim görevimizdir.

Türk ordusu silah bırakabilir mi? Bu sorunun cevabını bulmak bizim değil, Türk devletinin işidir. Bir ordu, sevilmediği, kendisine itibar edilmediği, tecavüzcü ve katliamcı olarak görüldüğü bir yerde kalmaktan zevk alıyorsa buyursun ölüm tarlaları, asit kuyuları ve JİTEM merkezleriyle kalmayı sürdürsün…

Türk silahlı kuvvetlerinin silah bırakıp veya geri çekilmesi gerektiği sömürge topraklarında; böyle bir sorun yokmuş gibi, sömürgeci uygulamalara karşı çıktıkları için vadilere ve mağaralara sığınan Kürtlerin silah bırakmasını savunmak, Kürtlerin ırkçı ve sömürgeci vahşete yeniden teslim olmasını istemek anlamına gelir…

Bu satırları yazmaya başladıktan birkaç saat önce Türkiye ve Kürdistan’a gönderdiğim, fakat Türk gümrüğünün içeriye almayıp iade ettiği kitaplarımı postaneden gittim aldım. Hem kitap gönderirken yüksek bir miktarda posta parası ödemiştim hem de geri alırken ödedim. Postanede çalışan bayan Türkiye’yi tanıyan esprili bir kadın.

“Uyuşturucu tırlarının korna çalarak geçtiği Türk gümrükleri kitap konusunda bayağı hassasmış,” dedi.

İşin aslı şu. Türk devleti, Türk nüfus içinde dolgu yemi olarak tutulan Kürtlerin devleti değildir. Kürdün işine yarayan, Türk devletinin işine yaramıyor. Kürt halkının sevdiği kitaplar, Türk devletinin sinir sisteminin canına okuyor.

Bunlar, Kürtlüğünü satlığa çıkarmış birkaç televizyon ve basın soytarısını oynatıp, Kürt sorununu çözmeye çalıştıklarını sanıyorlar…

Hayır, Kürdistan’ın özgürlük davası; bir zamanı, bir çağı mutlak olarak yerinden oynatacak zincirlerinden kopmuş büyük bir davadır. Bu sorun öyle Beşir Atalay’ın dediği gibi, Amerika, Irak ve Türkiye’nin üçlü numaralarıyla kapatılacak bir sorun da değildir…

Türk devleti ve ordusu yüz yıl uğraşmış, Kürtleri bitirememiştir. Şimdiki mücadele, sayısız kez yenilmişlerin ölüm arsızı torunlarının tarih sahnesine dönüşüdür. Çocuk doğmuştur, emeklemiş ve ayağı kalkmıştır…

Bu çocuğa yol verilecektir…

Kürtlerin için ölüm, işkence, zulüm ve soykırım anlamına gelen Türk ordusunun Kürdistan’daki yerleşim birimlerini terk etmesi ön şarttır…

Avrupa’da tren veya otomobillerle binlerce kilometre yol yapın. Hemen hemen hiçbir askeri kışlaya rastlayamazsınız. Çünkü Avrupa’daki ordular halkını öldürmek için konumlanmamıştır. Fakat Türk ordusu Kürt halkını öldürecek şekilde köy, kasaba ve şehirlerin en işe yarar hakim mevkilerine konumlanmıştır. Saldırgan, tecavüzcü ve yabancıdır.

Dağdaki Kürtler, tecavüzcü ordunun saldırganlığından ve şiddetinden kaçıp dağlara sığınmışlardır.

Silah bırakma veya geri çekilme önceliği Türk ordusunundur. Bu mümkün değilse, Kürt sorununun çözümü de mümkün değildir…

Hasan Bildirici /kurdistan-post.com





kostenloser Counter
Poker Blog