Koma Civakên Kurdistan(KCK), bir kez daha demokratik çözüm ve barışta ısrar ettiğini gösteren bir deklarasyon açıkladı.
KCK, kalıcı bir barış sürecinin gelişmesi için öncelikli dört adımı sıraladı: Karşılıklı olarak silahların susturulması; askeri ve siyasi operasyonlara son verilmesi. 14 Nisan’dan bu yana tutuklanan tüm Kürt siyasetçilerin hemen serbest bırakılması. Öcalan‘ın ilk adım olarak ev hapsi gibi bir statüde kalmasının sağlanması. Taraflar arasında müzakerelere başlanarak sürecin ilerletilmesinin sağlanması.
KCK, Türkiye‘nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununda kalıcı çözümün gelişmesi, karşılıklı güven ve istikrarın pekişmesi, gerçek bir toplumsal uzlaşmanın sağlanması için yine adım attı.
KCK, eylemsizlik süreci ve tarihsel arka planını değerlendirdiği; çözümü doğru bir rotaya çekecek ve ivme kazandıracak “Demokratik Çözüm ve Barış Deklarasyonu”nu kamuoyuna duyurdu.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, KCK Yürütme Konseyi üyeleri ve KONGRA GEL Divan Başkanlığı‘nın da katıldığı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Kürt sorununun çözümünde gelinen aşamayı değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan, deklarasyonun amacını şu sözlerle ifade etti: “Ortadoğu’da istikrar ve demokrasinin gelişmesi ve bölge halklarının ortak çıkarları için bu sorunun adil ve demokratik bir çözüme kavuşturulması artık bir zorunluluk haline gelmiştir.”
93 YILINDAN BU YANA
1993 yılından bu yana bu sorunun demokratik, barışçıl, siyasal çözümü için önemli çabalar sergilediklerini hatırlatan Karayılan, 1993, 1995, 1998, 1999, 2006 ve 2009 yıllarında bu yönlü önemli açılımlar yaptıklarını ve savaşı tek taraflı durdurduklarının altını çizdi. Bütün bu süreçlerdeki barışçıl çabalarının Türk devleti tarafından tasfiye etme zemini olarak değerlendirilmek istendiğini kaydeden Karayılan, Türk devleti en kapsamlı askeri ve siyasi saldırılarını tam da bu dönemlerde gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Karayılan, en son 13 Nisan 2009 tarihinde ilan ettikleri tek taraflı eylemsizlik sürecinde, Kürt siyasal zemininin tümüyle tasfiye edilmesi için kapsamlı bir saldırı sürecinin başlatıldığını ve halen devam ettiğini söyledi.
29 MART’IN GÜCÜ
Karayılan, bir referandum havasında gerçekleşen 29 Mart yerel seçim sonuçlarının Kürt Özgürlük Hareketi açısından önemli bir siyasal başarı olduğunu belirterek, „AKP Hükümeti, 29 Mart’la birlikte iflas eden inkar ve imha siyasetinden vazgeçmek yerine, ‚açılım‘ adı altında yeni bir taktikle sürdürmeyi esas almıştır. Bu politikanın özü bazı göstermelik adımlarla, sorunun çözüleceği havasının yaratılması gölgesinde Kürt Özgürlük Hareketi‘nin tasfiye edilmesi olduğu bugün çok daha iyi açığa çıkmıştır. Biz 13 Nisan’da tek taraflı eylemsizlik ilan etmemize rağmen operasyonların sürdürülmesi ve 14 Nisan’dan itibaren demokratik, yasal tüm Kürt temsilcilerini hedeflemesi bunun açık ispatıdır” dedi.
DEVLET TERÖRÜ UYGULANDI
Kürt tarafının barışçıl süreçte ısrarcı olduğu ve Öcalan‘ın gerilladan, Maxmur ve Avrupa’dan barış gruplarının gönderilmesi çağrısına karşılık verdiğini belirten Karayılan,“ Ne var ki milyonlarca Kürdistanlının Barış Gruplarını sahiplenmesi ve büyük bir coşku ile çözümü ve barışı haykırması AKP ve Türk devletinin gerçek niyetini açığa çıkarmıştır. Bunun için Başbakan Erdoğan, ‚gerekirse başa döneriz‘ tehdidini yapmış, ardından Kürt halk Önderliğine, Kürt halkına ve demokratik siyasetinin temsilcisi olan DTP’ye yönelik saldırı dalgası başlatılmıştır. Kalıcı barış için hazırlanan Yol Haritası verilmediği gibi Kürt halk Önderliği ölüm çukuruna atılarak cezalandırma ile cevap verilmiştir. Halkımızın demokratik tepkilerine karşı bir devlet terörü siyaseti uygulanmıştır” diye konuştu.
ASKERİ OPERASYON SÜRECİ
Kürt halkı üzerinde bu süreçte ciddi bir saldırı uygulandığını dile getiren Karayılan, şunları söyledi: “Kürt halkının yasal, demokratik partileri ve kurumları kapatılıyor, demokratik siyaset yapan yüzlerce siyasetçi tutuklanmış bulunuyor. Taş atıyor diyerek çocuklara dünyada görülmemiş biçimde onlarca yıl ceza veriliyor. Halkın demokratik gösterilerinde terör estiriliyor. Bugün Kürdistan coğrafyasında yaşanan bu uygulamalar ancak askeri rejimler döneminde olabilecek faşizan uygulamalardır. Kürt halkının seçilmiş temsilcileri, belediye başkanları, belediye meclis üyelerini, il genel meclis üyeleri, İnsan hakları savunucuları ve DTK temsilcilerine kadar uzanan geniş bir toplumsal kesim hedeflenerek, kelepçelenmiş ve tutuklamıştır. Tüm bu durumlar Kürt halkının iradesini kırma, sindirme, parçalama ve özgürlük çizgisini siyasi planda tasfiye ederek, demokratik çözüm zeminini ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu politikaların en önemli amacı gerilla hareketini desteksiz bırakmak ve 2010 yılı içerisinde gerçekleştireceği askeri harekatlarla Kürdistan Özgürlük Hareketi‘ni tümden yok etmeyi hedeflemektir.”
KAPSAMLI BİR SAVAŞ
Türk hükümeti ve devletinin, psikolojik, diplomatik, sosyal ve ekonomik boyutlarını tamamlayan bir askeri hamle ile sonuç almak istediğini ve bunun kapsamlı bir savaş anlamına geldiğini ifade eden KCK Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan, bunu içine bir kısım Kürtlerin de alınmak istendiğinin altını çizerek, „AKP’nin bu politikası sadece Kuzey için değil, tüm parçalardaki Kürtler için de tehlikeli ve kirlidir. Çünkü Kürtleri bir ulusal topluluk olarak kabul etmeyen, bireysel haklar çerçevesinde bazı kültürel kırıntılarla Kürt toplumunu oyalamak, çatıştırmak ve Özgürlük Hareketi ile tüm kazanımlarını tasfiye etmek isteyen inkarcı bir siyasi anlayışı temsil etmektedir“ dedi.
GELİNEN NOKTA TEHLİKELİ
İlgili tüm güçlere ve demokratik kamuoyuna çağrıda bulunan KCK Yürütme Konseyi Başkanı, „AKP hükümetinin öncülüğünde Türk devletinin gelişen Kürt politikası her ne kadar farklı isimler takılsa, ’sorunu çözüyoruz‘ psikolojik savaş propagandası eşliğinde gelişiyor olsa da, gerçekte çok tehlikeli bir noktaya gelmiş bulunmaktadır“ diyerek, baskı ve şiddetin her türlü tahammül sınırlarını aştığını söyledi.
„Halkımızın küçük düşürülmesine ve iradesinin çiğnenmesine dönük vicdanları zorlayan uygulamalar olağan hale getirilmiştir“ diyen Murat Karayılan, öncelikle AKP hükümeti ve Türk devletinin, politikanın toplumsal düzeyde yarattığı tahribatların boyutlarını görmesini istedi. Karayılan, telafisi mümkün olamayacak tahribatlara meydan vermemek için; halklara karşı duydukları derin sorumluluğun bir gereği olarak şu çağrıyı yaptı: „Türk devleti ve hükümeti, bu politikadan vazgeçin ve Önderliğimizin sunduğu Yol Haritası ekseninde soruna yaklaşın.”
ÇÖZÜM İÇİN 3 İLKE
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Türkiye‘nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununda kalıcı çözümün gelişmesi, karşılıklı güven ve istikrarın pekişmesi, gerçek bir toplumsal uzlaşmanın sağlanması için üç temel ilkenin esas alınmasını bir çözüm anahtarı olarak sunmayı önemli bulduklarını vurguladı. Karayılan, şöyle sıraladı:
* Birincisi; hiçbir kimliğin egemen ve ayrıcalıklı olmadığı Demokratik Ulus.
* İkincisi; hiçbir toplumun yaşadığı ülke yok sayılmadan bütün toplulukların üstünde yaşadığı Demokratik Vatan.
* Üçüncüsü; sınırların sorun yapılmadığı, toplumların ulusal ve siyasal haklarının demokrasi içinde tanındığı Demokratik Cumhuriyettir.
Bunun çerçevede sorunun kalıcı çözüm perspektifinin anayasal bir düzenlemeyle mümkündür. Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni, sivil, demokratik bir anayasanın gündeme alınıp kabulünün sağlanması Türkiye’yi gerçek demokratik sisteme kavuşturacak ve Kürt sorununun çözümünü de bu eksende imkân dâhiline sokacaktır.
BARIŞIN ÖNÜNÜ AÇACAK 4 MADDE
Karayılan, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde, kalıcı bir barış sürecinin gelişmesi için öncelikli olarak dört madde sundu:
* Sürecin geliştirilmesinde öncelikle karşılıklı olarak silahların susturulması şart. Bir tarafın silahları susturması, diğer tarafın fırsat bu fırsat diyerek silahları daha da ateşlendirmesi sürecin ilerlemesini sağlayamaz. Adına ne kadar demokratik açılım denilse de karşılıklı silahların susturulması olmadan, akan kanın eşliğinde hiçbir adım atılamaz. Bunun için askeri ve siyasi operasyonlara son vermek gerekmektedir.
* Diğer önemli bir konu da, 14 Nisan’dan bu yana sudan gerekçelerle tutuklanan tüm Kürt siyasetçilerin hemen serbest bırakılmasının gerekliliğidir.
* Kürt sorununun demokratik çözümünde ve barışın gelişmesinde en pozitif rol oynayacak aktör Kürt Halk Önderliğidir. Önder Apo, Kürt sorununun halkların kardeşliği temelinde çözümü için bir şanstır. Bu gerçeklik dikkate alınarak Önder Apo’nun demokratik siyasi çözümde rolünü oynayacak biçimde(ilk adım olarak) ev hapsi gibi bir statüde kalması sağlanmalıdır.
* Kürt sorunu Kürtlerle tartışılmadan çözülemez. Her toplumun bir siyasal temsil gücü vardır. Demokratik çözüm için taraflar arasında müzakerelere başlanarak sürecin ilerletilmesinin sağlanması hedeflenmelidir.
DEMOKRATİK KURULUŞLAR İNİSİYATİF ALSIN
Karayılan, demokrasi güçleri, sol, sosyalist, liberal demokratik çevreler, Alevi birlikler ve demokratik İslami kesimlere kadar geniş yelpazeye çağrıda bulunarak, inisiyatif almalarını istedi. Kürt Özgürlük Hareketi‘nin tarihinin en önemli sürecine girdiğini belirten Murat Karayılan, „Bütün parçalarda bütün Kürdistani güçler ulusal demokratik çizgide dayanışma içerisinde Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesi için üstüne düşen sorumlulukların gereğini yerine getirmelidir. Özellikle Güney Kürdistanlı siyasetçilerin üzerine önemli roller düştüğü açık ortadadır. Biz bu temelde bütün Kürdistani güçleri AKP hükümetinin bu sinsi politikasını görmeye, desteklememeye ve daha güçlü dayanışma ile onurlu bir barış ve demokratik çözüm için güçlerini birleştirmeye çağırıyoruz“ dedi.
ULUSLARARASI GÜÇLERE ÇAĞRI
Bölgede barış ve istikrardan çıkarı olan tüm uluslararası güçleri, Kürt sorununda şiddete dayalı politikaları desteklememeye ve sorunun barışçıl, demokratik temelde çözülmesi için üstüne düşen görevleri yerine getirmeye çağıran KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, sözlerini şöyle bitirdi: „Bilinmeli ki, Kürdistan halkı özgür demokratik bir yaşama karar vermiş bir halktır. Bunun için gerekli irade ve fedakarlığı ortaya koymuştur. Özgür ve onurlu bir yaşam uğruna büyük fedakarlıklar gösteren halkımızın KCK şahsında toplumsallaşan gücü karşısında hiçbir saldırı yönteminin başarılı olma şansı kalmamıştır. Halkımız ve hareketimiz her türlü saldırıya karşı yüksek bir direniş ruhuyla cevap verebilecek ve kazanmayı başaracak güçte olduğunu herkese gösterecektir.”