Archiv für Oktober 2009

Manifestation des Kurdes PKK / République à Bastille / PKK

24/10/2009 La population Kurde de l‘Ile de France ont protesté contre l‘oppresion du centre culturel Kurde Ahmet Kaya et pour la liberation des sympatisan Kurde. Environ 5000 personnes ont participé

Cemil Bayik

Alîkarê Serokê Konseya Rêveber a KCK‘ê Cemîl Bayik jî çûna qasidên aştiyê nirxand.

Bayik got heta ku sedemên derketina serê çiyê hebin, û îradeya gelê Kurd neyê qebûlkirin, PKK wê mayîna xwe li çiyayan dewam bike.

Alîkarê Serokê Konseya Rêveber a KCK‘ê Cemîl Bayik diyar kir ku heta îradeya gelê kurd qebûl nebe, wê PKK‘ê ji çiyê danekeve.

Bayik, hukumeta AKP‘ê jî, rexne kir û got AKP ji bo çareseriyê ne ji dile û hewl dide demê qezenc bike.

Alîkarê Serokê Konseya Rêvebera KCK‘ê Cemîl Bayik çûyina komên aştiyê û armanca wan, ji rojnameya Yenî Ozgur Polîtîka re nirxand.

Bayik bersiv da pirsên nivîskarê Yenî Ozgur Polîtîka Gunay Aslan û careke din banga çareseriya demokratîk li rêveberiya tirk kir.

Bayik bal kişand ser çûyina komên aştiyê û got: ‚Bi erênî nêzî komên aştiyê bibin jî, wê PKK ji çiyê danekeve‘.

Bayik sedema vê yekê jî wisa anî ziman: ‚Sedemên PKK derxistin serê çiyê hene. Kes ji kêfê derneketiye serê çiyê. Heger sedemên derketina serê çiyê hebin, wê hebûna li serê çiyê jî bidomîne‘.

Bayik, hukumeta AKP‘ê jî rexne kir û got: ‚AKP ji çareseriyê zêdetir, hewl dide dem qezenc bike. Eger AKP ji bo çareseriyê ji dilbûya, wê bi rawestandina operasyonan bersiv bidayê biryara me ya bêçalakîtiya leşkerî. Lê belê wisa nekir, berovajî tevî operasyonên leşkerî, operasyonên siyasî pêk anîn, bi sedan rêveberên DTP‘ê û zarokên kurd avêtin girtîgehê‘.

Bayik bi bîr xist ku dewleta tirk çareseriyeke bêkurd dixwaze û got: ‚Lê belê tiştek wisa nemumkun e. Tirkiye ne dikare bêkurdan pirsgirêka kurd çareser bike û ne jî dikare demokratîk bibe‘.

Alîkarê Serokê Konseya Rêvebera KCK‘ê Cemîl Bayik diyar kir ku bi hewldanên yek-alî pêkanîna aştiyê û meşandina pêvajoya aştiyê nemumkun e û ji bo meşandina pêvajoya aştiyê jî, banga berpirsyariyê li rêveberiya tirk kir.

Kemal Burkay‘ın iddiaları – Hasan Bildirici

PSK eski Genel Başkanı Kemal Burkay, dün ve bugün yapılan CNN TÜRK’deki yayında PKK’yi MİT’in kurduğunu, Öcalan ve üst düzey PKK’lilerin de MİT görevlisi olduğunu söyledi.

Stalin de, genel sekreterliğini yaptığı Sovyetler Birliği Komünist Partisinin merkez komitesinin yüzde doksanını emperyalizmin ajanı diye imha etmişti. İmha ettiklerinden birinin karısına verilen gömleğinin cebinden şöyle bir not çıkmıştı:

“Stalin, sonsuza dek dalgalanacak olan proletaryanın kızıl bayrağında kara bir leke olarak kalacak!”

Şimdi Rusya’da hiç kimse, bir zamanlar Komünist parti görevlileri arasında birbirlerine yaptıkları ajanlık ve hainlik suçlamalarını konuşmuyor, tartışmıyor ve anmak istemiyor. Sovyetler Birliğine bağlı olan diğer ülke halkları da bunlardan ürktü ve savruldu.

Kuruluşundan bu yana PKK de bir çok kişi ajan ilan edilip öldürüldü. Bunlardan bir kısmının PKK tarafından itibarları iade edildi. Bir kısmının ne olduğu meçhul olarak kaldı. Sonuçta PKK de, Soğuk Savaş Dönemi üslubuyla kurulmuş bir parti idi. İlişkileri, siyasete bakışı, örgütlenmedeki sertliği diğer sosyalist ve komünist partileriyle benzerlik arz ediyordu…

Silahlı bir direnişe bulaşmamış olan PSK’nin Soğuk Savaş Döneminden kalma, suçlayıcı, aşağılayıcı, Kürtler arası ilişkilerde güvensizlik yaratan, düşmanlığı ve gerilimi artıran bir üslubu öyle görünüyor ki, bir süre daha Burkay aracılığıyla ile devam edecek… Bu siyasal anlayışa silah giydirirseniz, diğer komünist partilerinden farklı bir sonuç elde edemezsiniz. Zaten PSK’yi küçülten, gelişmesini engelleyen de bu anlayıştı.

Burada bir parantez açıp, yazıma devam etmek istiyorum. Bir Müslüman’ın inandığı değerlerine, dinine, imanına, Kuran ve peygamberine hakaret ederek işe başlarsanız, o kişinin kendisine ve inancına siyasal şiddet uygulamış olur ve onu inançları konusunda daha katı, daha öfkeli, daha nefret dolu ve daha şiddete yatkın hale getirirsiniz… Bu yöntem, fikri özgürlüğüne değil, siyasal şiddete denk düşer… PKK’ye yönelik bu tür suçlama ve saldırılar, PKK’yi güçlendirmekten başka bir işe yaramadı. Militan yapısı daha da kemikleşti, orta kademe çalışanları daha katı ve hoşgörüsüz bir kişiliğe büründü.

Kemal Burkay, PKK’yi MİT’in kurduğu bir örgüt, PKK yöneticilerini de MİT ajanı ilan etmekle, çok şikayetçi olduğu PKK tarzından daha ağır bir tarzı yöntem olarak seçiyor ve PKK’ye siyasal şiddet uyguluyor…

PKK ve yöneticilerini bu şekilde suçladığınız zaman, bu yolda canını vermiş 20 bin gerillayı, onların ailelerini, öldürülmüş 17 bin beşyüz civarındaki PKK taraftarı sivil kişileri, onların ailelerini, DTP’ye o veren iki milyon yetişkin insanı, PKK’ye yakın olan gazetecileri, yazarları, aydınları; beş-on-yirmi sene PKK’de kaldıktan sonra ayrılıp kendi yolunu çizenleri, Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Kemal Pir ve Mahsun Korkmaz’ın hepsini MİT ajanı ilan etmiş olursunuz… Suçlamalarınızda bunları MİT ajanlığı dışında tutuyorum diyemezsiniz. Bir insan, niteliğini bilmiyor olsa dahi bir örgüte girmiş ve onun amaçları doğrultusunda çalışmışsa, o kişi o örgütün üyesidir. Ceza hukuku da böyle söyler… Ayrılmış olsalar dahi Türk devleti ele geçirdiğinde Osman Öcalan ve Nizamettin Taş’ı PKK yöneticiliğinden yargılar.

PKK’yi MİT kurmuşsa, PKK yöneticileri MİT görevlisiyse, bir dönem PKK’ye bağlı gazete, parlamento ve diğer kurumlarda görev alip daha sonra ayrılanlar da MİT’e çalışıyordu. Bu, MİT elamanlığına denk düşen bir hizmettir. Kemal Burkay suçlarken, milyonlarca insanı MİT elamanlığıyla suçladığının farkında mıdır? Sovyetler Birliği’nde Stalin döneminde 5 ila 7 milyon arası insan bu tür suçlamalarla öldürülmedi mi?

MİT elemanlığı bir yaşam ve davranış biçimdir. MİT’in kullandığı kişiler genellikle çabuk düşerler. Ayrılıklar, yamukluklar ve ihanet eğilimleri çabuk patlak verir. Hele dar ve zor koşullarda bu türden kişilikleri iki günde deşifre etmek çocuk oyuncağıdır. Yemek yiyişindeki ve paylaşımdaki tarz bile kişiyi ele verir. Hapishane yatmış olanlar bu konuda uzmandırlar. Hapishanede içimize katıştırılmak istenen böyle kişilikleri iki günde deşifre edip dışımıza atıyorduk…

MİT, PKK yöneticilerine ne vaat etmiş ki, bunlar 30 yıldır kurşun ve bombalar altında mağaralarda, sığınaklarda ve kaya altlarında yatıyorlar? Kara, kışa ve bombaya gövdelerinden parça veriyorlar?

Bu soru çok önemli olmayabilir… İsteyen önemli saysın… Bir başka soru şöyle sorulabilir. Türk ordusunun birliklerini bırakıp kaçtığı Zap operasyonunda, Türk devletini, kendi dağ adamları karşısında bozguna uğratmaya iten manyaklığın altında yatan neydi?

MİT ajanlığı tartışmalarından bir şey çıkmayacağını biliyorum. Bakalım Türk devleti kendi kurduğu PKK ile nasıl baş edecek? 30 yılın ortaya çıkardığı Kürt gençliğini nasıl oyalayacak? Kürt şehir ve kasabalarında yitirdiği otorite, güven ve korkuya dayalı saygınlığını bir daha nasıl inşa edecek? Hiç hesapta yok iken ayağa kalkan bir milyon Suriye’deki Kürt nereye oturtulacak? PKK’nin imha edilmesi koşuluyla kısmi olarak tanıdığı Güney Kürdistan’ın bağımsızlığa gidişini nasıl engelleyecek?

Bilmiyoruz, gözlüyoruz işte…

Duran Kalkan, Özgür Politika’da, “Maaşlı Yazarlar” diye bir yazı yazmış, ismim geçmediği halde ilk karşılık veren de ben olmuştum… O zaman PKK’liler sorumuştu bana:

“Duran Kalkan’ın yazısında senin ismin yok. Niye karşılık veriyorsun.”

Ben o zaman demiştim, Duran Kalkan Kürt aydınları için böyle bir yazı yazamaz, böyle konuşamaz, buna hakkı yok…

Burkay da, PKK karşısındaki siyasal ve önderlik başarısızlıklarını PKK’yi suçlayarak ört bas edemez. Hazmedemediği gelişmelerin mücadelesini bu tarz sürdüremez.

Kemal Burkay’ın CNN TÜRK’teki konuşmasını dinlerken bir an için geçmişe gittim. Amed zindanındaki PKK direnişçilerinin anılarıyla gözlerim doldu… Mezarsız binlerce ölünün vurulmadan bir dakika önceki son hayallerine erişmek istedim… Batman, Diyarbakır, Silvan ve başka Kürt şehirlerinde öldürülen binlerce sivilin ölürken akıttığı tek damla göz yaşının düştüğü yeri öğrenmek istedim… Sayıları yüzbinleri geçen yetim Kürt çocuklarını düşündüm… Tank ve panzeler üzerine yürüyen serhildan kalabalıklarını… Sonra Türk asker ve polisine taş atmaktan dolayı cezaevine tıkılan çocuklar geldi aklıma…

Ve sömürge bir ulus adına yüksek bir mücadele yürüttüğünü söyleyen Burkay’ın, Türk zindanlarında şu anda herhangi bir arkadaşının olup olmadığını düşündüm… Böyle biri varsa ismini merak ettim…

Geleneksel Kürt halk hayatında vefa vardır, ama siyasetinde vefa yoktur… Kimse boşuna aramasın bu vefayı… Kürt nesilleri, aynı zamanda bir siyasal vefasızlık örneği olan Kürt siyasal tarikatlarının da kurbanlarıdırlar…

Kendi yanlışlarıyla hiçbir zaman yüzleşmeyen, kendi başarısızlıklarını sürekli başkalarının üzerine atarak yol aldığını sanan yerinde durmuş yanlış anlayışların tartışmacılarıyız bizler… Ne yazsan boştur. Aşırı suçlamak ve suçlanmakla iskeleti kireçlenmiş ölü zamanların tartışmasını üç-beş yıl sonra hiç kimse sürdürmek istemeyecektir… Başka ulusların yaptığını bizim ulusumuz da yapacak… “Alçaklık, hainlik, namussuzluk, MİT ajanlığı, Ergenekonculuk” suçlamalarıyla başı dönmemiş yeni nesil, eskilerin üzerine kalın bir örtü çekip yoluna devam edecek… Bunu yapacak…

Hasan Bildirici

Hakkari köyleri komünizme geçiyor!

Hakkari‘nin Yüksekova İlçesi’ne bağlı köylerde DTP tarafından düzenlenen toplantılarda, köy komünü oluşturulması kararı alındı. Bu çerçevede İran sınırında bulunan Güvenli (Şahı) Köyü‘nde toplantı yapıldı.

DTP Esendere Belde örgütü ile DTP Yüksekova Kadın Meclisi tarafından, halkın istemlerinin karşılanması ve süreç değerlendirmesi yapılması amacıyla köylerde toplantı düzenlenme kararı alınmasının ardından ilk toplantı, Esendere Beldesi’ne bağlı İran sınırında bulunan Güvenli (Şahı) Köyü‘nde yapıldı. Toplantıya, DTP Esendere Belde Başkanı Lokman Fırtına, Esendere Belde Belediye Başkan Vekili Zeki Ölmez, DTP Yüksekova Kadın Meclis Üyesi Songül Öğmen‘in de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi katıldı

Köy camisinin avlusunda yapılan toplantı, bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Burada bir konuşma yapan DTP Esendere Belde Başkanı Lokman Fırtına, bundan sonra tüm köyleri dolaşacaklarını, Kürt sorununda barış çabalarının nasıl olması gerektiği konusunda öneri alarak, halkın sorunlarını dinleyeceklerini söyledi.

DTP Yüksekova Kadın Meclis Üyesi Songül Öğmen ise, tarihin Kürt kadının özgürlük mücadelesinde direngen ve mücadeleci olduğunu gösterdiğini belirterek, köydeki tüm kadınların örgütlülüklerini özgürlük mücadelesine yansıtmaları gerektiğini söyledi. Her kadını bu mücadeleye destek vermeye çalışan Öğmen, „Her Kürt annesi bu mücadelenin mihenk taşı olduğu çok önemli bir yerde olduğunu unutmasın ve buna göre mücadelesini vermesi gerekir“ diye konuştu.

Yapılan konuşmalardan sonra, süreç ile ilgili köy sakinlerinden soru ve öneriler şeklinde devam etti. Yapılan toplantı sonunda, köy komünlerinin kurulması kararı alındı.

ANF

IRKÇI TÜRKLERİN SALDIRISI !

http://img199.imageshack.us/img199/4615/antifat.jpg

Ankara‘da ırkçı saldırıda 3 Kürt bıçaklandı

„Barış ve Demokratik Çözüm Grupları“nın gelişi ve karşılanmasının ardından, DTP ve Kürtleri hedef gösteren açıklamalar ile birlikte Kürtlere yönelik saldırılar arttı. Ankara‘da Van nüfusuna kayıtlı 3 kardeş, „Pis Kürtleri burada barındırmayacağız“ diyen bir grup tarafından bıçaklandı.

Türkiye‘ye gelen barış gruplarının karşılanmasına ilişkin devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalardan sonra, bazı illerde olaylar yaşanmaya başladı. Ankara‘da dün akşam saatlerinde Van‘ın Çaldıran Nüfusuna kayıtlı 3 kardeş bir grubun bıçaklı saldırısına uğradı. Edinilen bilgilere göre, 20.00-20.30 sularında Mamak‘ın Misket Mahallesi 627. Sokak‘ta aracını park eden Eşref Keleş (32) isimli vatandaş, evine misafirliğe gelen kardeşi Adem (20 ve abisi Aydın (37) Keleş ile birlikte, bir sokak aşağıda bulunan evine giderken, araçlarını park ettikleri sokakta tartışan iki kişiyi izledi. Bu sırada kavga edenlerin „Ne bakıyorsunuz?“ diye Keleş kardeşlerle tartışmaya başladığı ve olayların da bundan sonra büyüdüğü belirtildi. Görgü tanıkları Keleş kardeşlere saldıranların akraba olan kalabalık bir grup olduğunu ileri sürerken, Keleş kardeşler, Kürt oldukları için saldırıya uğradıkları iddiasında bulundu.

Kardeşleriyle birlikte bıçak darbeleriyle yaralanan, araçları tahrip edilen ve Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Eşref Keleş olayı şöyle anlattı: „Saat 20.30 civarında evimize gidiyorduk. Aracı park ettiğimiz sokakta daha sonra Çankırılı olduğunu öğrendiğimiz bir baba oğlun tartıştığını gördük. Araçtan inerken, ne olduğunu anlamak için merakla baktık. Kavga eden baba oğul, bir anda ‚Ne bakıyorsunuz, ş..?‘ diyerek bize saldırdılar. İlk önce 9-10 kişilik grupla saldırdılar, biz de karşılık verdik. Sonra bir ara, ‚Kürtler mahalleyi basmış‘ diye bir ses duydum. Sonra ne olduğunu anlamadım. Bütün sokak insan dolmuştu. Yüzlerce insan bizi öldürmek için saldırıyordu. ‚Pis Kürtler sizi burada barındırmayacağız‘ diye bağırıyorlardı. ‚Bunlar PKK‘lıdır‘ diye bağıranlar vardı.“

Saldırgan grubun kendilerini bıçakladıktan sonra geri çekildiğini, daha sonra ise ambulansla hastaneye kaldırıldıklarını dile getiren Keleş, „Evime saldıracakları tehdidinde bulundular. O durumda çocuklarımı düşündüm. Neyse evi boşaltıp çocuklarımı şuan için başka bir akrabamın yanına götürmüşler. Allah kimseye göstermesin çok zor bir durumdu. Evimize saldırabilirlerdi. Namusumuzu zor kurtardık“ diye konuştu. Keleş, olay yerine gelen polislerin de olaya müdahale etmekte isteksiz davrandığını ve kendilerini suçladığını kaydetti.

ANF

EDIRNE

http://img405.imageshack.us/img405/7640/ipsalaedirne.jpg

Bu arada Van dan, Edirneye gelen kürt iscilere, türk ayak takimi saldirdi. Kürtler camiye siginmak zorunda kaldi. Irkci ve fasist solaganlar ile kürtleri linc etmek isteyen ayak takimini, polis ve askerler durdurdu! Edirne`de halen gerginlik devam ediyor.. Kürtler, Edirne ipsaladan cikarildi. Kürt iscilerin nereye gönderildigi ögrenilemedi..

Nûçe Nr. 435 – 23. Oktober

Wöchentliche Infor mationen aus Kurdistan und der Türkei

Nûçe Nr. 435

AMED / KURDISTAN 21.10.2009

Frieden nach Vorgaben Öcalans? Atalay erwartet 150 weitere PKK Kämpfer.

Nicht nur türkische Nationalisten könnten den neuen Kurdenkurs Ankaras torpedieren

http://img12.imageshack.us/img12/820/xxx1o.jpg

Mit einem »Friedensmarsch« von Nordirak zur türkischen Grenze testete die Arbeiterpartei Kurdistans (PKK) die Ernsthaftigkeit der neuen Kurdenpolitik der türkischen Regierung. Es war vor allem eine gelungene Demonstration für den Einfluss des auf der Insel Imrali im Marmarameer gefangenen PKK-Chefs Abdullah Öcalan.

Auf Öcalans Geheiß verließen innerhalb von Tagen vier männliche und vier weibliche PKK-Guerillas das Lager der Partei am Berg Kandil im kurdischen Nordirak und stellten sich den türkischen Behörden am Grenzübergang Ibrahim Khalil. Gleichzeitig verließen 26 Flüchtlinge, darunter vier Kinder, das kurdische Flüchtlingslager Mahmur in Nordirak und kehrten ebenfalls in die Türkei zurück.

An der Grenze empfing die Heimkehrer eine Menge von 50 000 oder mehr Anhängern der prokurdischen Partei für eine Demokratische Gesellschaft. Nach zehn Jahren als einziger Häftling auf Imrali hält Abdullah Öcalan die Zügel in seiner Partei noch immer fest in Händen und kann auch über die PKK hinaus eine große Zahl von Kurden mobilisieren.

Für die Türkei wird die Sache damit einfacher und schwieriger zugleich. Sie kann den Frieden tatsächlich haben, wenn sie Öcalans Rolle als Makler akzeptiert. Dem entgegen steht nicht nur Öcalans Vergangenheit, in der er auch mit terroristischen Methoden gegen die Türkei gekämpft hat. Dagegen steht auch die Furcht, die Türkei könnte sich vom Extrem der totalen Homogenisierung zum Extrem der totalen ethnischen Spaltung bewegen. So etwas mag man Zypern als Lösung vorschlagen, für die Türkei ist es unannehmbar.

Auch auf der türkischen Seite hat sich seit April viel bewegt. Zuerst forderte Generalstabschef Ilker Basbug eine politische Lösung. Ihm schlossen sich Staatspräsident Abdullah Gül und mit einigem Zögern Ministerpräsident Tayyip Erdogan an. Doch nach der ersten Welle nationalistischer Kritik an dem Vorhaben erklärten Armee wie Regierung eine Reihe von Dingen, die sie nicht wollen, ohne je zu sagen, was sie eigentlich wollen.

Erdogan sucht das Gespräch mit dem Führer der oppositionellen Republikanischen Volkspartei, Deniz Baykal, über die Kurdenfrage. Das erweckt den Anschein, als plane er Kühneres an Reformen, als bisher öffentlich eingestanden wurde, insbesondere eine Verfassungsänderung, ohne die ein echter Friede nicht zu haben ist. Baykal hat sich dem Gespräch bislang mit allerlei Ausflüchten entzogen. Zuletzt wollte er, dass es von einer Kamera aufgezeichnet wird.

Von der Rückkehraktion gab sich die Regierung erst einmal unbeeindruckt. Innenminister Besir Atalay erklärte, er erwarte, dass 100 bis 150 PKK-Leute kommen. Immerhin kündigte er an, dass demnächst zwei Minister nach Mosul reisen werden. In dessen Nähe befindet sich das von der UNO betreute Flüchtlingslager Mahmur. Dort leben derzeit etwa 12 000 Kurden, die Anfang der 90er Jahre aus vom Militär zerstörten Dörfern im Bergland nahe der irakischen Grenze nach Irak geflohen sind. Es ist bekannt, dass die PKK in Mahmur über starken Rückhalt verfügt. Deshalb hat die Türkei großes Interesse an einer Auflösung des Lagers. Die in die Türkei zurückgekehrten Flüchtlinge und PKK-Mitglieder wurden indes nach einer Befragung durch Staatsanwälte freigelassen.

Der türkische Staat vergibt PKK-Mitgliedern, die aus dem Ausland zurückkehren und sich stellen, sofern sie nicht an bewaffneten Aktionen teilgenommen haben, was sich meist schlecht nachprüfen lässt. Kein Pardon gibt es für Taten, die vor dem Gang ins Ausland verübt wurden, etwa die Teilnahme an einer illegalen Demonstration. Es ist durchaus möglich, dass die PKK in nächster Zeit weitere Gruppen schickt, eventuell auch von Funktionären aus Europa. Damit könnte die Regierung den Erfolg der Befriedungspolitik allen vor Augen führen und kühnere Schritte wagen als bisher.

Wie auch immer, der Weg zum Frieden ist kein einfacher. Hasan Cemal, einer der bekannteren liberalen Kolumnisten, schrieb in »Milliyet« bereits warnend, man solle diejenigen, die sich vor dem Frieden und der Demokratie fürchten, nicht unterschätzen. Doch torpediert werden kann der Friedensprozess nicht nur von türkischen Nationalisten. Die Fixierung der kurdischen Nationalisten auf Öcalan könnte ebenfalls zu einem Problem werden.

Von Jan Keetman, Istanbul – Neues Deutschland 21-10-2009

* Hûn Bixêr hatin *

http://img195.imageshack.us/img195/3918/bariselcilerib34.jpg
http://img23.imageshack.us/img23/977/bariselcilerib28.jpg
http://img14.imageshack.us/img14/8824/bariselcilerib5.jpg

100.000 Menschen empfangen Friedensdelegationen in Habur

ŞIRNAK (DİHA) – Um die auf Vorschlag von Abdullah Öcalan ausgesandten Firedensdelegationen aus Guerillas und Flüchtlingen zu empfangen, versammelten sich am Habur-Grenzübergang mehr als 100.000 Menschen. Sie rufen Parolen, singen kurdische Lieder und tanzen. Ebenfalls um die Delegationen in Empfang zu nehmen ist auch eine 40-köpfige AnwältInnengruppe nach Habur aufgebrochen. Anwesend sind neben FunktionärInnen der ÖDP, auch viele Abgeordnete der DTP darunter die beiden Vorsitzenden Ahmet Türk und Emine Ayna.

Aus den verschiedenen kurdischen Regionen, v.a. Silopi, Cizre, Beytüşşebap, İdil und Şırnak reisten Zehntausende jeden Alters mit Lastwägen, Traktoren, Bussen, Motorrädern und allem was zur Verfügung stand, ausgestattet mit Fahnen und grün-gelb-roten Tüchern an. In ihren Parolen brachten sie einerseits ihre Verbundenheit mit der PKK und Öcalan zum Ausdruck, andererseits aber auch die Forderung an den türkischen Staat endlich auf die politischen Lösungsansätze der PKK einzugehen und mit Öcalan in Gespräch zu treten.

Der Grenzübergang wurde allerdings schon in den Morgenstunden geschlossen und von Spezialeinheiten, Riot Polizei und Soldaten umzingelt. Auch JournalistInnen werden vom Grenzübergang ferngehalten und es wurden sogenannte Jammer aufgestellt, die Handynutzung etc. unterbinden. Der Militärgouverneur von Şırnak ist ebenfalls anwesend. Außerdem wurden 5 Staatsanwälte und ein Richter abgestellt. Die Friedensdelegationen haben einen Brief dabei, der ebenfalls von ihnen als Verteidigungsschrift genutzt werden wird. Sie erklärten, dass es den Guerillas der Friedensdelegation nicht darum ginge, den „Reue Paragrafen 221“. Zu nutzen, sondern dass sie als FriedensbotschafterInnen gekommen seien um den ins Stocken geratenen Friedensprozess voranzubringen. Die türkische Presse, wie auch der türkische Staat versucht, die BotschafterInnen als Guerillas „die sich ergeben“ darzustellen. Die eintreffende Delegation befindet sich im Moment in einem Polizeistützpunkt. Das weitere Vorgehen der Behörden ist noch nicht bekannt.

In vielen anderen Städten in der Türkei, wie auch in den kurdischen Provinzen demonstrierten viele tausend Menschen für Frieden und zur Unterstützung der Delegationen.

Quelle: DIHA, 19.10.2009, ISKU




kostenloser Counter
Poker Blog